Haydar Işık Yazdı: ÖCALAN ve KÜRTLÜK

Read Time:3 Minute, 4 Second
                                                                           
Haydar Işık

Aşağıda Öcalan‘dan alıntı yaptığım cümleleri okuyan eleştirmenler şimdi ne diyecekler bilemem. Acaba “Genelkurmay” kaynaklı mı derler, yoksa teslimiyet mi derler, onların işidir. Ancak bir zamanlar Öcalan’ı göklere çıkaran, sonra insafsız ölçüde eleştirenler, şüphesiz bir şeyler bulacaklardır. Bazıları onu anlamamak için yemin ederken, bazıları da ya algılayamadılar, ya da geç farkına vardılar. Şimdi gelelim Öcalan’ın “Kürtlük” üzerine söylediklerine. Bakın Sayın Öcalan ne diyor:
„Açıkçası Kürtlükten vazgeçmemiz isteniyor, bu mümkün müdür? Biz nasıl Kürtlükten vazgeçeriz! Hatta toplum olmaktan vazgeçmemiz isteniyor. Bakın dikkat edin, toplum olmaktan diyorum. Türk olmamız dayatılıyor, Türk’ten başka bir şey yok, her şey Türk…“

Ona olur olmaz yanlış yakıştırmalarda bulunan Kürtler insafa gelirler mi, hata yaptık derler mi bilinmez, ama o Kürtlerin gerçekleşmesini istediği reel hedefi şüpheye yer bırakmadan belirliyor. Kürtlükten vazgeçmek mümkün değildir. Peki “Kürtlük” nedir? Kürtlük, ona göre, Türkiye sınırları içinde eşitlik, özgürlük, demokrasidir. Barış, içinde yaşamaktır. Kürdün Türkten ne eksiği, ne fazlası olan yaşamdır. Öcalan, hayatını bu ideale adadı, büyüklüğünü, farklılığını esaret koşullarında dosta düşmana gösterdi. Devlet onun bu ödünsüz tavrını cezalandırmak için, İmrallı’yı zindanın zindanı yapıyor, hastalık, izolasyon, akla gelmedik gayri insani metotlar uyguluyor, ama Öcalan dayanıyor. Düşüncelerinden ödün vermiyor. Doğrularını tekrarlıyor. İşte büyüklük buradadır.

1999 yılında yakalandığında Türk bayrakları ortasında kelepçeli fotoğrafı Der Spiegel Dergisi‘nin kapağında yayınlanmıştı. Aynı yıl Türkiye‘nin ezeli dostu Almanya, beşinci kez sabahın saat altısında evimi aramaya gelmişti. Ne gariptir ki, kitaplığımda bizzat yazdığım ve Kürtlerle ilgili kitaplar götürülürken bu dergiyi almadıklarını hatırlatınca hınzırca gülümsediler. Türklerin dünyaya lanse ettikleri bu fotoğraf, Kürdü aşağılama, onursuz kılmanın baş sembolü ve aynı zamanda Türk ırkçı faşist sistem barbarlığının ayyuka çıkan ifadesidir. Aylar sonra eşyalarımı geri verdiklerinde „Şafağı Beklemeyeceğiz“ otantik gerilla anıları romanımı (285 sayfa) savcının tatil lektüresi için Almanca‘ya tercüme edip bana da vermişlerdi. Bir sayfa tercümenin tahminen 40-50 DM kadar olduğunu bilen, Almanya‘nın Kürtleri kriminalize etmede nasıl masraftan çekinmediğini açıkça görür.

Öcalan, Kürt halkı için büyük bir kurtarıcı konumundadır. Bu nedenle statükocu çevreler ondan korkuyorlar. Bakın onun düşünceleri gerçekleşirse, yani Türk anayasası yeniden yazılır, Kürtler devletin kurucu üyesi yapılırsa, Kürt çocukları anadilini devlet okullarında öğrenirse, Kürdistan Bask ve Katalonya gibi öz yönetime kavuşur, genel af çıkarılırsa, Türkiye kısa zamanda ekonomik büyüklük yakalar, işsizler azalır, yatırm artar, insanlar mutlu ve müreffeh yaşar. Generaller gençleri ölüme süremez, artık bu düzende ayrıcalıkları kalmaz, kışlasına kapanır, ikide bir het höt edemez olurlar. Dinbaz faşist AKP, Kemalist CHP ve diğer devlet partileri halkı kandıramaz olurlar. Böylece Türkiye halkları devletin gerçek efendisi olur. Halkın efendiliği, Kürdün özgürlüğüne kilitlenmiş durumdadır.

Bundan korktukları için AKP, İmrallı koşullarını çekilmez yapıyor. Öcalan’a baskıyı artırıyor. Bir bakıma bu davranışları Kürtleri test etmek içindir. Kürtlerin reaksiyonunu öğrenmek istiyorlar. Ama Öcalan’a dokunan Türkiye’nin Kürtlerle yüz yıl süren savaşı göze alması demektir. Öcalan, Kürtlük demektir. Kürtlüğü olan herkes Türk devletine karşı birleşir. Türk devleti; karşısında onlaca defa yendiği Kürdü görmez. Artık yeni bir Kürt var. Hem öyle bir Kürt ki, temel ulusal haklarından ödün vermeyen, Kürtlükten geri adım atmayan. Devlet, Kürt halkının hassasiyetlerini, kırmızı çizgilerini biliyor. Bunlardan biri de onlara esir verilen Öcalan’dır. Ona dokunmak, Kürde dokunmaktır. Onu muhattap alıp sorunu çözmek, uzatılan barış elini tutmak varken, savaşta inat körlüktür. Savaş, iki taraf için de kayıptır. Umarız sağduyu galip gelir.

Ne var ki, Türk devletinin sağduyu sahibi yöneticileri maalesef ortada görünmüyor. Devlet, ırkçı faşist bir dinbazın eline düşmüş, o da Kürdün soykırımını kişisel beka görüyor. Kendisini devletin tek sahibi ve efendisi görüyor, milleti ise mayın tarlasına sürüyor. İyi biline ki, Türk devletinin bu tavrı sürerse, Öcalan’ın sürekli vurguladığı kardeşlik biter ve Sivas’tan öte yeni arayışa geçilir.

Not: Bu yazı 30.09.06 tarihinde „Öcalan ve Kürtlük“ başlığıyla yazıldı. Çok az eklemeyle yeniden okumanıza sunuyorum.

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Yorumunuz için teşekkür ediyoruz en kısa zamanda size cevap verilecektir selamlar .

%d blogcu bunu beğendi: