TRANSATLANTİK HATTI, ERDOĞAN’IN GARE HEZİMETİ VE BOĞAZİÇİ DİRENİŞİ Nihat Veli Yüce

Read Time:4 Minute, 42 Second

TRANSATLANTİK HATTI, ERDOĞAN’IN GARE HEZİMETİ VE BOĞAZİÇİ DİRENİŞİ

Nihat Veli Yüce

Nihat Veli Yüce
Son günlerde Türkiye basınında çıkan kimi emekli askerler, gazeteciler ve nereden uzman oldukları, kaç makale, kaç kitap yazdıkları bilinmeyen kimi uzmanımsılar ABD tırlarını vuralım, ABD’ye resti çekelim tarzında atıp, tutmaktadırlar. Aslında bu tanım hafif kalıyor, bunların kuru sıkı yellenmelerini izah etmekte. Şurası bilinmelidir ki hiç bir halt edemezler. ABD’nin tavuğuna dahi kış diyemezler. Bu tamamen iç politikaya dönük politik dolandırıcılıktır. Politik dolandırıcılığın şark kurnazlığı ile harmanlanmasıdır. Bu geviş ve sonrası yellenme durumunun ciddiye alınacak bir yanı yoktur, halkın gerçek gündemini karartma çabasıdır.

Erdoğan ve ortağının halk neznindeki kredileri hızla tükeniyor. Minik ortağı Perinçek’in zaten bir kredisi olmadığı için, Muharrem İnce üzerinden CHP’ye operasyon çekerek ne tırtıklayabilirim derdinde olduğundan minik ortağı geçiyoruz. Erdoğan ve ortağının hızla tükenen kredisi yeni arayışlara, yeni arayışlarda yeni çıkmazlara götürerek krizi derinleştiriyor. Saray koalisyonu bütün hamlelerini erimeyi durdurmak üzerine bina ettikçe, çıkmazı daha da büyütüyorlar ve panik havasını vücut diline ve konuşmalarına yansıtıyorlar. Bırakın sözlerindeki telaşı, vücut dilleri dahi tek başına paniklerinin zirve yaptığını ele veriyor. Ellerindeki medya desteği ve sosyal medya trolleri üzerinden yürüttükleri algı operasyonlarının işe yaramadığını, koparılan onca gürültünün medya gürültüsü olmaktan öteye geçmediğini ve halkta karşılık bulmadığını en iyi kendileri bilmektedirler. Beddua, üfürükçü, tükürükçü şovlarıda iş görmüyor. Bu realite devlet bürokrasisinde de paniğe yol açmakta, çatırdayan binanın molozları altında kalmamak için çıkış yolları aramaktadırlar. Gemisini kurtaran kaptan olmak için, her kes kendi gemisine atlayarak, bir hedef tutturmakta bu durumda madik atmalara, saf değiştirmelere götürmektedir.  Satış tezgahları hayli renklenmektedir. Sivil bürokrasiden, orduya, mitten, polis teşkilatına içten içe kazan kaynamakta, kaosun düzeyi, gizli tutmanın sınırlarını aşarak komuoyuna yansımaktadır. Erdoğan başta Bahçeli olmak üzere çevresinde toplanan partilere güvenmemektedir. Gemi su aldıkça terkedileceğini bilmektedir. İç işleri bakanına da güvenmemektedir, davasını ikbal uğruna satıp, yenilir yutulur cinsten olmayan ithamlarını, yalayıp yutup, Erdoğan’ın eteklerine çulu seren Soylu’nun aynı kıvraklıkla kendisine ihanet etme potansiyeli güçlü bir figür olduğunu farkında. Brütüs olmaya en yatkın eleman olduğunu biliyor.

Savunma bakanına da güvenmiyor. Ergenekon, balyoz operasyonlarında silah arkadaşlarına yapılanlara alkış tutması, Hulusi’nin, sonraki süreçte de Fettullahçı subaylarla olan girift ilişkileri ve bunların başına gelenlere de alkış tutması, çizgisiz ve her an saf değiştirecek, hatta satışın baş mimarı olabilecek bir karakter olduğu gerçeğini kavrayacak deneyime sahip.

Genel Kurmay başkanı Yaşar Güler’in silik ve güçlüden yana olma profili Erdoğan’ı daha derin düşüncelere gark etmektedir. Yaşar Güler’in alttan alta Hulusi Akar’ın altını oyması, Hulusi’nin karşı hamleleri, silah arkadaşına madik atan bana ne yapmazki sorusunu sarayın koridorlarında gezerken Erdoğan’ın kafasını zonklatan sorulardır.

Gare hezimetinde, başarısızlığını hazırlamak isteyen kimi kesimlerin bilinçli çabası var mı biçimindeki sorular, işin tuzu biberi olmuş ve Erdoğan’ın psikolojisini, kontrol ayarlarını tamamen bozmuştur. Gare’den PKK kurmay heyetinden bir kaçını getirtip bunun şovunu yapmaya hazırlanırken ve etkisi güçlü olursa baskın bir seçime gitmeyi hayal ederken, cenazeler ve asker annesinin mezarlıktaki ağlamalarını teselli ikramiyesi olarak kongrede dinletmek durumunda kalmıştır. Asker cenazelerini politik malzeme konusu yapmak kendisini bu aileler nezninde de iticileştirmiştir. HDP’ye yüklenerek puan toplamanın modası çoktan geçse de, eldeki tek malzeme olarak buna sarılmak dışında başka bir çıkar yol kalmamıştır. En azından eldekini korumak için, HDP’ye saldırmak işe yarayabilir umudunu, ya tutarsa ile canlı tutmak istiyor. Getirisi olmasa da, eldeki mevcudu korumada işe yarayabilir. Ekonomik krizin derinliği ve hızlı yoksullaşmanın getirdiği ağır fatura HDP kozunun kısa vadeli ve geçici etkiden öteye geçmediğini çok iyi bilen Erdoğan çareyi Biden’de buldu. Beni desteklemelisiniz, sizin gözünüzde tınne olsamda, ben varım, beni görün, işinize yarar işler yapacak en iyi eleman benim dercesine beni destekleyin diyor. Zevahiri kurtarmanın başka yolu kalmayınca, kişisel ikbal için, madik attığı efendiye dönmek tek çare haline geliyor.

Biden ile birlikte transatlantik ilişkileri tekrar rayına oturuyor. Trump döneminin başınızın çaresine bakın politikası terk ediliyor. Dış politikada transatlantik ilişkilerini onarmayı önceleyen Biden’e AB’nin açtığı kredilerden biride şımarık çocuk Erdoğan meselesidir. Transatlantik hattında blok halinde tavır koyma dönemi geri geliyor. AB bu nedenle Biden’in Erdoğan politikasını bekliyor. Avrasyacı-NATO’cu safsatasına nokta koymak için büyük patron ağır ağır sahaya iniyor. Büyük patronun gazabı ilk elden kendisine madik atan elemanlarına yönelecek. Bunu en iyi okuyanda Erdoğan’dır. Avrasyacılardan, S400’lerden ve tabanında geliştirdiği anti-ABD’ci eğilimi bertaraf etmek kendisinden ilk elden beklenen. İç dengeler buna uygun değil ve kendisini alabildiğine zorluyor. Erdoğan iktidarda kalabilmek için,  günah çıkartabilmek ve her türlü çılgınlığı göze alarak ABD’ye beni destekleyin diyor. Bu yalvarış eşliğinde dipsiz bir kuyuda ilerliyor. Bir yanda kaybolan halk desteği, diğer yanda muhalefetin yüklenmesi, avrasyacıların kuşatması, küçük ortağı MHP’nin, İYİ parti karşısında silinmemek için Erdoğa’nın paçalarına yapışması ve dahada aşağı çekmesi, Transatlantik hattının madik atmanın hesabını sormak için hazırlanması Erdoğan’ı tamamen köşeye sıkıştırmış durumda. Köşeye sıkıştıkça tırmalamakta ve dahada saldırganlaşmaktadır. Şiddet sarmalını derinleştirmesi sonunu yavaşlatmamakta, hızlandırmaktadır. Hitler’den, Mussolini’ye, Saddam’dan, Erdoğan’a uzanan diktatörlerin çöküş refleksidir. Çöküşleri hızlandıkça, şiddet sarmalı, cinayet ve katliamları artar, buda sonlarını daha çok hızlandırır. S400’lerden, avrasyacılardan, paçalarına yapışıp, sürekli aşağı çeken Bahçeli’den ve kopyası Soylu’dan kurtularak, kendisini tekrar efendilerine kabul etme kıvraklığına ve umuduna sahip olsada, ilk seçimde halktan kırmızı kart görme gerçeği var. Çıkmazın, çıkmazı tamda burada. Öfke nöbetleri, tehdit ve saldırganlık bu psikolojinin ürünü. Konuşmaları, vücut dili özgüveninin adım adım kaybolduğunu, korku ve panik havasınının ruhunun derinliklerine işlediğini ele veriyor. Gittikçe paranoyaklaşıyor. Bu paranoyanın etkisi ile daha izole hale geliyor.

Transatlantik bloğu karşısında Erdoğan’ın ne yapacağı, yada yapmayacağı bu halkın gündeminin derin ekonomik kriz ve hızlı yoksullaşma olduğunu, demokrasi ve adalet arayışı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Zulmün fay hattı esasta halkın bu gerçek gündemiyle kırılacaktır. Boğaziçi direnişine karşı top yekün saldırının sebebi yeni bir gezi dalgasına yol açma emarelerini taşımasındandır. Emperyal planları, programları boşa çıkaracak, halkın gerçek gündemine çare olacak ışık ve halka bilinç taşınması gerçeği buralardan yükseliyor. Durum iyidir, gelişmeler umut vericidir. Enseyi karartmamalı, ışık büyüdükçe toplumu aydınlatacaktır. Aslolan ışığı büyütme gerçeğini ve çabasını gündemleştirmektir.

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Yorumunuz için teşekkür ediyoruz en kısa zamanda size cevap verilecektir selamlar .

%d blogcu bunu beğendi: