Hasan H. Yıldırım & Hüsein Erkan

Hasan H. Yıldırım & Hüsein Erkan[/caption]Bir evvel ki, makalemizde Türklerin planı açık ve nettir dedik. Bu planı uygulamak için gerek iç, gerek dış destek aldığından hareketle frenı patlamış kamyon misali sağa-sola çarpıp saldırmakta teredüt etmemektedir. Çünkü bu konuda gerek içte, gerek uluslararası alanda kendilerine verilmiş destek sözüne güvenmektedir. Gereğinide yapmaktadır.

Bu plan birden ortaya çıkmadı. Türk egemenlik sistemi GOP ile pratiğe konulmuş belayı savmak, bunu başarmasada en aşağı az zararla dönemi atlatmak için kolları sıvadı.

Bu konuda kendilerine en çok yardım edecek güç kim olabilir araştırmasına girdi. Buna uygun olan kişinin ABD Başkanı Donald Trump olduğuna karar kılınca ona kancayı taktı. Onu ve kurmaylarını paraya boğdu. Onu kakalayınca İngiltere zaten çantada keklikti. Nede olsa koruyucu melekleriydi. Çünkü TC devletini kuran onlardı. Yanı sıra başta Rusya olmak üzere sömürgecilerimiz bu işe zaten tavdı. Geriye Kürd milleti içinde devşireceği bir destek güç gerekiyordu. Bu güçte Irak-PDK ve onun dümen suyunda kulaç atan güçlerdi. Ki, bunlarla uzun yıllara dayalı bir hak hukukları vardı. Zaten onları istedikleri gibi diğer Kürd hareketlerine karşı her zaman kullanmışlardır.

Türkiye’nin bu saygığımız güçlerin desteğini almasının yazılı bir anlaşması var mı, yok mu bilmiyoruz ama onlardan kesin destek aldığı tartışılmaz. Olan bitenler bunun kanıtı. Hele Trump ve ekibi ile var olan hak, hukuk gereği Türkiye sadece Kürdlere değil, Irak, Suriye, Libya, Akdeniz ve Kafkasya‘ya kadar varan geniş bir coğrafyada önünü gelene saldırmada bir sakınca görmemiştir. Türklerin bu kadar saldırganlaşmasının nedeni aldığı bu destektir.

Bu desteğini alan Türkiye korkusuz bir şekilde Kürdlere saldırmaktadır. Epeycede zarar verdikleri bilinmektedir. Yalnız bu arada çok güvendikleri Trump ve ekibi gitti ha gidecek süreci yaşanıyor. Bunu gören Türkiye bu süreçte Kürdlere daha ne kadar zarar verebilirim düşüncesinin gereği olarak ellerinden ne geliyorsa onu yapmaya çalışıyor.

Türkiye, Trump’tan aldıkları destekle Rojava’yı bir bütün olarak işgale kalkıştı. Fakat bu işgale karşı uluslararası alanda başta Fransa olmak üzere birçok devlet ve güç karşı çıktı. Yanı sıra ABD’nin kurumları harekete geçti. Özelikle sahada olan Pentagon güçleri bu plana itiraz etti. Bu, kabul edilemez dendi. Türklerin önü kesildi. Bu arada Grı Sipi ve Serikaniyi Türklerin işgaline uğradı. Türkler orada bir soykırım yaptı. Oranın demokrafik yapısını bozdu. Kürdler oradan sürüldü, oraya Türkmen ve Arap Cihatçıları yerleştirdi.

Kürdistan’ın kuzeyinde başta HDP olmak üzere Kürd yurtsever güçlerine karşı gizli ve açık olarak saldırdı. İnsanlarımız katledildi, sakat bırakıldı, zindana atıldı, zorla yurtlarından göçe zorlandı.

Zaten uzun süreden beri PKK’nin sınır buylarındaki ve güneydeki hedeflerine karşı Türk devleti karadan ve havadan yoğun bir savaş yürütmekteydi. Bu son aldıkları destekle buna dahada bir hız verildi. PKK’ye birçok zayiat vermenin yanı sıra Kürdistan’ın güneyine kurduğu askeri karakollarla önemli ölçüde işgal etti. Bu da Irak-PDK’nin kendilerine sunduğu imkanlarla gerçekleşti. Dahası başta Barzaniler olmak üzere Irak-PDK yöneticilerin verdikleri mesajlarla bu kanıksanmaya çalışıldı. Buna kuzeyli PDK destekleyici güçler eşlik etti. Türkiye’nin işgalına meşruiyet sağlamak için PKK’nin orada olduğuna hükmedildi. Sanki babalarının tapulu malıymış gibi davranmaktalar.

Herkes şu gerçeği kavramalıdır. Barzanilerin/Irak-PDK’nin Türkler nezdinde bir hükmü yoktur. Türklere o kadar teslim olmuşlar ki, Türklerin kendilerine empoze ettiği her görevi itirazsız yerine getirmekle yükümlü hale gelmişlerdir. Türklerin istemi üzerine PKK’ye karşı gizli ve açık olarak örtülü bir savaş yürütmektedirler. PKK ile savaşmak için habire gerekçe ürettiği gibi PKK’nin önder kadrolarının kaldığı alanların koordinatlarını Türkiye’ye vermekte ve imhalarına yol açmaktadırlar. Yarattığı provakasyonlarla PKK’yi haksız bir zemine çekmek ve ona askeri olarak saldırmayı politika edindiği ortadadır. Şu açık ve nettir. Bu süreçte saldıran PKK değil, Irak-PDK’dir. Başka bir ifade ile bu süreçte Kürdün Kürde karşı savaşmasını isteyen PKK değil, Irak-PDK’dir. Bunu Barzanilere/ Irak-PDK’ye yaptıranda Türk devletidir. Irak-PDK’nin kapıkulları bu gerçeği görmelidir.

Kürdler şunu anlamayı bilince çıkarmalıdır. Barzaniler ve onların koruma gücü olan Irak-PDK, Kürd ve Kürdistanı sömürgecilere satmıştır. Sömürgeciler adına Kürdleri denetim altına almış, Kürd milli hareketini kendi mecrasından çıkarmışlardır. Barzaniler /Irak-PDK sömürgecilere bu konuda yaptıkları hizmet sayesinde kendilerini bugüne kadar yaşatmışlardır. Onların derdi sadece kendi bireysel, ailesel, aşiretsel, partisel çıkarlarını düşünmektir. Kürd/Kürdistan onlar için sadece bir örtü aracıdır. Bu olan biteni görmemek için kör olmak gerekir. Bu karşılıklı destek bugünde sürmektedir.

Barzaniler/Irak-PDK şu an en yüksek dönemini yaşadıkları gibi başlarına gelecek felaketide hazırlamaktadırlar. İzledikleri politika ile Kürd millet servetini sömürgeciler ile birlikte hortumlamakta, elde ettiği sermaye ile askeri ve istihbari gücüyle halkı baskı altına almışlardır. Bu, toplum ile arasına kalın duvarların örülmesine yol açmıştır. Bu, bir süreliğine onların iktidarının sürmesine yol açsada süreç içinde tasfiyelerinede yol açacaktır. Bunu bildikleri için Kürdistan’ın yeraltı ve yerüstü tüm kaynaklarını peşin para ile Türklere satmışlardır. Bu da Irak merkezi hükümeti ile arasının bozulmasına yol açmış, sorunlara neden olmuştur. Irak ve Kürdistan‘ın güneyinin gelirinin güneyin payına düşen %17’lik gelirin kesilmesine neden olmuştur. Bunun sorumlusu Bağdat hükümetleri değil, Hewler hükümetleridir. Çünkü anayasa hükmüne göre uygun davranmayan Hewler hükümetleridir. Bu da güneyi ekonomik ve giderek siyasal kaosa sürüklemiştir. Bu, şunada delalet etmektedir. Kendilerinin sonunu da hazırlamaktadır. Yakın bir zamanda kaçarlarsa kimse şaşırmasın. Eğer kaçma fırsatı bulurlarsa. İşin ucunda Saddam‘ın ve Kadafi‘nin akibetine uğramada vardır.

Devam edelim.

PYD/YPG’nin emek, çaba ve fedakarlığı ile kazanılmış mevzileri yok etmek, bu mümkün değilse geriletmek için eğittikleri, büro açtırdıkları, maaşa bağladıkları lejyoner bir güç olan ENSK’yi Irak-PDK’ninde desteğini alarak devreye koydular. Onu Rojava’da kazanılmış kazanımlara ortak etmek ve onlar vasıtasıyla Rojava’da kazanılmış hakların altını uyarak boşa çıkarmaya çalışıyorlar. Bu girişim onlara bir umut versede bu umut bugün boşa çıktığı görülmektedir.

Arkasında PKK ve ona bağlı örgütlenmeleri Şengal’de çıkarmak için Irak-PDK devreye sokuldu. Onlar vasıtasıyla Bağdat hükümetiyle bir anlaşma yapıldı. Anlaşma gereği PKK ve bağlı örgütlenmeleri Şengal’de çıkarma kararı alındı. Bunda ABD’nin, daha doğrusu Trump‘un Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey önemli bir rol oynadı, Ki, Jeffrey, göreve geldikten sonra icraatlarıyla bir Türk diplomatı gibi çalıştığı inkara gelmeyecek kadar sabittir. Bu planda tutmayacaktır.

Türk devleti ve onunla çıkar birliği içinde olan güçlerin süreç politikaları budur. Bu düşncelerimizi dile getirirken Irak-PDK ve onu savunan güçler tarafından PKK’yi desteklediğimizi ve “gizli PKK’li“ olduğumuz iddia edilmektedir.

Hayır baylar, bayanlar!

Ne açık, ne de gizli PKK’liyiz. Yazılarımız ortada. PKK’nin siyasal tezlerinin yanlış olduğunu her zaman dile getirdik ve getiriyoruz. Fakat PKK Kürdistan’ın her dört parçasında savaşan en dinamik güçtür. Bünyesinde yoğun yurtsever bir kitle potansiyeli mevcuttur. Örgütlü, diri, atak, fedakar ve savaşkan bir kitledir. Bu potansiyel Kürd milli potansiyelidir. Kürd milletinin geleceğinin teminatı olacak olan potansiyeldir. Sömürgecilerimizin esas korkusuda buradan kaynaklanıyor. Bu nedenle her üç sömürgeci devlet PKK’ye saldırmaktadır. Karşı çıktığımız budur. Bu potansiyelin tasfiye edilmesi kabullenilemez. Tasfiyesini kim isterse bilinsin ki, o güçler sömürgeci güçlerin düşürdükleri çevrelerdir. Aynı şekilde Irak-PDK’nin duruşunuda beğenmiyoruz. Hatalarını eleştiriyoruz, suçlarını teşhir ediyoruz. Fakat buna rağmen bir sömürgeci Irak-PDK’ye saldırırsa PDK‘yide savunuruz. Yurtsever olmanın gereğide budur.

18 Kasım 2020