Diktatörlük, Darbecilik Ortadoğu’nun Kaderi Midir?Yakup Aslan

Read Time:14 Minute, 13 Second


Diktatörlük, Darbecilik Ortadoğu’nun Kaderi Midir?Yakup Aslan


Yakıp Aslan

Sosyal baskının yeterince güçlü olduğu belirli koşullarda, halkın çoğunluğunun normal psikolojik profilleri, itaat etmeye ve uyum göstermeye yönelmek şeklinde beliriyor. Literatürde açıkça öne sürülen bu davranışsal yönelimler, aynı toplumdaki ötekilerin aşırı şiddete uğramalarına, hatta ölümlerine bile yol açabilir. Üzülerek söylenebilir ki, tarihte bu yönelimlerin çok ama çok örnekleri var. Yine de herkesin itaat etmemesi ve uyum göstermemesi ise iyi haber; baskı altına alınmaya başkaldıran bireyler daima ortaya çıkar; daha iyi bir dünyanın yolunu da, doğru şeyi yapan bu insanlar gösterirler. Ne var ki diktatörlüğün hakim olduğu günlük yaşamda, itaat ve uyum, halkın çoğunluğu için uyulması gereken kurallar haline gelecektir.
Toplumsal çaresizlik hissini canlı tutmak için diktatörler korkuyu ve baskıyı sıklıkla kullanırlar. Zoraki seçimler ya da “iyi yurttaş” etkinlikleri gibi düzmece etkinliklere halkın (özellikle gençlerin) katılmaya zorlanmaları, diktatörlüklerde toplumun zihinsel uyumsuzluğa düşmesine ve toplumsal bir tavır değişikliğine yol açabilir. Bununla birlikte, burada konu edilen zihinsel uyumsuzluk toplum temelli süreçler dahilinde gerçekleştirilmelidir ve yalıtılmış bireylerin kişisel düşüncelerinden çok, ortak sosyal yapılanmalar içermelidir. Diktatörü anlamaya çalışan genel yaklaşım, diktatörün kişiliği ve ortaya koyduğu liderlik üzerine odaklanmak şeklinde olagelmiştir. Bir diktatörün beynindeki insan tipini yaratmak için bireyleri yeniden sınıflandırarak güç kullanması toplumun dönüştürülmesinde kullanılan yöntemlerdendir. Özellikle diktatörlük çerçevesinde ele alındığında liderliği anlayabilmek için, niteliklere gelenekçi yaklaşımla odaklanmayı bir yana bırakmak ve onun yerine, diktatörlüklerde doğal bir durum haline gelen, toplumsal ortak düşünce yollarının rollerini ve kavramsal gücünü dikkate almak gerekir.
Araştırmalar gösteriyor ki, kimlik gelişiminden ayrı düşünülmemesi gereken kişilik gelişimi, diktatörlüğün desteklenmesi açısından kritik öneme sahiptir. Kapsamlı psikolojik araştırmaların gösterdiği gibi otoriterliğin -mutlakiyetçilik- bu noktada önemli bir rolü vardır: Fazlasıyla otoriter kişiler güçlü, saldırgan liderlerin yanı sıra, gruplar arası eşitsizlikleri de desteklemeye meyillidirler. Etnik merkezcilik üzerine araştırmalar böyle kişilerin kendileri dışındaki gruplara karşı fazlasıyla ön yargılı olduklarını ve farklı görüşlere sahip olanları tehdit olarak algıladıklarını ortaya koymaktadır.
Gelen gideni aratır hesabı, genellikle geri kalmış ülkelerde diktatörlük yönetim ve yöntemleri son bulmuyor. Kimi darbeyle başa gelir. Kimi de ya babadan oğula geçen sistemle. Bir de derin hesaplarla topluma ümit verip yönetime gelenler var ama ne yazık ki her gelen eskiye rahmet okutacak uygulamalar içinde olmuştur. 6 Ekim 1981 tarihinde Mısır’da 10 yıl yönetimin başında olan diktatör Enver Sedat suikastla öldürüldü, bu kez onun yerine 30 yıl iktidarda kalan Hüsnü Mübarek geldi.
Saddam, Kaddafi hepsi yıllarca diktatör olarak ülkelerine çökenlerdendi.
Diktatörlerin entelektüel derinlikleri, vizyonları, birikimleri, misyonları olmadığı gibi çoğunun üniversite diploması da yoktur. Cahildirler, ülkeyi de cehaletten beslenen militarist yöntemlerle yönetirler. Egemenliği ele geçirmeden önce halktan yanadırlar, özgürlükçü, hoşgörülü sabırlıdırlar, herkesle iyi geçinirler, egemenliği ele geçirdiklerinde ise tahammülsüzdürler, kibirlidirler, hiçbir ahlaki değere, hukuka, evrensel ilkelere uymadıkları gibi, acımasız olurlar. Kendilerinden olmayan herkesi düşman görürler. Muhalifleri düşman ilan edip imha etmeye çalışırlar. Çevrelerindekilerin de 3 maymunu oynamasını ve sadece egemenleri övmelerini onaylarlar.
Yolsuzluk, ekonomi, hukuk, toplumsal değerler, milli değerler, seyahat, din dahil her şeyi kendi bekaları, egemenlikleri için kullanırlar.
Tecrübeler gösteriyor ki, diktatörler her yerde iktidarlarını güçlendirmek için dini hassasiyet sahibi çevreleri kullanmışlardır. Milli ve dini hassasiyetleri iyi kullanan Kaddafi, “halkım beni sever. Sevmeyenler ya El Kaide ya da Batının ajanıdır” diyordu.
Kendi ülkelerinin realitesinden sıyrılıp, gücün ritüellerine göre hareket edince, egolarına teslim olunca hiç ölmeyecek gibi tanrısal bir güce sahip olduklarını düşünürler. Narsizmin bir bölümü kibirdir. Dış görünümlerine, yaşamlarına, itibarlarına fazlasıyla önem verirler. Kendisine saygısı olan bir diktatör, asla görkemli ve ihtişam sembolü saraylara sahip olmadan yaşayamaz. Birden fazla saraya sahip olur ve sarayı olmadığında kendisini eksik hisseder, hatta fazla mermerin kullanıldığı sarayları olmalıdır. Boyut ne kadar büyükse o kadar itibar gösterisi sözkonusu olur. Saddam, Stalin’i kendisine örnek alıyordu. Uygulamalarında onun tecrübelerinden bolca yararlanıyordu.
Toplumun daha fazla cahil bir seviyede olması onları daha da güçlendirir, devletin imkanlarını bu yönde kullanmaya çalışırlar. Yargıları, meclisleri, siyasetleri, medyaları, eğitimleri, icraatları sahtedir. Yalan ve algı üzerinden topluma yön verirler, yalanları için başak argümanlardan yararlanırlar. Realite olarak onlar kadar onları ayakta tutanlar da sorumludur. Kötülüğe göz yuman kötülüğün bir parçası haline gelir. Zulme rıza zulümdür.
Afrika ülkesi Sudan’da aylarca devam eden kitlesel gösterilerin ardından askeri darbeyle görevinden uzaklaştırılan ve Sudan’ın son 30 yılına damga vuran asker kökenli darbeci siyasetçi Ömer el Beşir, son dönemlerin önemli bir diktatörlük örneğidir.
Mareşal Ömer Hasan Ahmed el Beşir 1 Ocak 1944’te başkent Hartum’un kuzeyindeki Nil Nehri eyaletine bağlı Bannaga kentinde doğdu.
1960’da girdiği askeri akademiden 1966’da paraşütçü bir subay olarak mezun oldu. Mısır, Malezya ve Pakistan’da da ilave askeri eğitimler aldı.
1973’te Mısır ve Suriye’nin İsrail ile girdiği savaşta Mısır ordusunda görev yaptı.
1975’te Birleşik Arap Emirlikleri’nde askeri ataşe olarak çalıştı.
1981’de Sudan’a dönerek askeri görevlerini sürdürdü.
1989’dan 1993’e kadar Sudan Savunma Bakanı olarak görev yaptı. Bu süre zarfında Devrimci Komuta Konseyi’ni kurarak kürsü başkanlığını yürüttü. Aynı zamanda Sudan’ın adı konulmamış liderliğini üstlendi.
30 Haziran 1989’da tuğgeneral rütbesiyle görev yaptığı Sudan ordusu El Beşir öncülüğünde kansız bir darbe ile Başbakan Sadık el Mehdi hükümetini devirdi. Darbenin ardından ülkedeki tüm siyasi partiler kapatıldı, işçi sendikaları lağvedildi ve bağımsız basın önce sansürlendi ardından devlet tekeline alındı. Muhalif çizgide duranlar tutuklandı, yurt dışına çıkmaya mecbur edildi veya susturuldu.
Beşir, askeri darbenin ardından 15 üyeli Ulusal Kurtuluş için Devrimci Komuta Konseyi’nin başkanı olarak yönetime el koydu. Darbenin ardından gerçekleştirdiği ilk icraatından birisi kendisini korgeneral rütbesine yükseltmek oldu. Daha sonra kendini mareşalliğe atadı.
Seçimle iktidara gelen hükümete karşı 30 Haziran 1989 tarihinde düzenlenen askeri darbeyi Müslüman Kardeşler’in Sudan kolu, dönemin önemli İslami kanaat önderlerinden Hasan el Turabi liderliğindeki Ulusal İslami Cephe de destekledi. Bir dönemler Hasan el Turabi’nin başına yemin ediyorduk. Ordunun üst düzey isimleri bu İslami darbeye sıcak bakmadıkları için Turabi de alt rütbelerden destekçi buldu. Bulduğu isim de o dönem tuğgeneral rütbesinde olan Beşir oldu.
1990 yılının nisan ayında kendisine yönelik darbe girişiminden sağ kurtulmayı başardı. Darbe girişiminde yer aldığı öne sürülen 30’dan fazla üst düzey asker ve polisi idam ettirdi. Batılı bazı kaynaklar ise Ömer El Beşir’e yönelik darbe girişiminin aslında Beşir’in bizzat kendisi tarafından ‘planlanan bir kurgu’ olduğunu iddia etti. Yani muhaliflerini veya kendisine karşı herhangi bir hazırlık içerisinde olanları sindirmek için böyle bir kurgu “Allah’ın nimeti olarak” görüldü.
1993’te ABD Dışişleri Bakanlığı, Sudan’ı terörizme destek veren ülkeler listesine aldı.
16 Ekim 1993’te darbeyi gerçekleştiren ve kendini Devrim Komuta Konseyi olarak adlandıran cunta feshedildi. El Beşir, Sudan Devlet Başkanı oldu. Ülke kısmen sivil yönetime geri döndü. Mart 1996’da yapılan seçimlerde oyların yüzde 75’inden fazlasını alarak yeniden devlet başkanı seçildi. Turabi de parlamento başkanı oldu.
Beşir’in iktidarının ilk dönemleri, Turabi ile girdiği iktidar mücadelesinin gölgesinde geçti. O dönem iki lider arasında ciddi bir denge unsuru olan Devlet Başkanı Yardımcısı General Zubeyir Muhammed Salih’in 1998 yılında şüpheli bir uçak kazasında hayatını kaybetmesi siyasi çekişmenin artmasına neden oldu.
Aralık 1999’da Turabi ile el Beşir arasındaki iktidar mücadelesi zirveye ulaştı. Turabi’nin başkanlığındaki parlamento, Beşir’in yetkilerini azaltan bir dizi yasal düzenleme yapmak istedi.
1999’da Ulusal Kongre Partisi Genel Başkanı Hasan el Turabi, devlet başkanının yetkilerini sınırlayan bir yasal düzenleme önerdi, hemen akabinde El Beşir, parlamentoyu feshetti. Turabi ile Beşir arasındaki rekabet ve husumet sonraki süreçte sürekli kendini gösterdi.
23 Aralık 2000’de gerçekleştirilen seçimlerde oyların yüzde 85’ini alarak yeniden devlet başkanı koltuğuna oturdu.
2002 yılı sonunda Sudan hükümeti, Darfur bölgesinde başlayan yerel kabilelerin isyan hareketlerini bastırmak için “Janjavid” isimli paramiliter grubu kurdu. Silahlı çatışmalarda yüz binlerce sivil yaşamını yitirdi. Devlet veya daha doğrusu devleti ele geçiren güçler, her sıkıştıklarında karanlık yapılanmalarıyla, militarist milisleriyle sorundan kurtulmaya çalışırlar.
2007’nin eylül ayında BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon ile görüşen el Başhir, Darfur’daki isyancılarla barış masasına oturabileceklerini söyledi. Ancak görüşmeler, yaşanan olumsuzluklardan dolayı süresiz ertelendi. Egemenler barış süreçlerini genelde zaman kazanmak, oyalamak, süreci geniş zamana yayarak muhatabı yormak ve yeni kumpaslar kurmak için gündeme getirir.
14 Temmuz 2008’de Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Savcısı Luis Moreno-Ocampo, Ömer el-Beşir’i soykırım, insanlığa karşı suç ve Darfur’da savaş suçu işlediği gerekçeleriyle suçladı.
4 Mart 2009’da Uluslararası Ceza Mahkemesi, el Beşir hakkında tutuklama emri çıkardı.
26 Nisan 2010’da yapılan devlet başkanlığı seçimlerinin ardından Sudan Ulusal Seçim Komisyonu, el-Beşir’in oyların yüzde 68’ini aldığını ve yarışın galibi olduğunu bildirdi. Ancak AB ve Carter Center’dan Batılı gözlemciler, seçimi, “uluslararası standartlara uymadığı” gerekçesiyle eleştirdi. Muhalefet de seçimin yolsuzluk, yıldırma politikaları ve eşit olmayan şartlarda yapıldığını belirtti. Ancak muhalefetin kuşatma altında sesini kitlelere duyurması engellendi.
12 Temmuz 2010’da Uluslararası Ceza Mahkemesi el Beşir hakkında ikinci bir tutuklama emri çıkardı. Beşir bu defa önceki suçlarla birlikte 10 ayrı başlıktan suçlandı.
12 Aralık 2014’te Uluslararası Ceza Mahkemesi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından tam olarak desteklenmediği gerekçesiyle Ömer el Beşir hakkında yürütülen davaları askıya aldı. Tarafları rüşvetle dizayn ettiğinden kuşku duyulmuyor.
9 Mart 2015’te UCM, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden Sudan’ı, El Beşir’in iadesini sağlamak için adım atmaya çağırdı.
27 Nisan 2015’te gerçekleştirilen seçimi yüzde 94 ‘lük bir oy oranıyla kazandı. Sudan Seçim Komisyonu, muhalefetin boykot ettiği seçimin galibinin el Beşir olduğunu duyurdu.
15 Haziran 2015’te Güney Afrika Yüksek Mahkemesinin hakkında tutuklama karar vermesinin akabinde zirve için gittiği bu ülkeden acilen ayrıldı. El Beşir’in ülkeden çıkmasına izin verdiği için Güney Afrika hükümeti uzun süre eleştirildi.
23 Kasım 2017’de gerçekleştirdiği Moskova gezisi sırasında Rus lider Vladimir Putin’den ABD’ye karşı kendisini korumasını istedi. Ayrıca el Beşir, Rusya ile daha yakın askeri ilişkiler kurmak istediklerini dile getirdi. Putin’in desteğini almak için, Rusya’dan fazla miktarda askeri malzemeyi alarak, olayı bir rüşvete dönüştürmüş olması geleneği haline geldi.
16 Aralık 2018’de beklenmedik bir şekilde Suriye’yi ziyaret etti. Bu, ülkede 2011’de başlayan savaşın ardından bir Arap liderin Suriye’ye gerçekleştirdiği ilk ziyaret olarak tarihe geçti. İki ülke yöneticisinin istibdat konusundaki ortak yanları az değildi.
19 Aralık 2018’den bu yana Sudan, hayat pahalılığının yanı sıra Ömer el-Beşir’in görevi bırakmasının istendiği gösterilere sahne oluyordu. Halk, parlamentoda yapılan bir oylama ile Beşir’e 5’inci dönem seçilmenin yolunu açacak düzenlemeye karşı çıktı. Egemenliği ele geçiren bir daha bırakmak istemez. Bundan dolayı kendisini ölünceye kadar kral ilan eder.
22 Şubat 2019’da ülke genelinde aylardır devam eden ve yüz binlerce kişinin katıldığı barışçıl protestolara cevaben el Beşir, bir yıl süren olağanüstü hal ilan etti. Bu kes yasaklarla, tutuklama ve yargı baskısıyla halkı sindirmeye çalıştı.
Protestoların artarak devam etmesi sebebiyle 1 Mart 2019’da iktidardaki Ulusal Kongre Partisi’nin başkanlığı görevinden istifa etti.
Protestolar sırasında onlarca eylemci hayatını kaybetti, yüzlerce gösterici de yaralandı. İnsan hakları aktivistleri, yüzlerce kişinin de cezaevine konulduğunu bildirdi.
Sudan’da 19 Aralık 2018’de hayat pahalılığı nedeniyle başlayan gösterilerin ülke genelinde rejim karşıtlığına dönüşmesi üzerine, ordunun 11 Nisan 2019’daki müdahalesiyle 30 yıllık Ömer el-Beşir dönemi sona ermişti. Eski lider, aylarca süren protesto eylemlerinin ardından devrilmiş ve ev hapsine alınmıştı. El Beşir daha sonra yüksek güvenlikli Kobar Hapishanesi’ne gönderildi.
Sudan’da savcılar, ülkenin devrik lideri Ömer El Beşir’in evinde, Euro, ABD Doları ve Sudan Lirası’ndan oluşan 130 milyon doları aşkın nakit para bulunduğunu ve El Beşir’in kara para aklama suçlamasından da soruşturulacağını açıkladı. Ekonomi çökme noktasına gelince ülkeye kara para gelmesi için her yola başvuran bir yönetici, mafyayı bugünler için kolluyor.
Sudan’da hükümete bağlı Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu, geçen sene darbeyle görevine son verilen eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir, aile üyeleri ve ortaklarının 4 milyar dolar değerinde mal varlığına el koydu.
Menna, geçen ay yaptığı açıklamada da Beşir’e yakın isimlerden iş adamı Abdulbasıt Hamza’nın kamuya ait 2 milyar doları zimmetine geçirdiğini, kamudan gasp edilen 1,2 milyar dolar değerinde arsa ve hisse senedine el konulduğunu duyurmuştu.
Devrik lideri, yolsuzluk ve yasa dışı döviz bulundurmaktan 2 yıl hapis cezasına çarptıran mahkeme, 70 yaşından büyük olduğu gerekçesiyle cezasını rehabilitasyon merkezinde çekmesine hükmetmişti.
1989 yılında bir askeri darbeyle iktidara gelen Sudan Devlet Başkanı Ömer el Beşir, 30 yıl sonra sokak gösterilerinin ardından, yine bir askeri müdahaleyle görevinden alındı.
El Beşir, Sudan tarihinin en uzun süre görevde kalan devlet başkanıydı.
30 yılda Sudan birçok badire atlattı. Beşir, devlet başkanlığı seçimlerinin ardından bir daha aday olmayacağını açıklamış ancak 2015’te adaylığını koyup tekrar kazanmıştı. Bu kez tutuklanmadan önce 2020 seçimlerinde aday olmayacağını söylemişti. Ama halk artık onun yalanlarına inanmıyordu.
Afrika’yı yakından takip eden siyasi yorumcular, Beşir’in rakipleri arasındaki uyuşmazlıkları kendi lehine kullanarak, onların zaaflarını kendi egemenliğine fırsata dönüştürerek karşısına kayda değer bir rakip çıkmasını engellediğini söylüyor. Taviz vermeye yanaşmayan onurlu rakiplerini düzmece suçlarla, talimat vererek tutuklatıyor; diğer bir kısmına makam veya büyük haraçlar vererek onları etkisiz hale getiriyordu. Beşir, iktidarda olduğu süre boyunca kendisine siyaseten rakip olarak gördüğü hemen herkesi bertaraf etmeyi başardı. Bu isimlerden ilki de askeri darbenin arkasındaki siyasi gücü sağlayan ve dönemin en önemli siyasal İslam kanaat önderlerinden Turabi oldu.
Aradan geçen 30 yıl içinde sadece iç çekişmelerden değil, 2003’teki Darfur iç savaşı, 2009 yılında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından hakkında çıkartılan yakalama kararı ve 2011 yılında Güney Sudan’ın ayrılarak bağımsızlığını ilan etmesi gibi olaylardan da iktidarını kaybetmeden çıkmayı başardı.
Görevi boyunca ülkesine yaptığı en büyük katkı ise petrol arama çalışmalarının başlatılmasına izin vermesi oldu.
Beşir 30 yıllık iktidarını İslamcılar ile ordu arasında kurduğu ve zaman zaman da mevcut gelişmelere bağlı değiştirdiği güç dengesinin üzerine oturttu. En çok bu iki dengeden faydalandı.
Beşir’in Turabi’nin destekçilerini kendi safına çekmesinde 1996 yılında Mısır eski Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’e yönelik suikast girişimine Sudan’ın destek verdiği yönündeki iddiaların ardından uluslararası baskının artması ve bunun sonucunda da Sudan’da Turabi’ye yakın bazı önemli isimlerin suikasta karıştığı söylenen kişilerle aralarına mesafe koymak istemelerinin etkisi olduğu belirtiliyor.
Turabi daha sonra tutuklandı ve 2016 yılında hayatını kaybedene kadar siyasete eskisi kadar etkili olamadı.
Turabi’nin gücünü kaybetmesinin ardından 2000’li Beşir’in gücünü pekiştirmesiyle geçti. 2000 yılında yapılan seçimleri kazanan Beşir, bu dönemde yalnızca İslamcı grupların değil, silahlı kuvvetler ve güvenlik bürokrasisinin de tam desteğini almayı başardı.
İktidarını pekiştirdiği dönemde de hem Kuzey ile Güney Sudan arasındaki iç savaş hem de Darfur katliamındaki tutumuyla uluslararası alanda eleştiri oklarının hedefine oturdu.
Kuzey ile Güney Sudan arasında 21 yıldır devam eden iç savaş 2005’te imzalanan barış anlaşmasıyla sona erdi.
Beşir, barış anlaşmasıyla Güney Sudan’ın bağımsızlığı için mücadele eden ve uluslararası alanda güçlü destek toplayan Sudan Halk Kurtuluş Hareketi (SPLM) lideri Albay John Garang’ı yönetime almayı kabul etti. Anlaşma kapsamında hazırlanan geçiş anayasası Beşir’e herhangi bir seçim olmadan 2010’a kadar iktidarda kalma hakkı tanıdı.
Beşir tarafından yardımcılığına getirilen Garang, Temmuz 2005’te bir helikopter kazasında hayatını kaybetti.
Bunun ardından güç paylaşımı anlaşmasının şartlarının uygulanması sıkıntıya girdi ve Sudan yönetimi ile SPLM arasında tekrar yükselen tansiyon, Güney Sudan’ın 2011 yılında referanduma giderek bağımsızlığını ilan etmesiyle sonuçlandı.
Beşir’i iktidarı boyunca uluslararası alanda en çok zorlayan gelişme ise 2008 yılında Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcısı Luis Moreno-Ocampo tarafından hazırlanan iddianame oldu.
Moreno-Ocampo, Beşir’e Darfur’daki iç savaşta soykırım, savaş suçu ve insanlığa karşı suç işleme suçlamalarını yöneltti.
Sudan’ın batısında bulunan Darfur eyaleti, uzun yıllardan bu yana dini, etnik ve ekonomik gerekçelerle farklı isyanlara sahne oldu.
Şubat 2003’te ise hükümet sert şekilde müdahale etti. Darfur’daki çatışmalardan 3 milyon kişinin etkilendiği belirtiliyor.
Beşir hakkında 2009 yılında arama kararı çıkartıldı. Beşir, hakkındaki arama kararı nedeniyle iktidarının son yıllarında hiçbir Batı ülkesini ziyaret edemedi.
Beşir ise hakkındaki iddiaları reddediyor ve Darfur’da siyah Afrikalılara yönelik katliam, tecavüz ve işkence gibi suçlar işlediği öne sürülen Arap Cancavit milislerini desteklemediğini söylüyordu.
Ömer El Beşir döneminde Sudan’la en yakın ilişki kuran ülkelerden birisi de Türkiye oldu.
Beşir hakkında 2009 yılında arama kararı çıkartılmasının ardından uluslararası bir toplantı için Türkiye’ye davet edilmiş olması büyük tartışma çıkardı.
Beşir, hakkındaki suçlamalar ve arama kararına rağmen, son 10 yıl içinde Türkiye’yi birkaç kez ziyaret etti ve hatta iki ülke arasında bir dizi ticaret ve yatırım anlaşması imzalandı.
Aralık 2017’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Sudan’a yaptığı ziyaret, iki ülke arasındaki ilişkilerin derinleşmesinin bir işareti olarak tanımlandı.
Erdoğan ziyareti sırasında 22 anlaşma imzalandı ve 2022 yılına kadar 10 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşma hedefi konuldu.
Sudan’da ayrıca Türkiye’nin yaptığı hastane ve diğer bazı altyapı tesisleri de bulunuyor.
Erdoğan, yine aynı ziyaret sırasında Kızıldeniz’de bulunan Sevakin Adası’nın Türkiye’ye verilmesini istedi. El Beşir’in de bu talebe olumlu yanıt verdiği açıklandı, ancak adaların statüsüne ya da iki liderin anlaşmasına ilişkin resmi bir açıklama yapılmadı.
Sevakin Adası’yla ilgili gelişmeler o dönem başta Suudi Arabistan olmak üzere bazı bölge ülkelerinin tepkisini çekmişti. Petrol gelirleri azalınca ekonomik sorunlar başladı.
Özel hayatı konusunda çok fazla bir şey bilinmeyen, yalnızca çocuğu olmadığı ve iki kez evlendiği bilinen Beşir, iktidarı boyunca muhaliflere karşı sert bir tutum benimsedi. Nisan 1990’daki darbe girişiminin hemen ardından darbeye katılan 28 subayı hızlı bir şekilde idam ettirdi.
Zaman zaman ülkede başlayan protestolarda gözaltına alınanları “hayalet evler” olarak bilinen kayıt dışı hapishanelerde tuttu. Buralarda tutulan protestoculara işkence yapıldığı öne sürüldü.
Ancak Beşir’in bu sert tutumu en sonunda iktidarını korumasına yetmedi. Zira ordu tarafından görevden alınmasına giden süreçte geçen yılın sonlarında başlayan protesto eylemleri önemli rol oynadı.
Aralık ayında yakıt ve ekmek fiyatlarını artmasını protesto etmek amacıyla binlerce Sudanlı sokaklara döküldü.
Ülkenin yaşadığı ekonomik sıkıntıların temelinde petrol rezervlerinin önemli bir kısmının bulunduğu Güney Sudan’ın bağımsızlığının ardından gelirlerin ciddi şekilde azalması ve buna karşı önlem alınamaması yatıyor.
Güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu onlarca kişi yaşamını yitirirken, Beşir de Şubat 2019’da olağanüstü hal ilan etti, kabinede değişikliğe gitti ve eyalet valilerinin tamamını kayyım yöntemiyle askerlerle değiştirdi.
Ancak bu önlemler yeterli olmadı. İktidarının başından bu yana desteğini aldığı Sudan ordusu tutum değiştirdi ve Beşir’in görevden alınıp tutuklandığını açıkladı.
Ordu, iki yıllık bir geçiş döneminin ardından seçimlere gidileceğini ve yeni bir anayasanın hazırlanacağını açıkladı.

El Beşir’den sonra Sudan medeni ülkeler gibi, devleti halkının hizmetine sunacak mı? Hukuka, özgürlüklere, insan haklarına, eğitime, bilime, insani değerlere riayet eden bir ülke haline gelecek mi, yoksa diktatörlerin ülkeyi talan etmesini, bekası için zulmü meşrulaştırmasını Orta Doğu’nun kaderi görüp teslimiyetçi bir ruh haliyle dünyayı okumaya devam edecek mi zaman gösterecek!



Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Yorumunuz için teşekkür ediyoruz en kısa zamanda size cevap verilecektir selamlar .

%d blogcu bunu beğendi: