Yakup Aslan Yazdı: ANDIMIZ FAŞİZMDEN ARAKLANAN BİR UYGULAMAYDI

Read Time:4 Minute, 18 Second


Yakıp Aslan

Faşizime özenti ürünü olan 1933 tarihinde başlatılan “Andımız” uygulaması çocukları kişiliksizleştirmekten ve yalan söylemeye yönlendirmekten başka bir anlam ifade etmez…

12 Haziran 2009 tarihinde başlatmış olduğumuz ‘Andımız Kaldırılsın’ kampanyası 5 yıl boyunca devam etti. Bu mücadele sonunda nihayet, evrensel insan hakları değerlerine, ilahî yasalara, insan fıtratına ve adalet hissine halel getiren ‘andımız’ denilen bu metin, artık okullarda okutulmuyor. Geçtiğimiz yılda gerçekleşen bir yönetmelik değişikliğiyle bu dayatmaya, zorbalığa nihayet son verilmiştir.

Ancak bu ülkede, devletin birçok alanlarının yanı sıra halkın seçmiş olduğu mecliste “ant içirme/yemin ettirme “ zorunluluğu darbe anayasası marifetiyle dayatılmaya devam ediyor. Her dönem meclis açılışı yemin töreninde bu dayatma insan onurunu zedeleyecek şekilde devam halkın iradesiyle meclise giden vekillere dini bir ritüel gibi okutuluyor.

Ağrı milletvekili Leyla Zana’nın yemin metnindeki “Büyük Türk Milleti” yerine, ”Büyük Türkiye Milleti” ifadesini kullanmasına itirazdaki ısrar ve asli hak kaybına uğratılarak, yemininin geçersiz sayılması, metne giydirilmiş olan Kemalist tektipçiliğin yeniden ve tekrar üretilerek, her meclis açılış törenine damgasını vurduğunun bir göstergesidir. Daha önceki dönemlerde de Milletvekili seçilen Abdulmelik Fırat, Fethullah Erbaş, Hatip Dicle, Leyla Zana da, yemin ettirilme sorunları yaşamışlardı. Mevcut anayasanın ilgili maddesinin emredici, tahammülsüz ve adeta yemin metninin her bir hecesini kutsayıcı vasfıyla, bu milletvekillerinin yaptıkları yeminler kabul edilmeyerek tekrar ettirilmiş, bu haliyle inanmadıkları şeylere yemin ettirilerek onur kırıcı ve haksız muamelelere maruz kalmışlardır.

12 Eylül 1980 askeri cunta darbecileri, 1960 darbe anayasasındaki “meclis yemin” metnini yetersiz görerek, 1982 anayasasıyla değiştirerek, yasal olarak icbar edilen şu anda okutulan metni ihdas etmişlerdir.

Osmanlıdan beri devam eden, İlk Meclis-i Mebusan’da başlayan milletvekillerinin yemin töreni, aşağıda belirttiğimiz aşamalardan geçerek bu günlere gelmiştir.

1876 yılında, “Padişahıma, vatanıma ve kanuni Esasi hükümlerine, bana verilmiş vazifeye hürmet gösterip, aksine hareket etmekten sakınacağıma” 1924 anayasasında, “Vatan ve Milletin saadet ve selâmetine ve milletin bilâ kaydü şart hâkimiyetine mugayir bir gaye takip etmeyeceğime ve Cumhuriyet esaslarına sadakatten ayrılmayacağıma vallahi.” Daha sonra “vallahi” kelimesi metinden çıkarılarak, “namusum ve şerefim üzerine” ifadesi yerine konulmuştur.
1960 darbe anayasasında, “Devletin bağımsızlığını, vatanın ve milletin bütünlüğünü koruyacağıma; Milletin kayıtsız şartsız egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine bağlı kalacağıma ve halkın mutluluğu için çalışacağıma namusum üzerine söz veririm…”

Ve son olarak 1982 darbe ürünü anayasada, “Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve lâik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma: toplumun huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakatten ayrılmayacağıma; büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine and içerim” şeklinde yeni ve son halini almıştır.

Mevcut yemin metni, meclis üyelerine tek bir görüşün kabulünün telkin edildiği, halkın seçimlerinin ancak bu yemin metnini okumakla meşru sayıldığı, bu haliyle egemen vesayetler oluşmasına ve hak mağduriyetlerine sebep olan hukuk dışılık içerdiği görülmektedir. Farklı düşünce ve anlayışların tercihlerine göre seçilen milletvekillerinin kendilerine rızaları dışı, bir düşünce ve ideolojiyi dayatan, insan onuruna ve özgür iradesine aykırı olan bir metni okumak zorunda kalmaları, en azından inandıkları ve savundukları değerler açısından bir züldür. Bu zorunlu yemin metninin, Jakoben/ideolojik, kişi ve kurumları kutsayıcı bir nitelikte olması ve bunun ısrarla devam ettirilmesi milletvekillerini seçen, seçmenin de hür iradesine sürekli darbe yapmakla eşanlamlıdır.

1982 darbe anayasasıyla yürürlüğe konulan ve 33 yıldır devam ettirilen Milletvekillerine zorunlu kılınan bu yemin metnine, bu içerik ve çağrışımları sebebiyle itiraz ediyoruz. Seçilmişlerin iradesine yasal zorunluluklar marifetiyle ipotek konulmasını kabul etmediğimizi beyan ediyoruz. Bu ve buna benzer, üzerine yemin edilmesi kanunla/yönetmelikle mutlaklaştırılan metinlerin zorunlu kılınmasının, düşünce ve inanç özgürlüğüne aykırı olarak, toplumu bir kişinin/düşüncenin ve dönemin darbeci cuntasının hezeyanlarına hapseden bir zorbalık olduğunu düşünüyor, derhal ve daha fazla geciktirilmeden 26. dönem meclisi tarafından bu ‘yemin metni’ esaretinden ve hali hazırdaki olumsuz sonuçlarından kurtulmak için Milletvekillerini sorumluluk almaya davet ediyoruz. Vurgulamak istiyoruz ki, insanların özgür iradelerini ve düşüncelerini kısıtlayıcı ve ipotek altına alacak bu tür yemin biçimlerine son verilmeli ve tek bir düşünce ve anlayışın vesayetinden kurtarılmalıdır. 1982 Anayasasının ilgili maddesi, bir değişiklikle, derhal yürürlükten kaldırılmalıdır.

Dr. Reşit Galip ve “AND” hakkında şunları yazmıştır:
“1933 yılının 23 Nisan Çocuk Bayramı idi. O, heyecanla Çankaya köşküne geldiği vakit, Atatürk’ün yanında bana bir kâğıt uzattı ve şunları anlatmaya başladı. ‘Sabahleyin ilk bayramlaşmayı kızlarımla yaptım. Onlara bir şeyler söylemek istediğim vakit, bir and meydana çıktı. İşte Cumhuriyetimizin 23 Nisan çocuklarına armağanı’ dedi:
Türküm, doğruyum, çalışkanım. Yasam küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir. Ülküm, yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım Türk varlığına armağan olsun.

Bu sözler, Türk çocukları tarafından o yıldan beri tekrarlanmaktadır. (O günden bugüne kadar çocuklara yalan söyletiliyor…)

Andımızın sözleri ve yıllara göre eklemeler…

1933
Türküm, doğruyum, çalışkanım.
Yasam, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak,
yurdumu, budunumu özümden çok sevmektir.
Ülküm, yükselmek, ileri gitmektir.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun.

1972
Türküm, doğruyum, çalışkanım. Yasam, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
Ülküm yükselmek, ileri gitmektir.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
Ey bu günümüzü sağlayan, Ulu Atatürk: açtığın yolda,
kurduğun ülküde, gösterdiğin amaçta hiç durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Ne mutlu Türküm diyene.

1997
Türküm, doğruyum, çalışkanım,
İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.
Ey Büyük Atatürk!
Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
Ne mutlu Türküm diyene!



 

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Yorumunuz için teşekkür ediyoruz en kısa zamanda size cevap verilecektir selamlar .

%d blogcu bunu beğendi: