Bir göç romanı: Moria Kampı – Karanlık Fısıltılar

Read Time:3 Minute, 22 Second


Son yarım yüzyılda, dünyada ve özellikle Ortadoğu da en önemli konulardan birisi göç olgusudur. Toplumların hayatını her dönemde etkilemiştir ve etkisini hissettirmeye de devam etmektedir. Göç kavramı, göç çeşitleri, toplumdaki yansımaları ve ayrıca tüm bu verilerin göçmenler ve orta Doğu halklarının küresel göç algısının çeşitli problemleri ve bu problemlere çözüm önerileri üzerine pek çok çalışmalar yapılmıştır. Sonuçlar göstermiştir ki, yer değiştirme hareketi ve ayrıca sosyal değişim süreci olarak da ifade edilen göç gerçeği sosyolojik, psikolojik, siyasal ve iktisadi disiplinler tarafından şekillenmektedir. Bu nedenledir ki dünyada uyum sürecinin sosyal bütünleşme ve sosyal yapıya etkisi bölgesel göç hareketi kadar önemlidir.

Fecri Dost

 Şahabettin Demir’in yazdığı 5. roman olan ‘Moria Kampı’ İran, Rojava, Ortadoğu ve birçok ülkeden göç eden insanların yaşadıklarını etkili biçimde ele alarak adeta bizleri göç yollarına çıkarırken, yaşanan acıları ve zorlukları görmemizi ve göç gerçeği ile yüzleşmemizi sağlıyor

Göç sorunu dünyanın birçok bölgesinde yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor. Özellikle kapitalist devletlerin sömürgeleştirdiği coğrafyalarda baskıcı rejimlerin desteklenmesi, iç savaşların kışkırtılması ve tüm bunlara bağlı olarak ekonomik sıkıntılar göçlerin başlıca nedenleri. Son dönem ortaya çıkan kuraklık ve susuzluğa bağlı göçlerin ise yakın gelecekte en büyük göç hareketlerini ortaya çıkaracağı şimdiden belli. İşte böyle bir dünyada ve özellikle bulunduğumuz coğrafyada milyonlarca insan göç etmek zorunda kalıyor.

Göçün hikayesi

Sevgili Şahabettin Demir’in yazdığı ‘Moria Kampı’ romanı göçlerin hangi şartlarda ortaya çıktığı ve göç yollarında neler yaşandığını, gittikleri ülkeyle bir aidiyet kuramamalarını çok güzel bir dille aktarıyor. Demir’in yazdığı 5. roman olan ‘Moria Kampı’ İran, Rojava, Ortadoğu vd. birçok ülkeden göç eden insanların yaşadıklarını etkili biçimde ele alarak adeta bizleri göç yollarına çıkarırken, yaşanan acıları ve zorlukları görmemizi ve göç gerçeği ile yüzleşmemizi sağlıyor. Roman Rojava ve Rojhilat Kürtleri, Afganlar, İranlı muhalifler, Bangladeşliler, Belucistanlılar ve birçok halktan insanın yer aldığı göçmen kafilesinde bulunan yaklaşık 50 kişinin ‘insan’ tacirleriyle buluşmasıyla başlıyor.

Aidiyet sorunu

Romanın kahramanı Fehman’ın anlatımları üzerinden kurgulanan romanda, göçmenlerin İran’dan Türkiye’ye ve Bodrum üzerinden sırasıyla Yunanistan’ın Kos Adası, Midilli Adası, Makodonya, Sırbistan, Macaristan ve Almanya’ya varışlarını içeriyor. Göç yolunda önemli bir bölüm olan Moria Kampı romanda özel bir yer tutarken, burada göçmenlerin adeta birer esir muamelesi gördüklerini ve gittikleri her ülkede göçmenlerin yaşadıkları aidiyet sorununu çok güzel ortaya koyuyor. Yazar, hem felsefi hem de görsel betimlemelerini Fehman’ın düşünceleri üzerinden işlerken, etkilenmemeniz mümkün değil. Fehman kendi konuşmaları içinde hem devletlerin ne olduğunu hem de yaşadıkları sorunların nereden kaynaklandığını yaşadıkları göçle bağlayarak aktarıyor.

‘Canavarların adı devletti’

Roman, “Geceleri bir sürü ayna tarafından gölgenerek uykuya dalıyordum. Özümün kesitleri kaynaşmaya başlıyordu. Kişiliğimin bütün parçalarını, her birini ayrı bir devlet sınırında bırakmıştım” sözleriyle yaşanan burukluğu, aşkı, özlemi ve hüznü aktarırken sınırların varlığını sorguluyor. Barışı savunurken nasıl savaşmak zorunda olduklarını ve halklara başkaca bir seçenek bırakılmadığını birçok paragrafta aktaran yazar, bu romanıyla insanlığın düşürüldüğü duruma net vurgular yapıyor. Roman bana göre amacına ulaşıyor ve göç sarmalında bir gerçeğe işaret ederek önemli bir toplumsal işlevi yerine getiriyor.

Romanın baş kahramanı Fehman’ın şu sözleri birçok gerçeğe işaret ediyor; “Hayatın, korkular ve alışkanlıklar bütünlüğü olduğunu en sonunda anlayabildim. Savaşı fırsata çeviren tacirler ve kan emiciler gördük. Yeryüzünde bütün canavarların adı devletti. Devletler yaşam ağacını budamakla görevliydiler. Avrupa yaşamında kimliğin kökleri, sağlam ağacın dalları kırılsa da yaprakları dökülse de tekrar direnme gücünü gösteriyordu.” Göçmenlerin kimliklerini unutmadan ve asimilasyona uğramadan yaşama tutunması gerektiğini romanda yaşıyoruz.

Göçlerin neden ve niçin ve hangi koşullarda yaşandığını romanda bize gösteren Şahabettin Demir’in Moria Kampı romanı, konusu ve güçlü anlatımıyla biz okuyucuları kavrıyor. Yakın gelecekte milyonlarca insanın benzer nedenlerle göçe zorlanacağını görmek çok önemli ve böyle bir gelecekte neler yaşayabileceğimizi ise Moria Kampı romanı, biz okuyuculara bu gerçeği çok iyi aktarıyor.

Yazar Şahabettin Demir’e ortaya koyduğu emekler için çok teşekkür ediyor ve okuyucularımızın mutlaka kitabı edinip okumalarını şiddetle tavsiye ediyorum.

Şahabettin Demir kimdir?

Şahabettin Demir 1981 yılında Van’ın Erciş ilçesinde dünyaya geldi. Uzun yıllar gazetecilikte yaptı. Yazar Demir’in daha önce yazdığı 4 kitabı bulunuyor. Toplumsal ekoloji üzerine kaleme aldığı ‘Doğaya Dönüş’ Yolda Kitap tarafından, ‘Yüreğimizin Acı Çığlığı’ ve ‘Gülüşünde Kaldım’ psikolojik romanı Ceren Kültür Yayınevi, ‘Mavi Sevgi’ romanı ve son romanı ‘Moria Kampı’ ise Hiç Yayınları tarafından basıldı.

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Yorumunuz için teşekkür ediyoruz en kısa zamanda size cevap verilecektir selamlar .

%d blogcu bunu beğendi: