Halklara karşı bir silah…SU!

Read Time:3 Minute, 53 Second

Kuzey ve Doğu Suriye halklarına karşı her türlü kirli özel savaş yöntemine başvuran Türk devleti, uzun süredir milyonlarca insanın içme suyunu keserek “terbiye ederek” teslim almaya çalışıyor.

Mehmet Cuma-Kobane
Türk devletinin Suriye halklarına olan düşmanlığı, artık su götürmez bir gerçek olarak herkes tarafından biliniyor. Kimi çevreler bu düşmanlığı, yıllarca bölgeyi işgali altında tutan Osmanlı’nın Suriye topraklarındaki yenilgisinin intikamı olarak nitelendiriyor.

Türk devleti Mart 2011 yılından bu yana Suriye’nin içişlerine doğrudan müdahale ediyor. Ülke halkının Beşar Esad yönetimine karşı ayaklandığı günden itibaren başlayan bu süreç, ülkedeki birçok kentin işgal edilmesi ve yüzbinlerce insanın göç etmesine neden oldu. Ancak Suriye halklarına uyguladığı her türlü işgal ve soykırım saldırısında sınır tanımayan Türk devleti, Serêkaniyê ve Gırê Spi’nin işgalinden sonra bu kez devreye su kesintilerini uygulayarak suyla teslim alma yönetimini daha aktif bir şekilde devreye koydu.

Halkın barışçıl eylemlerle taleplerini dile getirdiği devrim girişimi, Türk devleti tarafından çete gruplarına destek verilerek iç savaşa dönüştürüldü. Türk devleti sınırları binlerce yabancı çetenin Suriye’ye geçişi için kullanıldı. Çete gruplarına her türlü silah, finansman ve propaganda desteği sunuldu.
Türk devletinin bu faaliyetleri sonucunda, Suriye’nin önemli bir coğrafya parçası işgal edildi. Ancak tüm destek ve finansmana rağmen çeteler aracılığıyla yürütülen vekalet savaşları sömürgeciler açısından başarısız oldu. Bunun üzerine doğrudan saldırılara geçen Türk devleti, ilk olarak Cerablus’u-Bab hattını, ardından da Özerk Yönetim bölgeleri olan Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî’yi işgal etti. Bununla da yetinmeyen TC’nin işgal amaçlı saldırıları, uluslararası toplumun sessizliği içinde devam ediyor.

TC’NİN KUZEY VE DOĞU SURİYE’YE KARŞI KİRLİ SAVAŞI

Türk devletinin her ne kadar bazı bölgeleri işgal etse de Suriye halklarını teslim alamadı. Askerî saldırılarla aradığını bulamayan TC, her türlü kirli özel savaş yöntemini devreye koydu. Bu yöntemlerin başında ise, bölge halkının içmek suyunu kesmek geliyor.

Hesekê Kantonu’nda bir milyondan fazla insanın içme suyu kesen ve Fırat Nehri’nden akan suyun Suriye’ye girişini azaltan Türkiye, suyu savaş silahı olarak kullanıp Suriye halklarını hedef alıyor.

ULUSLARARASI HUKUKA GÖRE SUÇ

Türk devleti 9 Ekim 2019’da başlattığı işgal saldırılarının ardından Serêkaniyê ve Girê Spî’yi işgal etti ve Hesekê Kantonu’na su ileten Serêkaniyê’deki Elok İstasyonu’nun faaliyeti 8 kez durdurdu.

Uluslararası hukuka göre başlı başına suç teşkil eden su kesintisi, Koronavirüs salgının bölgede arttığı bir dönemde gerçekleşti. 

Türk devletinin suyunu kestiği Hesekê Kantonu’nda Kuzey ve Doğu Suriye’nin en büyük kampları olan Hol, Erîşa ve Waşûkanî kampları da bulunuyor.

Suriye krizi boyunca Türk devleti, suyu, ilk olarak Şam ve Halep halklarına karşı savaş aracı olarak kullanmıştı. Şimdi de Hesekê ve ilçelerinde yaşayan halklara karşı kullanıyor.
Gözlemcilere göre Elok Su İstasyonu’nun durdurulması, Özerk Yönetim’e şantaj ve halk ile Özerk Yönetim’i karşı karşıya getirme amacı taşıyor.

İçme suyuna erişimin her insanın doğal hakkı olduğu ve savaş aracı olarak kullanılamayacağı, herkesin bildiği bir gerçeklik. Cenevre sözleşmelerinde de suyun savaş aracı olarak kullanılması savaş ve soykırım suçu olarak değerlendiriliyor ve bu suçu işleyenlerin yargılanması öngörülüyor.

Öte yandan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kuruluş statüsü olan Roma Statüsü’ne göre de işgalci Türk devleti ve çeteleri, işledikleri suçlar nedeniyle yargılanması gerekiyor.

FIRAT SUYUNUN KONTROLÜ TC’NİN ELİNDE

İşgalci Türk devleti, son yıllarda Fırat Nehri’nin Suriye’ye ulaşan suyunu azaltıyor. Fırat’ın Reqa, Dêrazor ve Fırat Bölgesi’ndeki milyonlarca insanın ihtiyacını gidermesi ve Suriye’nin ikinci büyük kenti olan Halep’e içme suyu sağlaması nedeniyle bu durum, olumsuz etkiler yaratıyor.

Öte yandan Kuzey ve Doğu Suriye’de bulunan 3 baraj da Fırat Nehri üzerinde bulunuyor. Bunlar, Minbic’in güneydoğusundaki Tişrîn Barajı, Tebqa’da bulunan ve 14 milyar metreküp su kapasitesiyle Suriye’nin en büyük barajı olan Fırat Barajı ve Reqa’daki Huriya Barajı.

Fırat Nehri’nin suyu Suriye’ye giriş yapmadan önce Türkiye’deki 6 barajdan geçiyor. Bu barajlar arasında 48 milyar metreküp su kapasitesiyle Ortadoğu’nun en büyük barajı olan Atatürk Barajı da yer alıyor.

2020 yazında Türk devleti, 2017’de olduğu gibi Fırat’ın Suriye’ye akışını saniyede 200 metreküpe düşürdü.

Türk devleti, Şam hükümetiyle imzaladığı anlaşmayı da çiğneyerek 2020’nin Mayıs ve Ağustos ayları arasında Fırat suyunu olabildiğince en az seviyeye düşürdü.

Türk devleti ile Şam hükümeti arasında 1987 yılında varılan anlaşma uyarınca Suriye’ye saniyede 500 metreküp su bırakılması gerekiyordu.

Ağustos 2020’de Kuzey ve Doğu Suriye Barajlar İdaresi, bölge genelindeki barajlarda depolanan suyun 14 milyar metreküp olduğunu, sıcaklar nedeniyle günlük 33 milyon ila 3 milyar metreküplük su kaybı yaşandığını açıklamıştı.
Bölge genelindeki tarım komiteleri de Fırat suyunun azalması nedeniyle yaklaşık 400 bin hektar tarım arazisinde üretimin tehlikeye girdiğini duyurmuştu.
Suyun azalması ayrıca balıkçılığı da olumsuz etkilemiş, geçimini bu meslekten sağlayan yüzlerce kişi ekonomik zorluklar yaşamıştı.
Türk devleti, 2020’nin Aralık ayında da Fırat suyunu bir hafta boyunca kesmiş ve bu durum, onlarca kentte elektrik sorunu yaşanmıştı.

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Yorumunuz için teşekkür ediyoruz en kısa zamanda size cevap verilecektir selamlar .

%d blogcu bunu beğendi: