BİR TÜRK PROJESİ: İSMAİL BEŞİKÇİ Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan

Read Time:13 Minute, 48 Second

Hasan H. Yıldırım & Hüsein Erkan
Şimdi bir gerçeğe parmak basacağız. Kangrenleşmiş bir yaraya neşter atacağız. Riskli bir olay. Bu riski göğüslemeyi kabul ederek, büyük bir çevrenin saldırısına uğramayı göze alarak bunu yapacağız. Neşter atacağımız yarayı çoğu aydın ve siyasetçi bilmelerine karşın, gelecek saldırıdan çekindikleri için bunu göze alamıyor. Onları anlıyoruz. Uzun süre bu kaygıyı biz de taşıdık ama bunun milletimizin çıkarına olmadığı sonucuna vardık ve gelen saldırıları da göze alarak yapmaya karar verdik. Bu milli bir görev, her sağduyulu Kürdün görevi olduğu gibi, bizim de görevimizdir.

Düşman tek yöntemle üzerimize gelmiyor. Kürd milletini tarihte silmek için kızıl ve beyaz soykırımdan tutun en ince yöntemlere başvuruyor. Kürd milli mücadelesini boşa çıkarmak için akla hayale gelmeyen yol ve yöntemler kullanıyor. Bunun en bariz örneği “Kürd millet dostu“ kisvesi altında Kürdleri yanlışa sevkeden projeler üretiyor. Projelerin “kahraman“ ve piyonları var. Projeler uygulanmadan önce bu “kahraman“ ve piyonlar toplumda maddi bir güce dönüştürülüyor. Dost ve kurtarıcı olarak sunuluyor. Toplum onlara kurtarıcı olarak sarılıyor. Bunun sayısız örneği var. Fakat biz en popüler olanını sorgulayacağız.

Kim mi bu? Sarı Hoca olarak Kürdlere “dost ve kurtarıcı“ olarak dayatılan İsmail Beşikçi’dir bu. Biz bu makalemizde İsmail Beşikçi’nin tüm yaşamını irdelemeyeceğiz. Onu da bir bütün olarak yapacağımız zaman gelecektir. Her şey zamanla. Şimdilik bilinmesinde sakınca olmayan kimi boyutlara dikkat çekmekle yetineceğiz. İlk etapta onun dokunulmazlığını kıracağız. Tartışır hale getireceğiz. Süreç içinde elimizdeki tüm kanıtları toplu olarak sizlere sunacağız. Tabu olmaktan çıkaracağız. Maskesini indireceğiz.

Evet İsmail Beşikçi, Türk derin devletinin Kürdlere “dost ve kurtarıcı“ olarak dayattığı bir projedir. Siyasi mücadele tarihi incelendiğinde teorisi bir cümle etrafında somutluk kazanır. “Kürdler bir milletir, her millet gibi onların da devletleşme hakkı vardır.“ Soyuttur, bunun ötesi yoktur. İşin tuhaf tarafı yaşamı boyunca teoride Kürd milletinin devletleşmesini savunurken, pratikte ise daima bunu engeleyen Kürd siyasal güçlerini savunuyor olmasıdır. Kürd milletinin devletleşme önünde duran siyasi partileri eleştirmesi bir yana onların yanlışlarının militanlığını yapmıştır. Bu, tesadüf değildir. Kendisine yüklenilen misyon gereğidir.

Örnekleyelim. İsmail Beşikçi, Dr. Şıvan (Sait Kızıltoprak) hakkında destan düzeyinde bir yazı yazdı. Yazıyı okuyun. Yok şöyle yiğitti, şöyle yürürdü, cesaretliydi, güzel bir köyü var vs. ıvır-zıvır demenin ötesinde bir şey bulamasınız. Sorulması gereken soruyu bulamazsınız. Ki, İsmail Beşikçi de bal gibi bilir ki; Saitler ve arkadaşları Türk devletinin istemi üzerine, Barzaniler tarafından katledilmiştir.

O halde, neden Barzanilere o “destan“da Saitler ve arkadaşlarının mezarları nerede diye sormaz? Söyleyemez. Misyonu gereğidir. Katil ve katledilene birden sahiplenilir ama aslında buradaki amacı katili korumaktır. İsmail Beşikçi’nin bu olaydaki rolü budur.

Aynı mantığı Ferhat Pirbal olayında da şahit olunur. Ferhat Pirbal yabancımız değil. Güneyli bir yurtsever. Profesör. Kendine özgü düşünceleri olan bir aydın. Hewler iktidarını uygulamalarından dolayı eleştiren biri. Bu nedenle sokak ortasında Barzanilerin tetikçileri tarafından iki defa ağzı burnu kan içinde bırakılan biri. Ki, Ferhat Pirbal, sahip olduğu Irak pasaportunu yakan bir yurtseverdir. Bağımsızlıkçı biridir. Bir konferans nedeniyle Kürdistan’ın güneyine giden İsmail Beşikçi’nin salonda, kitlenin önünde ayakabısını çıkarıp öpen biridir. Öpülen bağımsızlık düşüncesiydi. Yoksa Beşikçi’nin kokmuş ayakabısı değildi. İsmail Beşikçi bunu ranta çevirdi ama Ferhat Pirbal kan ve revan içinde bırakılması karşısında sessizliğe böründü. Samimiyet bu mudur? Sorumluluk bu mudur? Olmadığı ortada. O kendisine biçilen misyon gereği bu süreçte Barzanilerin yanlışlarının militanlığını yapmayı görev biliyor.

Mesud Barzani’nin görev süresi bittiğinde güneyli diğer partiler karşı çıktığında İsmail Beşikçi tıpkı Türkiye ve İran gibi süre uzatılmalı dedi. Süre uzadıkça uzadı. O süreçte YNK ve GORRAN Hareketi’ni topa tuttu. Daha sonra Irak Cumhurbaşkanı seçimi gündeme geldi. İsmail Beşikçi, Irak-PDK adayını destekledi. YNK’nin adayı Berhem Salih seçilince “Kürdler için yararlı çalışma yapması mümkün değildir. Onu Araplar seçmiştir, Arapların seçimi sonunda Cumhurbaşkanı olmuştur. Arapların, Irak hükümetinin cumhurbaşkanıdır”dedi.

Türkiye’nin bir projesi olan ve Irak-PDK tarafından uygulamaya konulan “Bağımsızlık Referandumu“na tüm dünya zamanı değil diye karşı olurken İsmail Beşikçi en hararetli savunucularından biri oldu. Sonucunu gördük. Güneyin %50’ini, kimi petrol kuyularını ve bazı gümrük kapılarının Irak’a teslimine yol açtı.

İsmail Beşikçi’nin kıyakçılığı Irak-PDK, daha doğrusu Barzaniler tarafından karşılıksız bırakılmadı. Kendisine “Barzani Kahramanlık Ödülü“ verildi. Verilmesinin nedeni de üslendiği misyon gereğidir. O ödül Türk devletinin rızası olmadan Türk vatandaşı kimseye verilmez. “Barzani Kahramanlık Ödülü“ dört Türk vatandaşına verilmiştir. Devrişe Sado (Derviş Akgül), Şerafettin Elçi, Leyla Zana ve İsmail Beşikçi. Bunları yan yana düşünün. Ortak yanları ne olabilir sizce? Onu da siz düşünün.

Biraz geriye gidelim. Yıl 1967-1968. Yalçın Küçük’ün de o dönem çalıştığı “Devlet Planlama Teşkilatı“ bir düşünce geliştiriyor. Tıpkı “Bu ülkeye komünizm gelecekse onu da biz getiririz“ gibi “Bu ülkeye Kürdçülük gelecekse onu da biz getiririz“ kararı alınır. İşe koyulunur. Türk ve Kürd kesimlerde derin yapılar oluşturulur. Türk tarafı bildik kesimler. Bu konuda daha evvel yazıldı, çizildi. Şimdi ise derin Kürd yapılanmasından bahsetmenin zamanı. Bunu da bugünün koşulları nedeniyle bir bütün olarak açıklamayı milli çıkarlarımız açısında zararlı gördüğümüz için sadece bu süreçte bilinmesi gerekeni açıklamakla yetineceğiz. Bu derin Kürd yapılanmasında görev alan Kürdlerin bir kısmı hayatta değil, bir kesimi atıl durumda, bir kesimi faal olarak çalışmaktadır. Bunlar mevcut örgüt önderlikleri tarafından bilinmektedir. Kimi bunu gerekli görmekte, kimi onlara dokunmakta çekinmektedir. Bu, bir yana biz sadece bu süreçte bilinmesinde sakınca görülmeyen boyutunu izah etmeye çalışalım. Türk devlet aklı önderliğinde oluşturulan derin Kürd yapılanması 15 kişilik bir ekipten oluşturuldu. Bunların bazıları şunlardır.

Orhan Kutan, Musa Anter, Şereafettin Elçi, Derviş Akgül ve İsmail Beşikçi..! Orhan Kutan, rakıcı ve boşboğaz oluşu nedeniyle ilk üzeri çizilen kişi oldu. Buna rağmen içine girdiği girdap sonucu ölmeden önce yurtdışında Türkiye’ye geri döndü. Verdiği mesajlar biliniyor. Dediği şu cümlelerde sabittir. “Bağımsız Kürdistan fikrimi ilk önce biz savunduk ama bu bir hayaldir“ deyip noktayı koydu.

Diğer kişilerin oynadığı rol bilinmekle birlikte bağlı olunan siyasal yapıların yanlışlarının militanı olma ruh haliyle savunulmaktadır. Burada İsmail Beşikçi önem kazanmaktadır. Türk derin yapılanmasının bir fedaisi olduğu tartışma götürmez. Buna karşın hala bazı çevrelere “Kürd dostu“ olarak lanse edilmesi onun meskesinin indirilmesini zorlaştırsa da gerçekler inatçıdır ve kendisini dayatacaktır. Bu arada birçok gereksiz yetkili ve yetkisiz avukat tarafından da korunmaya çalışılacaktır. Kim ne tutum alırsa alsın, İsmail Beşikçi’nin üslendiği misyon bizce açığa çıkmıştır.

Kimi akılsızın ilk karşı çıkışı şu iddia olacaktır: “Hoca bunca bedeli buşuna mı verdi?“ diyecektir. İsmail Beşikçi, Türk devlet bekası için bir misyon yüklendi. O, bu işin bir fedaisi olarak sahaya indirildi. Ki, Türk egemenlik sisteminde fedailiğin oynadığı rol bilinmektedir. Devletin bekası için insanlar eğitilir. Bunun için kişisel bir beklentisi olmadan gelecek tüm zorluklara dayanma üslendirilir. İşin içinde ölüm olsa bile. Ki, İsmail Beşikçi için ölüm bugüne kadar uzak bir ihtimal olarak kaldı. Çünkü üslendiği misyon Kürdler tarafından henüz anlaşılmış değildir. O nedenle misyonunun gereğini yapmaya devam ediyor.

Bu aşamada en büyük görevi de Türk devletinin Kürdistan’ın güneyinde çıkarlarına uygunluk sağlayan Barzanileri savunmaya devam edecektir. Onu Kuzey Kürdlerine sevdirmeye çalışacaktır. Bunun için de bu işi kurduğu vakfı vasıtasıyla icra edecektir. Etrafındakilere bakıldığında hepsi Türk derin devleti ile sözleşmeli personel olduğu gerçeği de işin bir başka boyutudur. Konu kapsamlı olduğu için o zavalıların oynadığı rolü şimdilik es geiçiyoruz. Fakat bu projeyi tüm boyutlarıyla açıklama gereği duyulduğunda o boyuta açıklanacaktır. O arada PKK’nin dağdan indirilmesi, onun yerine Türk devleti ve Barzanilerin kontrol edeceği bir yapılanmanın nasıl inşa edileceği projesi ve KAWA Örgütü’nün resmen tasfiye edilmesi çabası da tüm boyutlarıyla açıklanacaktır.

İsmail Beşikçi’nin Kürd milletine dayatılması tesadüf değildir. Bu, iş Kutanlar vasıtasıyla yapıldı. Çünkü İsmail Beşikçi’ye en yakın olanlar Kutanlardır. Teyze çocuklarıdır. Bu akrabalık ilişkisi onu Kürd hareketiyle buluşmasına kolaylık sağladı. Orhan Kutan öldü. Onun söyleyeceği bir şey söz konusu olamaz ama yaşayan Kutanlar var. Bu konuda samimilerse söyleyecekleri olmalı. Kimdir bu İsmail Beşikçi? Üslendiği misyon hakkında ne kadar bilgi sahibidirler? Onun siyasi mücadele tarihindeki zikzakların nedeni nedir? Rızgari, PKK ve şu an Barzanici geçinmesinin altında yatan gerçekliğin nedeni nedir? Çünkü bu zikzaklı dönüşümlerde amacı nedir açığa çıkarılması Kürd millet çıkarı gereğidir. Bu konuda bilgi sahibi olan her Kürd yurtseverin söyleyeceği olmalıdır. Özelikle Kutanların.

Aslında İsmail Beşikçi’yi pek okumayız. Son dönemde internete bir yazısı düşüp tartışma konusu olunca merak edip okuduk. İsmail Beşikçi, bu yazısıyla da bizi yanıltmadı. Bir proje olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Dayandığı dayanaklar kirli kaynaklar. Kürdistan Bölgesi Genel Güvenlik Ajansı, Osman Öcalan, Basnews, Nerina Azad, K24 sitesi. Bu çevrelerin MİT ile elele çalışan kurumlar olduğunu her sağduyulu Kürd bilir. İsmail Beşikçi de bunu bilir. Bilmesine rağmen bunları referans olarak alması onun nerede durduğunuda göstermeye yeterlidir. O yer neresi diye merak edenler varsa, ki; mutlaka vardır, o zaman söyleyelim. O yer Türk egemenlik sisteminin safıdır.

İsmail Beşikçi’nin bu safta yer alması yeni de değildir. Kürd hareketine adımını attığından beri orada bir proje olarak hazırlandı ve sahaya indirildi. Bir dönem PKK’ye monte ettirildi. “Bende Apocu ruh var“ deyip durdu. Abdullah Öcalan ne zaman Türkiye’ye getirildi oradan sessizce ayrılıp bu kez Irak-PDK savunuculuğuna soyundu.

Bunun nedeni açıktır. Çünkü, İsmail Beşikçi sömürge valisi rolünü üslenmiştir. Şu tespiti ancak bu rolü üslenmiş biri yapabilir. Bakın şu dediklerine:

“PKK/KCK Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin egemenliğini tanımaya davet edilmelidir. Tanımıyorsa bölgeyi terketmelidir. Terketmiyorsa, takibatla, idari ve cezai yaptırımlarla karşı karşıya kalmalıdır.“

Hele dile getirdiğine bakın. Bu düşüncenin sahibinin Türk egemenlik sistemi olduğu tartışmaya yer vermeyecek kadar açıktır. İsmail Beşikçi’nin bu tutumu Türk egemenlik sisteminden ayrı düşünülemez. Aynı karededirler. İsmail Beşikçi‘nin, Kürdistan’ın güneyinin egemenlik kaygısı mı var, pek sanmıyorsuz ya diyelim ki, öyle. O zaman Türk devletinin güneyde kurduğu askeri üsleri orada ne arıyor? Güneydeki MİT büroları neyin nesidir diye Irak-PDK’ye veya Barzanilere sorması gerekmiyor mu? Bir kontra örgütü olan Hüda-Par’ın Hewler’de büro açması neyin nesidir sorması gerekmiyor mu?

Dahası PKK/KCK’nin Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin egemenliğini tanımadığını nereden çıkarıyor bu adam? Ki, Kürdistan Bölgesel Yönetimi diye bir yapı mı var? Orada Kürd milli servetini paylaşmak üzere, iki ailenin kurduğu ortak bir yönetim var. Bunu bilmeyen mi var? İsmail Beşikçi de bunu bilir. Bilir, ama onun hesabı başkadır. Kürdler arası bir kavganın fitilini çekmek için bir uğraş vermektedir. “PKK/KCK hakkında takibat, idari ve cezai yaptırımla karşı karşıya kalmalıdır?“ ne demek?

Bu iddianın sahibi Türk devleti ve Irak-PDK’dir. Böylesi bir uygulama kimin işine yarar? Bu düpedüz Kürdler arası bir iç savaş çağrısı değilse nedir? Anlaşılan o ki, “Rızgarici Ruh” “Apocu ruh“ şimdi “Barzanici ruh“ ile yer değiştirdi. İsmail Beşikçi, kimi hangi sıfatla kimin ülkesinden kovuyor? Hangi hakla bu hakkı kendisinden buluyor?

Kürdistan’ın herhangi bir bölgesinde hangi Kürd siyasal yapısının bulunacağını İsmail Beşikçi mi tayin ediyor? Fakat hangi hakla? Sahi bu adam kendini ne sanıyor? Kürdlerin siyasi komiseri mi, yoksa Türk egemenlik sistemin Kürdlerin başına atadığı bir kayyum mu? Konuşulmalı, tartışılmalı, bir sonuca varılmalı ve İsmail Beşikçi’ye durması gerektiği yer kendisine hatırlatılmalıdır. Haddini bilmiyorsa haddi bildirilmelidir. Kendisine İsmail bey, “gölge etme, başka ihsan istemez“ denilmelidir.

İsmail Beşikçi ve Vakfı; “Bugün, PKK/KCK, Şengal’de Haşdi Şabi ile ortaklık ve işbirliği içinde Şengal’i Kürdistan’dan uzaklaştırma çabasındadır. Bugün PKK/KCK Şengal’de, İran çıkarlarının koruyucusu durumundadır” diyorlar.

Bunu derlerken Şengal İŞID saldırısına uğrarken, Ezidi halkımızı onların insafına bırakıp kaçan Irak-PDK güçleri için söyleyecek bir sözü yok muydu? Bu konu da tek bir laf etmedi. Bunu da geçtik. Şengal, ABD’nin havadan, HPG/YPG güçlerinin karadan operasyonu ile özgürlüğü kavuşturulduktan sonra binlerce peşmergeyi arkasına takıp Şengal “fatihi“ olarak giren Mesud Barzani, göndere Kürdistan bayrağı çekmenin yanı sıra, yanına Irak bayrağını da çekti. Bir kaymakan atayıp Bağdat’ı arayıp memur maaşını verin dedi. Oradan Hewler’e döndü. Bağdat memur maaşını verdiği gibi oraya asker de gönderdi. Irak ordusunun olduğu yerde doğaldır ki, Haşdi Şabi güçleri de orada olur. Yanı sıra, Irak-PDK ve PKK’ye bağlı güçler de orada idi. Orada herkes var. Irak ordusu, Haşdi Şabi, Irak-PDK peşmergeleri ve PKK gerilaları da orada var. Herkesin herkesle ilişkisi var. Birlikte çalışmaları gayet doğal. Herkesin herkesle işbirliği yaptığı Şengal’de PKK endeksli güçlerin Haşdi Şabi güçleri ile çalışmasında ne sakınca var? Ama burada unutulan bir gerçek var. Şengal’de güçlü olan PKK endeksli güçlerdir. Halkın ezici çoğunluğunun desteğini alan onlardır. Bu Irak-PDK ve Türkiye’nin kabul edeceği bir durum değildi ve müdahale ettiler. Türkiye, Irak-PDK’nin üstünde baskı kurdu. Onu Bağdat ile anlaşmaya sevk etti. Anlaşma sağlandı. Resmi olarak Şengal Irak’a bırakıldı. Oysa Şengal resmi olarak zaten Irak’a bağlıydı. Son uygulamayla değişen bir şey olmadı. Fakat bu gerçekliğe rağmen bir başka gerçeklik daha var. PKK’ye endeksli güçler hala Şengal’de güçlüdür ve konumlarını koruyorlar. Değişen bir şey yok. Bağdat’ın da buna bir itirazı yok. Bunu Türkiye ve Irak-PDK’de biliyor. İstemedikleri budur. İsmail Beşikçi’nin de istemediği budur. Bunu anlamayacak ne var? Dostluk bu mudur? Fakat Türk seviciler bunu gayet normal kabul ediyor.

İsmail Beşikçi’nin “Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde PKK-Haşdi Şabi İşbirliği” başlıklı yazısı çok manidardır. Haşdi Şabi ile sadece PKK/KCK’nin ilişkisi yokki! Bir kere Güney Kürdistan’ın partilerinin çoğunluğunun Haşbi Şabi ile ilişkisi var. Hepsinden öte, Irak-PDK’nin var. Yetkili sorumluların Haşdi Şabi’ye ilişkin açıklamaları var. Daha dün Bağdat’a Irak-PDK’nin binalarını yakan Haşdi Şabi güçleri olduğu açıkken ve Kürdler bunu dile getirdiğinde “Haşdi Şabi devrimci bir güçtür. Komutanları benim dostlarım, onlar böyle bir şey yapmaz“ diyen Sefin Dizai başta olmak üzere, birçok Irak-PDK yöneticisi açıklama yaptı.

Dahası, Haşdi Şabi ilegal bir örgüt değilki. Irak ordusunun bir birleşeni ve maaşları Irak tarafından verilen bir güç. Irak ordusu nerede ise Haşdi Şabi güçleri de oradadır. İsmail Beşikçi bunları bilmez mi? Görmez mi? Görür, bilir ise bu konuda tuşlara vurmuyorsa düşünmek gerekir. Gerçi bizim açımızdan durum açık. O görevini yapıyor. Türk egemenlik sistemin kendisine üslendirdiği misyonu yerine getiriyor. Bu gayet açık. Gel gör ki, bunu kime anlatacaksınız. İnsan zihnini bir kapıya rehin bırakırsa söyleyeceği sözü de olmuyor. Yanı sıra Kürdler o kadar kendine yabancılaşmış, düşmana sevdalanmış ki, düşman cephesinde dile getirilen her “olumlu“ söz (siz bunu manipulasyon olarak okuyun), üstüne balıklama atlatıkları gerçeği ortadadır. Bunun sayısız örneği var. Mihri Belli, Doğu Perinçek, Yalçık Küçük, Akın Birdal, Mehmet Metiner, Ertuğrul Kürkçü, Sırrı Süreyya Önder, Barış Altay, Sezai Temelli vs. liste uzar gider. Hepsi de Kürd milli mücadelesi içinde misyon yüklenen truva atlarıdırlar. İsmail Beşikçi de bunlardan biridir. Fakat en uzun süreli olan bir projenin aktörüdür. Çok iyi projelendi ama onun da foyası ortaya çıkacak ama bu arada rolünü oynamaya devam edecektir. Yanı sıra zihni tutuklu bazı çevreler onu savunmaya devam edecektir. Bu da Kürdlere mahsus bir duruş olsa gerek. Yukarıda ismini saydıklarımız ve saymadıklarımız arasında maskesi düşenler olduğu gibi, hala görev başında olanlar da var.

Evet konumuza dönelim. İsmail Beşikçi, durup duruken bu yazıyı yazmadı. Irak-PDK’nin Türk devleti ile PKK’yi tasfiye etmeye hız verdiği bu süreçte bu yazıyı yazması ateşe benzinle gitmenin ötesinde bir anlamı yoktur. Sözde Kürd haklarını savunma adı altında aslında Kürdler arasında bir savaş çıkarmanın çabasını veriyor. İsmail Beşikçi, şunu görmüyor mu? Güneyli tüm partiler olmak üzere parlamentoya kadar herkes Irak-PDK’nin Türkiye ile birlikte PKK/KCK’yi tasfiye etmeye ve Irak-PDK’nin Şengal’ı Irak’a teslim etmek için yaptığı anlaşmaya karşı çıktığı, Türk ordusunun gün aşırı gerilla mevzilerini bombaladığı Rojava’da hergün Kürdleri taciz ettikleri bir süreçte bu yazıyı yazması tesadüf olabilir mi? Kuşkusuz olamaz. Görev gereği dedik geçtik.

Her sağduyulu Kürd şunu görüyor. Türk egemenlik sistemi PKK ve endeksli güçleri tasfiye etmek istiyor. Bunu tek başına başaramıyor. Bu konuda çok çevreden destek aldı. Bunlardan biri de Irak-PDK oldu ve bu destek bugün de sürüyor. Bu ortamda bu projeyi kim savunabilir, destekleyebilir? Bunu ancak Kürd millet düşmanı çevreler yapar. İsmail Beşikçi de bunu yapıyor.

Bilindiği üzere Irak-PDK ve PKK arasında sıcak savaş ihtimali yükselince bunun Kürd milletinin çıkarına olmadığı, sadece sömürgeci güçlerin ve özelikle de Türkiye’nin çıkarına olduğunu gören güçler devreye girdi. Sorunun diyalog yoluyla çözümü için uğraş verdi. KNK, Güney Parlamenterler Birliği, YNK, GORRAN Hareketi, PİK, KAWA Hareketi, Avrupa Parlamentosu’ndaki Kürd Dostluk Grubu, Avrupa’daki Kürd kurumları, Kürd sanatçı, yazar ve aydınları büyük bir çaba içinde oldular. Bu süreçte İsmail Beşikçi ve Vakfı’nın tutumu ne oldu? Kürdler arası bir savaş için elinden geleni yaptılar. Ve son yazısıyla fitili ateşledi.

Şunu merak ediyoruz. Uzun süreden beri İsmail Beşikçi, Türk devletinin Kürdlere karşı aralıksız yürütüğü imha politikasını eleştiren bir yazısını gördünüz mü? Gün aşırı gerilla hedeflerini bombalayan, Rojava’da giriştiği soykırım düzeyinde seyreden uygulamalar, HDP yöneticilerine karşı süren tasfiye operasyonları hakkında tek bir laf ettiği görülmüş müdür? Biz görmedik. Fakat her ne hikmetse bugün sahada Türk devleti ve desteklediği cihatçı güçlere karşı ölümüne savaşan PKK ve endeksli güçleri tıpkı Türk devleti gibi hedef tahtasına koymuştur. Türk devlet politikasını savunmak eğer İsmail Beşikçi kendine dert etmişse düşünmek gerekmiyor mu? “Kürd dost“ olmak bunun neresinde? Ki, herkesin ittifakla kabul ettiği Kürd milletinin en büyük düşmanı Türk devleti iken İsmail Beşikçi nasıl oluyor da onun izlediği politikanın aynısını savunabiliyor? Bunun üzerinde düşünmek gerekmiyor mu? Her yurtsever sağduyulu Kürd bunu ciddi ciddi düşünmelidir.

25 Aralık 2020

Happy
Happy
50 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
50 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Yorumunuz için teşekkür ediyoruz en kısa zamanda size cevap verilecektir selamlar .

%d blogcu bunu beğendi: