Nihat Veli Yüce

Trump travması yaşayan ABD, trans atlantik ilişkilerinde büyük bir ivme kaybederken, içe dönük milliyetçi politikaları ile de, dünya çapında prestij kaybına uğramıştı. Trump ile Rusya önemli fırsatlar yakalamış, ortadoğu da, kafkasya da önemli mevziler elde etmişti. ABD bu alanlarda prestij kaybına uğrarken, Rusya’nın yıldızı parlamaya başlamıştı. ABD dış ilişkiler komitesinin, Trump döneminde sadece İsrail’i önceleyen gerisini boşlayan politikalar karşısında travmatik bir çaresizliğe sürüklenmesi gayet anlaşılır bir durumdu. Zira politik arena boşluk tanımaz, politik arenada başat aktörlerden biri, tökezler, içe dönük politikaları uluslararsı arenada da politik mevzi haline getirirse, mevzi kaybeder. Kaybedilen mevzileri diğer başat güçler doldurur. İttifak ilişkilerinde gayet uyumlu ve uysal görünen işbirlikçi devletler, yeni dış politika arayışlarına girerler, itaatkarlar, homurdanmaya, diklenmeye, eski uysallıklarından uzaklaşmaya başlarlar ve meydan okur duruma gelebilirler, bu durum domino etkisi ile arka bahçelerde dahi yeni arayışları güçlendirir. Trump ile son dört yılda ABD’nin trans-atlantik ilişkilerini, NATO boyutunu bir kenara bırakan, Rusya’ya ben bilyelerimi aldım gidiyorum, sen oyunu nasıl oynarsan oyna tarzındaki dış politikası, uluslararası çıkarlarının koruyucu şemsiyesi olarak, ABD ve NATO’yu gören AB’nin başat ülkelerini telaşlandırmış, Trump’un dış politikası ile, özcesi politikasızlığı ile, başlarının çaresine bakmak zorunda kaldıklarından hareketle, yeni arayışlar geliştirmişlerdi. Putin’e emanet olmak ne Almanya’nın, nede Fransa’nın geleceğini belirleyecek bir politika olamazdı. Diğer yandan AB eksenli dış politik ataklar, askeri realitenin gereği olarak inisiyatifi Fransa’ya kaptırmak anlamına geleceğinden Almanya’yı kaygılandırmaktaydı, Almanya, Fransa’nın genelde ortadoğuda, özgülde Suriye, Akdeniz ve kuzey Afrika’da AB’nin aktif rol oynamasına ilişkin tutumuna destek olmamış, bekle gör tavrına, bazende takoz rolüne soyunarak cevap vermiştir. ABD seçimlerini Biden’nin kazanması ile, AB’nin başatları geleneksel liderlerinin ardında pozisyon alıp, ABD üzerinden dış politik hamleleri gerçekleştirme mutluluğuna tekrar gark olmuşlardır. Macron’un NATO’nun beyin ölümü gerçekleşmiştir şeklindeki serzenişi, AB ordusu oluşumunun hızlandırılması, AB’nin çatışma bölgelerinde daha aktif rol oynama arzusu, Almanya’nın isteksizliği ile hedefine ulaşmamıştı. Biden’in seçilmesi trans-atlantik ilişkilerinde bahar havası oluştururken, NATO’nun daha işlevsel hale getirilerek, 21. yüzyılın gerçeklerine uygun şekilde yeniden yapılandırılmasınıda hızlandıracaktır. ABD-AB işbirliği güçlenirken, NATO’da daha işlevsel ve aktif olacaktır. Dış politikada Asya-Pasifik öncelikli hale gelirken, burada Rusya’nın ataklarını dizginleme hedefi olsada, öncelik Çin ve bağlaşıkları Kuzey Kore ile Vietnam olacaktır. Biden’in yardımcısı Kamala Harris’in zafer konuşmasında Hintli anne kökenine vurgu yapıp, Jamaikalı babasından hiç söz etmemesi Asya-Pasifik öncelikli dış politikanın ABD açısından yaşamsal önemde olduğunun, özellikle Harris tercihinin, Hindistan üzerinden sağlanacak lojistikle, Çin’in ekonomik, siyasi ve askeri ablukaya alınmasında ve işbirliğine zorlanmasında küresel sermayenin planlarına eklemlenmesinin sağlanmasının gerekliliği olarak öne çıkmıştır. Bu uzun vadeli ana stratejik hedefin bir çok alt statejik ve taktik aşamaları olacaktır. Kısa, orta ve uzun vadeli bir çok farklı planlama ve hamle gerektiren uzun soluklu bir mücadeledir. Büyük bir sürpriz veya olağan üstü bir gelişme olmazsa, Biden’in dört yıllık başkanlık serüveni sonrası, iki dört yıllık, özcesi sekiz yıllık Kamala Harris başkanlığı, toplamda oniki yıllık Harris dönemi büyük olasılıktır. Bu süreçte Rusya, Ukrayna, Suriye, Libya, Dağlık Karabağ vb. alanlarda elde ettiği stratejik kazanımları kalıcı hale dönüştürüp, yeni mevziler elde etmek için transatlantik ittifakı ile hem çatışma, hemde işbirliği içinde olacaktır. Cepheden direk tutum almadan, hamlelerini sürdürmeye çalışacaktır. Çin ve transatlantik ittifağı arasında denge politikasını sürdürerek etki alanını genişletmeye çalışacaktır. Zira güçlü bir Çin uzun vadede Rusya içinde ciddi sıkıntı demektir. Çin’in makul işbirliklerine zorlanması, küresel çapta oyun kurucu haline gelmemesi Rusya içinde elzemdir. Rusya, ABD-Rusya eksenli bir dünya dengesi rüyasını görmeye devam edecek, bunu ete kemiğe büründürmeye çalışacaktır. ABD açısından da bu günümüz dünyasında makul bir sürdürülebilirliktir. ABD’nin küresel çapta proaktif politikalara geri dönmesi Türkiye’yi de derinden etkileyecektir. Hatta ilk etkilenecek devletlerden biridir.

ABD asya-pasifik seferine başlamadan önce klasik uydularına çeki düzen verecektir. Yörüngesinden sapmış uyduları tekrar yörüngeye oturtacak, yörüngeden çıkma eğilimi olan uydularınında bu eğilimlerini törpüleyecektir. Hiç bir komutan savaşa gittiğinde cephe gerisinde sorun istemez. Savaş mevzisinde zafer, cephe gerisinin sağlamlığını gerektirir. Cephe gerisinde, sıkıntılar yaşayan güç, cephede başarılı olamaz. Bu nedenle kimi uzmanımsıların ABD Türkiye ile fazla ilgilenmez, öncelikleri başka türünden açıklamaları siyasal strateji ve taktik, cephe ile cephe gerisi arasındaki bağıntı meselelerini kavramadıklarını göstermektedir. Türkiye ABD açısından önceliklidir. ABD bu bölgede yıllarca uyduluk yapmış Türkiye gibi bir devletin, rotadan çıkmasına seyirci kalamaz. Hele hele büyük emeklerle projelendirilip, örgütleyip, devletin başına ve aynı zamanda büyük ortadoğu projesinin (BOP) eş başkanlığına getirdiği bir figürün, rotadan çıkma eğilimi göstermesi affedilir bir durum değildir. Irak tezkeresinin reddi sürecindeki sıkıntıların tekrar yaşanmaması için, hükümetten istenen ve bu reformu ya ya yaparsın, yada gidersin diye tehditlerin savrulması sonucu, başkanlık sistemine geçilerek, stratejik kurumlarda çıkabilecek arızaları aşmada çözüm olarak görülen başkanlık rejiminin arıza göstermesi, Rusya ile iş tutması, boynuzun kulağı geçmesi elbette acil müdahale gerektiren bir durumdur. Bunu görmeyip ABD’nin öncelikleri çok farklı biz biraz daha mahallemizde kabadayılık yapabiliriz düşüncesi ciddi bir hesap hatasıdır. Trump’un dış politikasından pekte memnun olmayan, ABD Dışişleri bakanı Pompeo çeşitli ülkelere veda niteliğinde ziyaretlerde bulunurken, AB’ye çağrı yaparak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ikna edilmesi gerektiğini belirtmiş, bunun için Avrupa ve ABD’nin Türkiye’ye karşı birlikte tavır alması gerektiğini söylemişti, Pompeo’nun bu açıklamasının ertesi, Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas ve Fransız mevkidaşı Jean-Yves Le Drian, Fransız Le Monde, Alman Die Welt ve Amerikan Washington Post gazetesinde yayınlanan ortak makalede AB-ABD ilişkilerine değinmişlerdi. Makalede
“Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de ve başka yerlerde büyük sorunlar oluşturan davranışları karşısında ortak bir çizgi belirlememiz gerekecek” şeklinde Biden yönetimine çağrı yapmışlardı. Bu iki net mesaj uzmanımsılar tarafından algılanmasa da, Tayyip Erdoğan tarafından algılanıyor. Erdoğan’ın politik atmosferi doğru koklayarak kendine alan açmadaki becerisini göremeyen destekçisi veya karşıtı uzmanımsıların, son iki hafta da peş peşe gelen Erdoğan hamlelerinin ne için yapıldığını anlamalarıda mümkün görünmüyor. Erdoğan durumu çok hızlı kavrayan ve buna uygun konumlanan politik bir figürdür. Son dönemde MHP ve VP’nin rehinesi haline getirilmek istensede, bu duruma uzun vadede rıza gösteremez. Pompeo’nun giderayak tavsiyesi niteliğindeki açıklamasıda bu gerçeğe vurgudur. Henüz umut var, kenara atmayın, tekrar rotaya oturtun anlamına gelen, “Erdoğan’ı ikna edin” çağrısı veya tavsiyesi, yerinin kısa sürede doldurulmasının mümkün görünmemesindendir. Erdoğan’da bunun bilincindedir. Biden’li ABD muhtemelen bu tavsiyeye kısa vadede uyacaktır. Bununla birlikte, Hulusi Akar’ı gölge başkan veya eş başkan konumundaymış gibi ayrı bir yere oturtarak kontrol mekanizmasını güçlendirecektir. Akar önümüzdeki süreçte daha güçlü hale gelecektir. Erdoğan’ın önümüzdeki süreçte VP ile ciddi çelişkiler ve çatışma yaşayacağı açıktır. MHP’yi, İYİ Partiyi partner olarak yanına alma tehdidi ile bir dönem daha dizginleyebilir. Bu durumda orta ve uzun vadede sürdürülebilinir değildir. Saray ile küçük ortağı ve daha küçük ortağı arasında, çatırdama büyümekte, parçalanmaya yüz tutmaktadır.

CHP yönetimi bu durumu doğru okuyup, siyasetin gereklerine uygun mevzilenmekten uzaktır. Zafer işareti yapmayı asla aklına getirmeyen, bozkurt işareti yapıp, ağız dolusu ülkücü kardeşlerim söylemiyle ortalıkta dolaşan, sokağın sesinden öcü gibi korkan evlere şenlik ana muhalefet, ülkücü kardeşlerinin babalarından fasulye çubuğu ile terbiye zılgıtı yemiş olsada değişen birşey olmayacaktır. Bunu aile içi kavga olarak addetmek pekte yanlış olmasa gerek.

AKP politik mevzilenişini güçlendirmek için kürtlerle, kavgayıda, müzakereyide yapabiliyor. MHP yeri geldiğinde mektuplar okutabiliyor. Politik arenada ihtiyaca cevap olacak bütün enstrümanları devreye sokabiliyorlar. Ana muhalefet ise retoriği aşmayan, pratik değeri olmayan, kürt muhalefeti ile aynı karede görünmeyi içine sindiremeyen, kürt muhalefeti ile aynı karede olduğu iddiası ileri sürüldüğünde, cinci hocaya koşan meczuplar gibi, yeminler içip, haşa hiç olurmu böyle şey diyen, bu nedenle de inandırıcı bir duruştan uzak olan, bunca toplumsal sıkıntıya rağmen oyları yerinde sayan, kendilerini benimsemeyen, fakat saraydan da kurtulmak isteyen yığınların mecburen tercih etmek zorunda oldukları bir parti olmanın ötesine geçememiştir. Devlet memuru mantığı, dar bir kadronun ahbaplar topluluğu yönetim kademeleri ile AKP’den kopan milyonlarca kararsız seçmenin yönünü kendine doğru çevirememiştir. Ayrıca öteden beri söylerim, kürt sorununu çözecek olan sağ tandaslı bir parti olacaktır. CHP bunu başaracak bir kadroya ve cesarete sahip değildir. CHP tabanı kürtlere en alerjili olan tabandır. Barışı AKP veya MHP tabanı kabul eder, fakat CHP tabanı kabul etmez. Hele hele o evlere şenlik tv yüzleri, uzmanları, akademisyenleri, kürt meselesi söz konusu olduğunda MHP’den daha beter düşmanlıklarını anında açığa çıkarıyorlar.

Oysa güvenlikçi eksenli, anti demokratik, diktatoryal zaptu rapt politikaların temelinde kürt meselesinin çözümsüzlüğü yatmaktadır. Bu meselenin çözümü, demokratik gelişmenin önünü açacaktır. Ben demokratik bir ana yasa hazırlayacam, demokrasiyi içselleştirip, kurumsal hale getirecem iddiasında olan, birey, grup, parti her ne ise, ajandasının başına, birinci madde olarak kürt sorununu çözmeyi koymak zorundadır. Buda açık net, amasız, fakatsız proğramla olur, planla projeyle olur. CHP’nin bu meseleyi çözüm planını kaç kişi biliyor. Kapsamlı bir demokrasi programının ne olduğunu kaç kişi biliyor. Salı günleri grup toplantısı ile demokrasicilik oyunu oynamanın sonucu olsa olsa fasulye çubuğu ile terbiye edilmek olur. Liderlik kapasitesi, kararlı, cesur, dik duran bir tutum, en sakıncalı görülen, üstü örtülen, aman sakın ha denilen sorunu dahi açığa çıkarıp, çözüm sunan, sorunların üzerine üzerine giden, bunun için bedel ödemekten korkmayan bir duruş, düşmanda dahi saygı uyandırır. Düşmanımdı öldürdüm, ama mertti, yiğitti der. CHP’de bu varmı? Esamesi yok. Sarayın yandaşlarına verdiği ihaleler karşısında ağzı sulanan, adamlar işi götürdü, biz bir ihale bile alamadık diye feveran edip, bunuda muhalefet yapıyorum havasında sunan, ihale tüccarlarına emanet bir yapıyla bu hedefler gerçekleştirilemez.

Hulusi Akar’ın çözüm süreci doğruydu, bir anlamda sabote edildi türünden açıklamaları kadar bir cüret dahi yok. CHP ve İYİ Parti gibi iki önemli muhalefet partisinde. Yöntemi eleştirebilirsiniz, sürecin örgütlenmesinde ve yönetilmesindeki beceriksizlikleri eleştirebilirsiniz, fakat çözüm sürecinin başlatılmasını, bu meselenin barışçıl yöntemle çözülmesi adımının doğru olduğunu söylersiniz, bu anlaşılır. Yöntemde ve süreci yönetmedeki beceriksizlikleri eleştirmek adına, çözüm sürecine toptan karşı çıkmak iyi niyetin sınırlarını aşar ve başka saiklere götürür.
En karanlık dönemde dahi ışık belirmişse çözümde mümkün demektir. Işığı büyütme kararlılığı tayin edicidir. HDP oylarının millet ittifakı tarafından cepte oylar olarak görülmesi HDP yönetiminin yanlışlarından kaynaklıdır. HDP ne yazıkki CHP’nin yedeğine düşmüş, üçüncü bir güç olarak, her iki taraflada müzakere yapma şansını heba etmiştir. Demokrasi diyen bireyin, grubun, partinin demokrasi için ilk elden kürt meselesini çözmeyi hedeflemesi elzem ise, HDP’de ister Türkiye partisi olsun, ister başka bir yerin partisi öncelikli görevi bu meseleyi çözmek olmalıdır. İttifaklarını da bu persfektifle yapmak zorundadır. HDP’nin akıllarda kalan bir çözüm programı var mı? Türkiye’de HDP tabanı bile bu planın, projenin veya programın ne olduğunu biliyormu? Kitlelere bizim çözümümüz budur diye, zihinlerde bu çözümün ne olduğunu berraklaştırıp, tartıştırabilmiş mi? Türkiye halkları HDP’nin çözümü budur. Toptan karşıyım, yada toptan doğru buluyorum veya şurası doğru, şurası yanlış diye tartışabiliyor mu? Kim bunu tartıştıracak, zihinlere kazıyacak, MHP yapacak değil. AKP-MHP-VP’nin uygulamalarını eleştirmek üzerine kurulu bir muhalefet, zamanla retorik söyleme hapsolur, yeniliklerin öncüsü olamaz, muhalefeti sıradanlaşır ve silikleşir. Elbette baskılar, katmerli saldırılar, zorluklar çıkarmaktadır. Fakat bunlar mazaret olamaz. Çözüm odaklı politikalar, planlar, programlar net olmalı, açık seçik ve anlaşılır olmalı, ittifak politikaları bu çözüm odaklı projeye uygunluk temelinde kurulmalı. Oyumuzumu, desteğimizi, ittifak mı istiyorsunuz, önce meselenin çözümüne ilişkin politikanızı ortaya koyun, kamuoyuna deklere edin, bu ön koşulla ancak ittifaklar kurulabilinir, ancak bu yolla oyun kurucu olunabilinir, ancak bu yolla yedeğe düşülmez. 3. Yoldan özetle anlaşılması gerekende bu olmalıdır. Bağımsız çizginin konuşturulması ve bu çizgi temelinde ittifakların kurulması anlaşılmalıdır.

Bu temelde sarayda iklim, değişim ihtiyacını zorunlu hale getiriyor, yeni bir zor ve çatışmalı sürece giriliyor, siyeset kan davası mantığı ile değil, çözüm odaklı, ilkeli politikalar ve günün gerçeklerine uygun yapılırsa anlam taşır. Gelişmeleri doğru okumak, barışa alan açmak için, silahları susturmak, sivil siyasetin dilini geliştirmek için iklim giderek uygun hale getirilebilinir. HDP-CHP-Gelecek Partisi-Deva, Saadet ve belki İYİ Parti, sarayın ortaklarıyla yaşadığı sıkıntılara alternatif çözüm programı ile Erdoğan ile de çalışmanın koşullarını oluşturabilirler. Süreç, alt üst oluşları, devletin derinlerindeki çatışmaları, demokrasinin geliştirilmesine olanak sağlayacak taktik hamlelere götürebilir. İçeride azgın terör estiren, Rojava ve Güney de çatışmayı körükleyen MHP-VP çizgisine alternatif geliştirilebilinir. Bunun koşulları vardır. Uluslararası gelişmelerde buna uygundur.