Hasan H. Yıldırım & Hüsein Erkan

Şimdilik ABD Başkanlık koltuğundaki Donald Trump ve ekibi ile İngiltere’nin Türk egemenlik sistemi ile olan ilişkisi bilinmeyen bir sır değildir. Tüccar mantığı üzeri kurulu bir denge üzerine oturtulduğu, al gülüm, ver gülüm ile sürdürüldüğü bilinmektedir.

Trump ile ekibi ve İngiltere, Türklerden aldığı rüşvete karşılık Türkiye’nin önünü açtı. Herkese saldırmasına göz yumdu. Hatta teşvik etti. Kuzey Afrika’dan tutun Kafkasya’ya kadar uzanan geniş coğrafyada saldırtmadığı ülke bırakmadı. Bu arada en çokta Kürdlere saldırmasına göz yumuldu.

Gözlemcilere göre 3 Kasım günü yapılacak ABD Başkanlık seçimlerinde Trump’un gidici olduğu kanaatı çoğu çevre tarafından ittifakla kabul görülmektedir. Gider veya gitmez bu bir yana ama Trump’un gidici olmasını Türk egemenlik sistem sahipleri de görmektedir. Türk egemenlik sistem sahipleri, Trump koltuğu halefine devir teslimi yapmadan önce Kürdlere daha ne kadar zarar verebilirim hesabını yapmaktadır. Irak-PDK’yi PKK’ye saldırtmak ve burada Kürdü Kürde kırdırmanın projesini uygulama peşindedir. Son günlerde Irak-PDK’ye bağlı askeri güçlerin PKK’ye karşı bir savaş hazırlığı içinde olduğu gözlemciler tarafından dile getirilmektedir.

Kimi diyebilir. Yok öyle bir şey. Mesud Barzani daha evvel; “Bundan böyle Kürdün Kürde karşı savaşması kabul edilemez, buna müsaade edilemez” demiş diyebilir.

Gerçekten öyle midir?

Mesud Barzani dakkikada kırk yalan yuvarladığı yaşamında sabittir. Tıpkı Türkler gibi bir felsefeye sahiptir. “Dün dündür, bugün bugündür” der, kişisel, ailesel, aşiretsel, partisel çıkarları neyi gerektiriyorsa özelikle efendileri olan Türkler ne derse onun gereğini yerine getiren bir zihniyet sahibidir. Türkler, kendisine PKK ile savaşacaksın derse savaşmamazlık edemez.

Ki, Trump henüz koltuğu devretmemişken, buna göz yumacakken savaşmaması için bir neden yoktur. Ki, savaş tıpkı efendileri Türkler gibi Barzanilerin can simididir. Ayakta kalmalarının nedeni toplumu kutuplaştırmaktan bulmaktadır. Yoksa mevcut sömürü, işkence ile tahakküm altına aldığı güney halkını nasıl zapt-ı rapt altına alabilir?

Fakat burada bir engel var. Savaş kesin çıkacak diye bir durum yol elbette. Savaş yanlısı güçlere karşı karşıt güçlerde boş durmuyor. Başta Pentagon olmak üzere Trump ve ekibi dışınaki ABD kurumları, İsrail ve Fransa devrede. Irak-PDK üstünde büyük baskıları var. Bu baskılara karşın Irak-PDK Türkiye’nin dediğini yapmayı göze alabilecek kadar ileri gidebilir mi bilinmez. Fakat Kürdler arası bir iç savaş Kürdlere kaybettirir.

Evet, Irak-PDK, her tarihsel süreçte sömürgecilerin tetikçiliğini yapan bir hareket olmuştur. 1967-1968, 1972, 1979, 1996 ve şimdiki rolüne dikkatinizi çekmek istiyoruz. Bu süreçlerde Kürdler büyük kazanımlar elde etmişken ve ileriye gitme şansı varken Irak-PDK sömürgeciler adına daima müdahaleci olmuştur. Kürd hareketlerine karşı savaşmış ve gelişmeleri engellemiştir. Bu süreçte PKK’ye karşı duruşuda bu mantık sonucudur. Ki, bunun zemini daha evvel attığı adımlarla düşemiştir.

Barzanilerin yol vermesi sonucu Kürdistan’ın güneyi Türkiye’nin işgaline uğramıştır. Askeriyesiyle, MİT’iyle, işadamıyla egemenliğini sağlamıştır. Kürd millet servetini Barzanilerle hortumlamaları bir yana başta Kürd gerillası olmak üzere sivilleri katliamdan geçiriyor. Behdinan’da sayısını bilmediğimiz askeri üsler kurmuş bulunuyor. Kürd milletine ait ne varsa her şeyi yakıp yıkıyor. Barzani hanedanlığı bunu normal karşılıyor. Ezeli Kürd millet düşmanı Türkün şahsında “kardeşlik, dostluk ve stratejik müttefiklik” keşfediyor. Geleceğini Türklerle girdiği bu ilişkiden buluyor. Kürd millet düşmanı Türklerin desteği ile kendi beylik monarşilerini ayakta tutmaya çalışıyor. Her monarşi gibi Barzani monarşisininde sonu yaklaşıyor. Gündemdeki İran operasyonu sonrasında Türkiye’ye müdahale edilmesiyle Türk egemenlik sistemiyle birlikte Barzani monarşiside tasfiye olacaktır. Sonları Saddam, Kaddafi gibi olacaktır. Yaşanan süreç budur. Barzaniler bunu görüyor ve ömrünü uzatmak için çok kötü bir rol oynuyor. Bu da onun sonunu getirecektir.

Ortada bir plan var. Bu plan Türk egemenlik sistemin planıdır. Amaç Kürdlerin bir statü sahibi olmama üzerine oturtulmuştur. Türkler, bunun gereği neyse onu yapıyorlar. Bu konuda destek güçlerde bulmuşlardır. Trump ekibi ve İngiltere bu planı destekliyor.. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey özel bir çaba sarfediyor. Türk devletinin bir diplomatı gibi çalışıyor. Kürd millet kazanımlarını tasfiye etmek için elinden ne geliyorsa onun gereğini yapıyor. Sahada Pentagon, ABD’nin diğer kurumları, İsrail ve Fransa daha doğrusu Koalisyon Güçlerinin müdahalesi olmasa Kürdistan’ın güneybatısı kazanımlarını çoktan Türkiye eliyle tasfiye ederlerdi.

Irak-PDK ise sahada Türkiye tarafından tetikçi olarak kullanılmaktadır. Kürdistan’ın güneybatısında (Rojava) kan ve can bedeli alınan mevcut kazanımlarına Türke bağlı lejyoner ENSK güçlerini ortak etme, Şengal’ı Irak sömürgecilerine teslim etme girişimi, Kürdistan’ın güneyinde Türklerin PKK güçlerine karşı gün aşırı orantısız bir savaş yürütmesi bu plan çerçevesindedir. Bazı çevrelerce iddia edildiği gibi bu savaş sadece PKK’ye karşı süren bir savaş değildir. Topyekün Kürd milletine karşı süren bir savaştır.

Kürd yurtseveri bulundukları her alanda bunu görmeli tepkisini yüksek sesle ifade etmelidir. Böylesi bir savaş sadece başta Türkler olmak üzere tüm sömürgecilerimizin işine gelir. Hele dünyanın Kürdlere sempatiyle baktığı bugün Kürdün Kürdle savaşması Kürdün intiharıdır. Bu da Kürdlerin adım adım yaklaşan iç savaşa karşı seslerini yüksek perdeden ifade etmesine bağlıdır. Daha ötesi savaşı önlemek için kitlesel olarak sokağa çıkmasını zorunlu kılıyor. Bu görev özelikle Irak-PDK dışında kalan güneyli diğer Kürd siyasal güçlerin ve halkın umuzundadır.

28 Ekim 2020