Hasan H. Yıldırım & Hüsein Erkan

Kürd medyasına bakıldığında şunu net olarak görmek mümkün. Birileri beynini birilerine rehin bırakmıştır. Birilerinden aldığı para ve ihale karşılığı ruhunu bile satmıştır. Gerek sosyal medyada, gerek görsel ve yazılı alanda yapılan haber, makale ve ortak açıklamalara bakıldığında mide krampı geçirmemek elden değildir. Tek taraflı bir tarafkirlik başını alıp gidiyor. Kendilerini bir kapıya bağlamışlar. Kapı sahiplerinin çıkarı neyi öngörüyorsa onun gereği bir tutum sergileniyorlar. Kapı sahiplerinin ne halt yediği onları pek ırgalamıyor. Hata da yapsa, ihanet te etseler dedikleri açık ve net: “Mutlaka bir bildikleri vardır. Biz onlardan daha iyi mi bileceğiz?“ Bunu kabullendikten sonra kapı sahiplerinin hatalarının militanı olmayı peşinen kabulleniyorlar.

Evet, para alan, emirde alır.

Bunları niye diyoruz? Son dönemlerde PKK ile Irak-PDK arasında savaş çıkar mı, çıkmaz mı? Çıkarsa kim suçlu? Vs. tartışılıp duruyor. Bu sorulara objektif cevap aranılırsa doğru cevap bulunur. Fakat peşinen tarafların sempatizani ve destekleyeni olunursa doğru cevap bulunamaz. Bu da Kürd toplumunu kutuplaştırır. Milli siyasetin, milli birliğin oluşmasını zorlaştırır. Kürd millet çıkarları ıskalanarak çatışan tarafların çıkarını savunmak kaçınılmaz olur.

Bilindiği gibi PKK/Irak-PDK arasında yıllardır süren bir çekişme var. Zaman zaman bu sıcak çatışmaya da dönüşmüştür. Hiçbir sağduyulu Kürd yurtseverinin kabul edeceği bir durum değildir. Biz bu makalemizde bunun teferuatına girmeden, şu an gündemde olan olası bir savaşa sebep olacak mantığı inceleyeceğiz.

Olası savaşın gerekçesi ortada: “PKK güneyli bir güç değil, kuzeyli bir güçtür, güneyden çıkmaz, kuzeye gitmezse gereğini yaparız“ deniliyor. Bunun gereği olarak PKK’nin konuşlandığı alan kuşatılıyor. Bu, kabul edilecek bir durum değildir. Güney kimsenin, daha somut olarak, bir partinin, yani sadece Irak-PDK’nin malı değildir. Irak-PDK istedi diye PKK oradan çıkmaz. Dahası PKK 40 senedir oradadır. Orada bir mevzi tutmuştur. Türk sömürgeciliğine karşı mücadelesinde bir nevi cephe gerisi bir alandır burası. PKK’yi bu mevzide koparma düşüncesi Türkiye’ye aittir. Irak-PDK bu işin ihalecisi konumundadır.

Savaş çığırtkanlığını sadece Irak-PDK yapmaktadır. Başta YNK, Gorran ve diğer partilerin böyle bir düşüncesi yok ve Kürdün Kürde karşı bir savaşımına karşı olduklarını da yetkilileri tarafından zaten açıklandı. İşte burada Irak-PDK’den para ve ihale alan kişi ve çevreler devreye giriyor. Sanki şu anki anlaşmazlık PKK ile güneyli güçler arasındaymış gibi yalan algılar oluşturmaya çalışılıyor. Yok öyle bir durum. YNK’li bir yetkili açıkladı; “Savaş kararı Mesud Barzani’nin çalışma bürosunda alındı“ dedi. Parlemento’da böyle bir karar çıkmış değil. Diğer partiler savaşa karşı. Sadece Irak-PDK savaş tamtamlarını çalıyor. Bu da Türkiye ve İran’ın dayatması sonucunda oluyor. Bu bilinmesine karşın, sanki savaşı çıkarmak isteyen PKK imiş gibi bir algı oluşturmaya çalışmak; başta Türkiye, İran vede Irak-PDK’nin çıkarmaya çalıştığı savaşın suç ortakları olmaktır. Bu da büyük bir suçtur. Bu suçu işleyenler özelikle Irak-PDK’den para ve ihale alan ve bu beklentide olan kimi kuzeyli çevrelerdir.

PKK’nin Qadil’e yerleşmesi Abdullah Öcalan ve Mesud Barzani tarafından 1983 yılında yapılan bir anlaşma sonucunda gerçekleşti. O dönem işgalci değildi de, şimdi mi işgalci oldu? Diyarbakır’da bir araya gelen ve kendilerine “Kürt aydın, yazar ve siyasetçileri“ diyenler, “PKK, Kürdistan’ın Güneyin’de işgalci bir güçtür. Kandil’de, Maxmur’da, Şengal’da, birçok Kürdistan köyünde yıllardır bu işgali sürdürüyor” tespitinde bulunuyorlar.

Peki bugüne kadar bu şahsiyetler neredeydi? Barzani-Öcalan arasında 1983 yılında yapılan anlaşmanın üzerinden bugüne kadar geçen bu uzun süre içinde niye hiç sessini çıkarmadılar? Bunun nedenini niye Barzanilere sormadılar. Biz bu konuyu KAWA MK üyesi beş kişiden oluşan bir heyet 1993 yılında Selahattin’de Mesud ve Neçirvan Barzani ile görüştüğümüzde, kendilerine şu sorumuz olmuştu: “PKK’nin Qandil’de oluşu sizi nasıl etkiliyor?“ dedik. Mesud Barzani’nin bize verdiği cevap şu oldu: “PKK’nin Qandil’de oluşu bizim işimize geliyor. Türkiye onlarla uğraşıyor. Onlar oradan çıkarsa Türkiye ile fiziki olarak karşı karşıya geliriz. Bu da bizim işimize gelmez“ demişti. Peki değişen ne oldu da, başta Barzaniler olmak üzere, onların kapısında şelte seren ve kendine “Kürt aydın, yazar ve siyasetçileri“ diyen zevat, “PKK’nin güneyde bulunmasını yabancı, işgalci, terörist bir güç“ olarak görüyorlar. Ve şöyle devam ediyorlar:

“Eğer PKK bunu yapmazsa, Kürdistan Federe Hükümeti ve Irak Federal Hükümeti, birlikte, kendi egemenliklerini sağlamak ve korumak için, her devletin kanun dışı, silahlı, işgalci güçleri tasfiye ettiği metodla, PKK ve tüm silahlı güçleri tasfiye etmelidirler. Bunun için de kamuoyuna açık bir yol haritasını dikte etmeleri gerekir. Biz bu yol haritasını destekleyeceğimizi açıkça ilan ediyoruz. Tabi ki Kürdistan Federe Bölgesinde ve Irak Federal Devletinde, PKK ile ilişkili olan tüm parti ve örgütlerin ilişkilerini kesmeleri gerekir. Irak ve Kürdistan Hükümetleri PKK sorununu çözmedikleri ve PKK Kürdistan’dan çıkmadığı sürece Türk Devletinin saldırı, müdahele, operasyonlarından kurtulamazlar. Kendi egemenliklerini korumaz hale düşerler.“

Bu kemikçi zevat, savaş çığırtkanlığını yapıyor. Kürdün Kürdle savaşmasını istiyor. Bundan bir sakınca görmüyor. Tıpkı Türkiye ve İran devletlerinin politikası gibi bir tutum sergiliyorlar.

Irak-PDK’nin ve de onun kapıkullarının; “PKK güneyli bir güç değil, güneyde ne arıyor?“ demesi saçma olmanın ötesinde Kürd siyasetiylede bir alakası yoktur. Irak-PDK 1991 yılına kadar Kürdistan’ın doğusundaydı. Orada kampları vardı. Kürdistan’ın doğusu Irak’a karşı savaşın cephe gerisini oluşturuyordu. Bu olanağı kullanırken de İran Şahı ve Mollaları ile işbirliği yaparak, İran-PDK’den binlerce yurtseveri öldürdükleri de bilinmektedir. Ki, hiçbir zaman doğulu hiçbir Kürd hareketi Irak-PDK’ye, “Siz güney Kürdüsüz, Kürdistan’ın doğusunda kalamazsınız, çekin güneye gidin“ dememiştir. Fakat buna rağmen Irak-PDK, İran Şahı ve Mollalarından aldıkları para ve silah karşılığında Doğu Kürdistan Kürdlerine karşı, İran ordusu ile birlikte savaşmışlardır. Binlerce insanı katletmişlerdir.

Bu bilinmesine karşın Irak-PDK’den para ve ihale alan kuzeyli kimi kesimler bu durum sanki yaşanmamış gibi davranarak PKK’ye güneyden çıkın demektedirler. Hatta dahada ileri giderek Kürdistan’ın güneyinde Türk varlığını utanmadan PKK’nin oradaki varlığına bağlamaktadırlar. Bu konuyu biraz deşelim.

Bu iddianın ayakları havada. Türklerin oradaki varlığı güneyde kazanılan mevziyi tasfiye etmeye yöneliktir. PKK’nin orada varlığıyla uzaktan yakından bir alakası yoktur. Bu, sadece bahanelerden biridir ama esası değildir. İşin esası şudur: Irak anayasasıyla Kürdistan’ın güneyine federasyon hakkı tanınca Türkiye, “Bu kabul edilemez!“ dedi. Uzun bir süre Kürd liderlerle görüşmedi. Güneydeki Türkmenleri örgütledi. Terör guruplarını oluşturdu. Suikast girişimlerinde bulunuldu. Sağa-sola bomba konuldu. ABD baktı Türkler durmuyor, YNK ile birlikte Türk Özel Timin başına çuvalı geçirdi. Türkiye baktıki bu iş terörle olacak gibi değil, bu kez Kürd partilerini devşirmeye, içten fethetmeye çalıştı. Çalışmalar sonucu islami partileri ve özelikle de Irak-PDK’yi düşürdü. Onlar vasıtasıyla güneye adım adım yerleşti. O süreçte Türkiye’nin ajandasında “PKK niye oradadır“ diye bir durum söz konusu değildi. Onların kabullenmediği güneyin Irak anayasası gereği kazanımlarıydı. Bunu Türkmenlerin eliyle veya Özel Kuvvetleri ile engeleyemeyince bu kez kaleyi içten fethetmeye çalıştı ve başardı da. Ondan sonra adım adım güneye yerleşti.

Ticari ilişkileri geliştirdiler. Öyle bir duruma gelindi ki, güney ekonomik olarak Türkiye’ye bağımlı hale geldi. Türklerin elinde ne kadar kilerlerinde kalmış bozuk mal varsa Kürdlere kakaladılar. Güney Türklerin şirketleriyle dolup taştı. Şirketlerin başınada MİT elamanları getirildi. MİT öyle bir ağ oluşturdu ki, sayısı hesaplanmayacak kişiyi düşürdü. Bu da yetmedi. Açıkça MİT bürolarını açtı. Dünyanın hiçbir ülkesinde görünmeyen bu acayiplik güneyde yaşandı. Nerede görülmüş bir ülkenin istihbarat gücü bir başka ülkede açıkça büro kurup çalışmalarda bulunabiliyor? Ama Hewler iktidarı bu olanağı Türklere sunmuş durumdadır. Burada şu sorumuz olacak. PKK güneyden çıksın diyen Irak-PDK ve Türkiye’den çift maaş ve ihale alan ve bu beklentide olan sizler bir gün dört-beş kişi bir araya gelip Türk, Arap ve Farsların güneydeki icraatları kabul edilemez mi dediniz ve bu konuda Irak-PDK’yi uyardınız mı? Uyarmadınız, dahası oralı olmadınız. Bunu severek kanıksadınız.

Fakat bizler bunu sürekli dile getirdik. Başta Irak-PDK olmak üzere güneyli tüm siyasi güçleri uyardık. Başınıza bela alıyorsunuz. Süreç içinde eldeki kazanımları da kaybedersiniz dedik. Biz bunu yaparken kemikçiler bizi “güneye düşmanlıkla“ itham etti. Peki bunca olan bitenden sonra memnun musunuz? Ortak açıklamanıza bakıldığında bayağı memnun olduğunuz görülüyor. bunun ne demek olduğunu biliyor musunuz? Bu, düşkünlüğünüzün resmidir.

Bakınız baylar, bayanlar!

Türkler, önceleri Irak-PDK/YNK arasındaki savaşta “barış gücü“ sıfatıyla güneye yerleşti. Hergün giderek konumunu güçlendirdi. Sonra PKK’yi bahane etti. Her on kilometrede bir askeri karakol kurdu. Şu an güneyde kaç Türk askeri, kaç karakol var sayısını bilen yok. Bu gelişmelerin hepsi Hewler iktidarının onayı ile oldu.

Şimdi tüm bu gelişmelerin sebebi PKK mi oldu?

Bu iddianın sahibi kim diye sormak gerekir. Daha ötesi, tarafısız bir gözle irdelemek gerekir. Bu iddianın sahibi Türk devleti, Irak-PDK ve bir de Türk MİT’i ve Irak-PDK’den maaş, ihale alan kesimlerdir. Bunun da ötesinde beklentisi olan kesimlerdir. Sizce bu ilginç değil midir? Türkiye, Irak-PDK ve onun kuzeyli izdüşümlerinin aynı karede durmaları? Bu iddianın sahibi olanlar, ya Türk sömürgeciliğin politikasını kavramamıştır, ya da bunu bilinçli olarak dile getirmektedirler. Ki, ezici çoğunluğu bunu bilinçli olarak dile getirmektedir.

Biraz geriye gidelim. Mısır’da ilk defa radyo’da Kürdçe yayın yapıldığında orada PKK mi vardı? Kızıl Kürdistan’ın tasfiyesi için Türklerin Stalin yönetimine baskı yapıp bu sağlandığında orada PKK mi vardı? Japon üniversitesinde Kürd dili eğitimi başladığında orada PKK mi vardı? Ne çabuk unutuldu Türklerin resmi söylemi? “Dünyanın neresinde Kürdler lehine bir gelişme olursa karşılarında bizi bulacaklardır.“ Şimdi bunun nedeni de mi PKK?

Kürd milli hareketini sekteye uğratmak, başta Kerkük olmak üzere peşmerge denetiminde olan ülkenin %51’ni, bazı petrol kuyularının, bazı gümrük kapılarının Irak denetimine yol açacak Türk projesi olan referandumu tüm dünyanın “zamanı değil“ demelerine rağmen Barzaniler yaptı. Yaptıktan sonra da Türkiye, Hewler hükümetini tehdit etti. “Sizi açlığa mahkum ederiz“ dedi. Sınırları kapattı. Irak merkezi hükümetiyle sınırda tatbikat yaptı. Barzaniler, “Siz bizi yarı yolda bıraktınız“ dese de Türkler oralı olmadı. Şimdi bunun nedeni de mi PKK?

Ne demek; “Siz Kürdistan’ın kuzeyinin Kürdüsünüz, sizin güneyde ne işiniz var?“ Bu denildi mi, doğal olarak Lozan kölelik anlaşmasının çizdiği sınırlar kabul edilmiş olunur. Bu düşünce Kürd düşüncesi olamaz. Bir Kürdistan var. Bu Kürdistan’ın her karış toprağında her Kürd siyasal hareketinin örgütlenme ve mücadele hakkı vardır. Kimse bunu engeleme hakkına sahip değildir. Bunu kendine hak bilip, karşı tarafa dayattıldı mı Kürdün Kürdle savaşı kaçınılmaz hale gelir. O günden sonra ne kadar gerekçe sıralanırsa sıralansın dökülen her Kürdün kanı üzerinize sıçrar.

Bugün Kürdistan’ın güneyinde kurtarılmış bir alan var. Bu alanı elbette gözümüz gibi kurumalıyız ama bu alanı diğer parçaların kurtarılması içinde cephe gerisi olarak kullanmak diğer parçalardaki her Kürd siyasal gücün hakkıdır. Fakat Irak-PDK bunu istemiyor. İşin tuhaf taraftan aynı düşünceyi Türklerin lejyoner gücü olan ENSK Rojava’daki kuzeyli güçlerin oradan çıkmasını istiyor. Bunun nedeni ne? Çünkü Türkiye ve İran böyle düşündüğü ve kendilerine dayattığı için. Buna uyulursa ki, Irak-PDK ve ENSK buna uyuyor, sömürgecinin dediğinin gereğini yapıyorlar.

Birmedi. Irak-PDK, Kürdistan’ın doğusunun Kürd örgüt ve partilerini rehin alarak İran’a karşı savaşmasını engeliyor. Kuzey parçasındaki bir çok örgüt ve partiyi maaşa bağlayarak, Türklere sorun çıkarmamayı kendilerine kabul ettirmiş durumda. Geriye bir tek PKK kalıyor. Ona da söz geçiremiyor. Para olarak satın alamıyor. Üstünde otoritesini kuramıyor. Sömürgeci buna çok kızıyor. Bu kez sömürgeciyle birlikte PKK’yi askeri olarak tasfiye etmeye çalışıyor.

Yurtseverlik bunun neresinde? Vietnam‘dan da mı öğrenmiyorlar? Kuzey kurtarıldığın da güneyli güçler, bir taraftan yabancı güçlere karşı savaşırken kuzeyide cephe gerisi olarak kullanmıştır. Kuzey yönetimi, güneyli güçlere her türlü desteğide vermiştir. İşte yurtseverlik budur. Bugün Kürdlerin başta Irak-PDK olmak üzere güneyli güçlerden istediği budur. Bu sesse kulak vermek yurtseverliğin gereğidir. Kendilerinden çok şey istenmiyor. Yurtsever olun deniliyor. Olmazlarsa ve sömürgecilerin dediklerini yerine getirirlerse Kürdün Kürdle savaşı kaçınılmaz olur. Bunun suçlusuda onlar ve onları destekleyenler olur. Bu arada başta PKK olmak üzere tüm parçalardaki Kürdistani güçlerinde güney yönetimi ile milli çıkar gereği bir konsensüs oluşturmaları gerekiyor.

Düşmanın planını bozmanın, Kürd millet çıkarını esas almanın, Kürdün Kürde karşı savaşını engelemenin yolu budur. Evet tercihler açık ve nettir. Orta bir yol yoktur. Ya yurtsever olunur, ya da sömürgecilerin tetikçileri. Gerisi teferuattır.

13 Kasım 2020