Yakup Aslan Yazdı: KÜRT BRÛKÎ BİDEN ARTIK AMERİKA BAŞKANI

Read Time:5 Minute, 56 Second

Yakup Aslan
Bir Ak Parti milletvekili Joen Biden’in Kürt asıllı olduğunu ve Ermenistan’dan giden Bruki aşiret mensubu ve asıl isminin Cımoyê Bahattîn Ağa olduğunu söyledi. Bruki aşiretinin sürgünlerle, dramlarla dolu bir yaşam serüvenini var. Zorunlu tehcir, sürgün veya ülkedeki savaş politikalarının baskısından, ırkçı hezeyanlardan insanların göç etmek zorunda kaldıkları bir coğrafyada yaşıyoruz. Şartların nefes kesici hale gelmesinden sonra ülkeyi terk etmek zorunda kalanların özellikle Avrupa’daki başarısı kimi zaman medyaya yansıyor. Milletvekili oluyorlar, bakan seçiliyorlar, bilimde üstün başarılar sağlıyorlar ve bir de bakıyorsunuz corona virüsü aşısı bulmuşlar.

Trump gibi bir şovmen şarlatanın karanlık ve kirli bir 4 yılından sonra onun yerine gelecek kimsenin melek olmasını kimse beklemiyor. Neticede ABD sistemi Ortadoğu’daki kendisini sultan sanan kibir abidelerinin yönettiği aşiret devleti değil. Hatta Biden Bruki aşireti mensubu olduğunu ilan etse de ABD bir aşiret devleti gibi yönetilemez, sistem buna izin vermez. Güçler ayrılığı var, oturmuş bir devlet geleneği var. ABD seçiminden Trump çıksın diye güzelleme yapan ve seçimin şaibeli olduğu yaygarası yapıp seçimin Türkiye gibi iptal olacağını umuduyla kavrulup, bekleyenler boşa kürek çekmişler. Biden’in kazandığı kesinleşince bu kez baş döndürücü bir şekilde çark ettiler. Çocukluğumuzda buna fırfıra diyorduk. Şimdi Biden yağcılığı ulusal medyanın bir enstrümana dönüşmüş gibi. Peki ne olacak?

Türkiye-ABD ilişkileri Joe Biden döneminde nasıl olacağı konusunda endişeli bir bekleyiş var. Pragmatist, rüşvetçi, devlet teamüllerini hiçe sayan Trump dönemi en sonunda bitti. Daha başkanlık makamına oturmadan Erdoğan’ı ‘otokratik’ olarak tanımlayan Biden’ın kime mesaj verdiğini anlamak zor. ABD seçimi atmosferinde Arap ülkelerinin İsrail ile ilişki kapılarını aralaması ve Arap ülkelerinin Katar’a uyguladığı ablukayı kaldırmaları, Türkiye’nin Avrasya sahillerinde gürünür olması, Nato’da “sözde müttefik” suçlaması, Akdeniz, Libya, Azerbaycan, Rojava gibi konularda nasıl bir hazırlığın, planın devrede olduğuna dair ipuçlarını bulmak zor. Bekleyip, göreceğiz…

Son zamanlarda AB toplantılarında eleştiri içerikli mesajlara paralel Biden, Türkiye ile ilgili olarak ifade özgürlüğü başta olmak üzere insan hakları ve demokrasi konusunda net mesajlar vermişti. Biden, Ocak 2020’de New York Times editörleri ile yaptığı bir görüşme sırasında Erdoğan’ı “otokratik” bir lider olarak suçlayarak, demokratik yollarla görevden uzaklaşması için Türk muhalefetini destekleyebileceklerini ifade etmişti. Siyasette, çıkar sözkonusu olduğunda dengelerin ve tavırların değiştiği, popülist ülke liderlerinin devlet teamüllerine aykırı hareket etmesine tolerans gösterdikleri bilinen bir gerçek. Seçim döneminde sert demeçler verenlerin daha sonra hızla değişmesinin altında biraz da çıkar ilişkileri yatıyor.

Türkiye’nin Rojava hamleleri için Rusya’ya yakın durması ve bazı tavizler koparmak maksadıyla NATO üyesi olduğu halde Rusya’dan S-400 füzeleri alması ABD ile Türkiye arasındaki sorunların başında geliyor. Türkiye de sürekli olarak Washington’un IŞİD ile mücadelede YPG’yi sahadaki silahlı ortağı olarak görmesini ve askeri-siyasi desteğini sürdürmesini sorun yaptı. Her defasında bu sorun gündem oluyor. Joe Biden’ın dışişleri bakanlığına aday gösterdiği Anthony Blinken Türkiye’den “sözde stratejik ortak” olarak bahsetmesi, bir müttefik gibi davranmamakla ve hatta Rusya ile aynı çizgide olmakla suçlaması, ABD’nin Türkiye’ye bakış açısını ve Trump döneminde askıda olan yaptırımların masada durduğunu anlatır niteliktedir.

İç dış dengeler, sürecin devletin omuzlarına çöreklenmiş Avrasyacı, Ergenekon, İttihatçılar, Mafya, Kemalistler ve Türkçüler olduğu müddetçe doğru bir politika belirlemek mümkün değil. Arap Baharı rüzgarıyla başlayan Emevi Camiinde Cuma namazı kılma sevdasına her bir güç dengesi farklı anlamlar yüklüyordu. Özellikle Kürtlerin başına bela edilen IŞİD uzaydan gelmedi. Suriye rejiminin devrilmesi maksadıyla dünyadan toplanan ve çoğunlukla NATO bünyesinde eğitilip donatılan savaşçılardır. Sonrasında her egemen güç kendi hedeflerine yönelik silahlı milisleri ayrıştırmaya başlayınca IŞİD bağlı olduğu üst aklın yarımıyla lojistik, teçhizat ve askeri güç açısından aslan payı aldı. Ajandaları olan ortaklar bu pragmatist hedeflerin inşasıyla uğraşırken, Suriye olayına başka güçler de müdahil oldular ve sonuç bugün İdlib’de yağmur sularının içine hapsolan barakalara kapatılmış savaşçı ve ailelerinin geleceğe ümitle bakamadıkları suçlarla, barbarlıklarla, ihanetlerle kuşatıldıkları bir yaşam kaldı. Türkiye daha ne zamana kadar Afrin zeytinlerini kendi malı sayacak bilinmez ama ABD yönetiminin Rojava ve YPG politikasını değiştirmesi beklenmiyor. ABD’nin IŞİD’in hala bir terör ağına sahip olduğunu, saldırı yeteneğinin tamamen yok edilmediği söylemi çok inandırıcı gelmiyor, zira IŞİD’i yaratan kendisi. Kripto yapısını da ilişkilerini de iyi biliyor ve istediği an imha etme gücüne sahiptir…

ABD Savunma Bakanı olarak atanması beklenen Lloyd Austin’in de ABD Merkez Kuvvetler Komutanı (CENTCOM) olduğu sürede YPG’nin yerel ortak olarak desteklenmesi politikasının mimarlarından biri olması durumun çok değişmeyeceğini gösteriyor. Bir de Biden gerçekten Bruki aşireti mensubu çıkarsa yapacak bir şey yok, Kürtlerin jeopolitik önem ve rolü giderek artan Rojava’da statü sahibi olmasını paşa paşa kabul edeceksiniz. İnsan bükemediği bileği öper. Kürtlerin IŞİD barbarlığını nasıl yerle bir ettiler görmediniz mi? Aynı şekilde IŞİD ile mücadeleden sorumlu temsilci olan Brett McGurk’ün de yeni yönetimde yer alması geleceği anlamaya ışık tutuyor. Anlaşılan bu yeni dönemde bölgesel sorunlar Türkiye ve ABD diplomasisini fazlasıyla meşgul edecek.. Umarız bu süreçte Kürt fobisi, korkusu rafa kaldırılıp daha reel bir politika izlenir.

Türkiye ve ABD sadece Suriye ve YPG konusunda sorun yaşamıyor. Libya, Doğu Karadeniz, Türk-Yunan gerginliği Washington’un eleştiri konusu yaptığı ve kimi zaman eleştirilerin tehdit renginde olduğu politikalardır. Türkiye ve ABD arasında önemli sorunlardan biri de Kıbrıs. Türkiye’nin Kıbrıs adasında iki devletli bir çözümde ısrar etmesi, savaş dolayısıyla kapalı olan Maraş şehrinin statüsünün değiştirilmesi, Türkiye’nin Karabağ olayında Azerbaycan’a askeri, lojistik ve siyasi destek vermesi Amerika yönetiminde rahatsızlık yaratan konulardandır. Elbette, bundan daha önemlisi iktidarın ortağı konumundaki Avrasyacıların Türkiye’nin yönünü Moskova’ya çevirmesi, askeri teçhizat temini ve bölgedeki olaylarda Rusya ile birlikte hareket etmesi ipleri kopma noktasına getirmiştir. Nitekim, Antony Blinken’in Kongre’in yaptırımları onayı sürecinde Türkiye’nin Rusya çizgisinde olduğunu, bir müttefik gibi davranmadığını kayda geçirmesi bu noktada verilmiş önemli bir mesaj olarak okunuyor ve Biden ile başlayan ABD-Türkiye ilişkilerinin gelecekte sıkıntılı geçeceğine işaret ediyor.

Bu arada tonlarca altını kaybolan Rıza Zerrab ile başlayan, Halkbank’ın İran’a yönelik ambargoyu deldiği yolunda ABD’de devam eden mahkeme konusu var. Zerrab’ın itirafçı olmasında neler söylediği ve Trump’un sürekli tehdit ettiği “mal varlığı” konusunun gündeme gelmesi nereye vardırılacak şimdiden belli değil. ABD seçim sürecinde bir sürü değişiklikler yapıldı istifalar, görevden almalar birbirini takip etti. Bir hazırlık var gibiydi..

İktidar ortaklarından biri olarak görülen Gülen cemaatinin, bir operasyonla tasfiye edilmesi ve Mecliste araştırılmasına hiçbir şekilde izin verilmeyen 15 Temmuz kurgulanmış darbe girişimi sonrasında Fetullah Gülen hocanın ısrarla ABD’den istenmesi ve olumlu bir cevap alınmaması da ayrı bir sorundu. Türkiye’nin Gülen’i talep etmesi ne anlam ifade ediyor veya gerçekten samimi olarak mı talep ediyordu henüz anlamış değiliz. Yaşlı bir insanı getirip yargılamak, mahkum etmek Türkiye’yi güçlü göstermez. Esas olan, toplumun ne olduğunu ve ne yaşandığını anlayabilmesi için bağımsız bir araştırma kurumu tarafından araştırma yapılmasına izin verilmesidir. Her ne kadar 20. yüzyılın sonunda da olsak devlet ritüelinde düşman görülen yaşlıların anında yaşını küçültüp idam etme gibi veya yaşına bakmadan basit bir bahane ile talimatla tutuklatmak gibi bir tecrübe geçmişi var. Devleti yöneten derin dengelerin sürekli birbirlerine operasyon çekmelerinin sonucu budur.

Temiz bir toplum, temiz bir yönetim bize fazla geliyor. Yaşamları boyunca suça bulaşmış mafya, JİTEM ve benzeri karanlık çevrelerin devlete çöreklenmesini sonlandırmak, bu ülkede yüzlerce masumun canına kıyan katiller sürüsünü, mafya bozuntularını bu devleti kemirmekten uzaklaştırmak bu ülke için lüks görünüyor. Ülkenin bütün gelirlerini savaş politikalarına harcamak, iktidarda kalmanın garantisi olarak görülüyor. Farz edelim Osmanlı gibi dünyaya 600 yıl hükümran oldunuz, insanlara bu kadar acıyı yaşatmaya değer mi?

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Yorumunuz için teşekkür ediyoruz en kısa zamanda size cevap verilecektir selamlar .

%d blogcu bunu beğendi: