Read Time:5 Minute, 13 Second

Hasan H. Yıldırım & Hüsein Erkan
Algı nedir? Algı operasyonu nasıl yapılır? Algı operasyonunun amacı ve hedefi nedir? ABD’nin başını çektiği Batı sisteminin, geçen yüzyılın son çevreğinde başlatıkları ve bugüne kadar Kürdleri dünya kamuoyunda tartıştırmayı sürdürmenin amacı ve hedefi nedir?

Bu soruları doğru cevaplayabilirsek dünya sisteminin Kürdistan politikasını da doğru kavramış oluruz. Bir soruna dikkat çekerek, onu bilinçlere kazımaya, toplumun bunu idrak etmesini sağlamaya algı denir. Topluma bir algıyı kabul ettirebilmek için değişik yol ve yöntemlere başvurulur. Amaç, birey ve toplumun ilgisini bu soruna çekmek ve belirli bir yönde ikna etmektir. Bunu yapmanın birçok yol ve yöntemi olsa da, en etkili yol yazılı ve görsel yayınlardır. Bu araçlar kimin elinde ise toplumu onlar etkiler, yönlendirirler. Burada algı operasyonu yapılırken, illa ki toplum “doğru”ya yönlendirilecek diye bir kural yoktur. Çoğunlukla aldatmak esas amaç olur. Mesele kimin toplumu kendi çıkarına uygun dizayn ettiğidir. Bu operasyonlarda etik değer aranmaz. Sadece operasyonı çeken gücün çıkarına cevap veriyor mu vermiyor mu, o kıstas alınır.

Daha evvel Kürdler uluslararası kamuoyunda terörle eşdeğer anılırdı. Uluslararası sistem toplumlarda bu algıyı oluşturmuştu. Çünkü çıkarları bunu gerektiriyordu. Daha evvel Kürdlere karşı soykırım düzeyinde süren uygulamalar dünyanın umurunda değildi. Bu durum uzun zaman öylece sürdü. Hatta 20. Yüzyılın son çeyreğinde bile bu haliyle devam etti. 1980 yılının sonlarında Saddam Hüseyin Irak’ı tarafından işlenen Enfal ve Halebçe katliamlarını bile dünya görmezlikten geldi. Hatta Halebçe soykırımı BM’lerde tartışıldığında İsrail temsilcisi dışındakilerin çoğu “böyle bir soykırım yoktur, mülteci Kürdlerin uydurmasıdır” dedi. Kimi daha da ileri giderek “Irak’ın iç sorunudur” deyip onayladı. Çünkü Kürdler, onlara göre “uluslararası nizami bozuyor”du(!) Ne de olsa kendi aralarında “devletlerin sınırlarının değişmezliği“ anlaşması vardı. Kürdler buna yöneldiğinde mücadeleleri terörizm olarak damgalanıyordu.

Bu sadece bir Kürd siyasal örgütü ile sınırlı değildi. Bir bütün olarak Kürd hareketi hakkındaki tutumları buydu. Bilindiği üzere 2013 yılına kadar Irak-PDK ve YNK bile ABD’nin terör listesindeydi. Irak ve Kürdistan’daki gelişmelerden sonra ancak terör listesinden çıkarıldılar. Son dönemlerde bu önemli oranda kırıldı. Bu iklimi sağlayanın ABD’nin öncülük ettiği Batı sistemi olduğu günlük güneşlik bir gerçektir. Enfal ve Halebçe soykırımları karşısında oralı olmayan dünyanın tavrı değişmeye başladı. Kürdler artık “müttefik kuvvetler” tanımıyla anılıyor.

Esasen bu konuda 1991 yılında ABD öncülüğünde Koalisyon Güçleri‘nin Irak’a operasyon çekmesiyle birlikte düğmeye basıldı. Daha önce görmeyen ve politik olarak yoksayan yazılı ve görsel basın Halebçe ve Enfal’ı dünyada gündem yaptı. Günlerce gündemden düşmedi. Kürdlerin mağduriyetinden tutun, Saddam Hüseyin’in katil bir diktatör olduğuna dair tüm neşriyat adeta ayaklanmış durumdaydı.

Bu onların dönem politikalarına hizmet ettiği gibi, Kürdlerin de mağduriyeti dünya vicdanında yer edinmeye başladı. Bu bir algı operasyonuydu. Batının artık Kürd milletini sahipleneceği mesajıydı bu. Ardından, Fransa’nın önerisiyle, Irak’a 36. Parelelin kuzeyinde uçuş yasağı BM’de onandı. Kürd liderlere ilgi artırıldı. Birçok devlet parlamentolarında onlara konuşma hakkı verilerek Kürdistan sorunu uluslararası satıha taşındı. ABD Başkanı George W. Bush Mesud Barzani’yi Beyaz Saray‘da kabul etti. Ortak basın toplantısında Mesud Barzani’yi kahraman ilan etti. Bu da bir imaj çalışmasıydı. Kürdleri dünya siyasetine taşıma ve meşruiyetlerini tanıtma faaliyetinin bir parçasıydı. Fakat ABD ve müttefiklerinin Kürdlere sağladığı bu avantajın kıymetini, güneyli liderler ve partiler, ne yazık ki bilmediler. 30 senedir bunu istismar edip durdular. ABD bu durumu not ettiği gibi, zaman zaman kendilerine ayar da verdi. “Bağımsızlık referandumunun zamanı değil, Irak seçim sonrasına bırakın. Ondan sonra, bağımsızlık da dahil, Irak ile sorunlarınızı çözeriz“ demelerine karşın referandum yaptıkları için cezalandırıldılar. Başta Kerkük olmak üzere “Tartışmalı Bölgeler“in Irak’a teslimine yol açtılar.

Fakat ABD Kürdleri gözden çıkarmadı. Daha evvel Kürdistan’ın güneyi temel alınarak Kürdistan sorununu çözme planı masadayken, güneyli liderlerin ve siyasi partilerin oynaması gereken rolü oynamaması üzerine, bu kez ağırlığı Kürdistan’ın güneybatısına (Rojava) verdiler. Kürdlere önemli kazanımlar sağladılar. “İŞID’ı yenen Kürdlerdir“ mesajını dünyaya verdiler. Rojava zaferini selamladılar. Filmini çektiler. Mazlum Abdi’yi general ilan edip dünyada kabulünü sağladılar. Birkaç kez Rojava Heyeti, Élysée Sarayı‘nda başta Fransa devlet Başkanı Emmanuel Macron olmak üzere birçok devlet yetkilileri tarafından kabul edildiler. İlham Ahmed defalarca ABD‘de resmi ziyaretçi olarak kabul görüldü. Rojava zaferinde önemli rol oynayan Kürd kadınının giydiği elbise, moda dünyasına kazandırıldı. Bu ilişkiler ve gelişmeler önemliydi ve birer mesajdı. Bu mesajlar bir algı yaratımı ve Kürdleri dünya siyasetine çekme operasyonuydu. Bu tür algı operasyonlarıyla “Kürdler önemli bir müttefiğimizdir“ mesajı dünyaya veriliyordu.

Uzun süreden beri Kürdlere ilişkin olumlu yönde gelişen bu algı operasyonları dünya kamuoyunu etkileyen çok güçlü iletişim araçlarının, kurumlarının sahipleri veya arkasındaki güçlerdir. Sıradan güçler olmayıp dünyaya yön veren güçlerdir. Bunlar hesapsız kitapsız yada bilinçsiz hiç bir adım atmazlar. Kimseyi bu kadar sebepsiz öne çıkarmazlar. Bu güçler dünyadadaki bütün sosyal medya, haberleşme araçlarıdan tutun dünyadaki ülkelerin çoğunun kurumlarında kaynakları var ve bilgi sahibidirler. Elerindeki bilgileri amaç ve hedefleri için kulanırlar. Kamuoyu ve toplumları etkilerler. Hatta dünyadaki birçok devletin seçimlerini ve yönetim şekline kadar etkilerler. Kürdlere ilgili yapılan algı operasyonunun arkasındaki bu güç ve güçler uzun vadede geriye dönüşü olmayacak adımlar atılar. Bunlar hesapsız kitapsız ve bilinçsizce atılmış adımlar değildir. Bu arada lokaal, yani yerel bir takım aksi görüş veya tersi sesler olabilir. Fakat bu sesler dünyanın çoğunluğuna ulaşmamakta ve fazla bir etkisi olmamaktadır. Etkide bulunanlar, elindeki araç ve güçle tüm dünyayı yönlendirebilen güçlerdir. Oluşturdukları kamuoyu ve etki ile birçok alanda bu yerel devletlerin politikalarını veya adım atmalarında etkili olabilmektedir.

Bu arada Kürdler Trump döneminde büyük kayıplara da uğradı. Kimi çevreler bunu ABD politikası olarak algılasa da gerçek öyle değildir. Bunu daha evvel izah etmiştik. Trump demek ABD demek değildir. ABD bir kurumlar sistemidir. Özelimizde ABD değerlendirilirken ABD kurumlarının tavrını esas almak gerekir. Kurumsal ABD’nin politikası Kürd milletinin lehindedir. Bunu görmek gerekir. Trump bir sapma ve cuntalama hareketiydi. Ancak arkasındaki projeyle beraber başarısızlığa uğratılacaktır ve de hesap sorulacaktır vb demiştik. Bu da gerçekleşiyor.

Dün kötü olan Kürdler, bugün birden bire nasıl iyi oldu? Bu, nasıl sağlandı? Kim bunu sağladı? Daha ötesi bunu niye yaptılar? Amacı ve hedefi nedir? Sorduğumuz bu sorular hayatidir. Bu politika değişikliğini kavrarsak hem sorunumuzun çözüm masasına getirildiğini, hem de müttefiklerimizi iyi tanımış oluruz. Kiminle, nereye kadar, niçin yürüyeceğimizi daha iyi anlamış oluruz. Bu bağlamda ABD ve müttefiklerinin son dönemlerde izledikleri tutumu iyi irdelemek gerekir. Bunu yaparken günlük olan bitenden öte, siyasetin ana eksenine bakmak gerekiyor. Ana eksen ABD’nin 21. Yüzyıl GOP (Genişletilmiş Orta Doğu Projesi)‘dir. Bu projede Kürdistan sorununun çözümü de vardır.

14 Ocak 2021

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Yorumunuz için teşekkür ediyoruz en kısa zamanda size cevap verilecektir selamlar .

%d blogcu bunu beğendi: