Hasan H. Yıldırım & Hüsein Erkan

Şengal konusunda Irak merkezi hükümeti ile Hewler iktidarı arasında bir anlaşma sağlandı. Bu anlaşmaya göre Şengal Irak’a bırakılıyor. Ki, daha evvel zaten bırakılmıştı ama şimdi bu BM gözetiminde bir daha resmileşmek isteniliyor. Bildiğiniz gibi, daha evvel Irak savunma bakanı ve peşmerge bakanı arasında 2016 yılında yapılan anlaşma gereği başta Kerkük olmak üzere “Tartılmalı Bölgeler“ denilen Kürdistan toprakları nasıl Irak’a bırakıldıysa şimdi de Şengal’in bir kez daha bu anlaşma ile Irak’a teslim edilmesi tastiklenmek isteniyor. Anlaşmanın maddelerine bakıldığında bu gayet açıktır. Bildiğiniz gibi Şengal 2016 anlaşmasıyla Irak’a bırakılmıştı. PKK endekli güçlerin varlığı, orada direnmeleri ile kalıcılaşmıştı. Bugün yapılmak istenen bu güçleri oradan tasfiye etmek ve Şengal’ı Arap egemenliğine vermektir.

Irak-PDK veya Barzanilere göre kendileri dışında hiçbir Kürd hareketi Kürdistan’ın hiçbir alanında güç sahini olmasın ama hangi yabancı güç olursa olsun. Buna bir itirazlarının olmadığı geçmiş tavırları bir yana, son “Şengal Anlaşması“ ile bir kez daha ortaya konmuştur.

Bilindiği üzere 2016 tarihinde Şengal, ABD’nin havadan, HPG’nin karadan operasyonu ile İŞID’ten kurtarılmıştı. Bunun üzerine Mesud Barzani, arkasına binlerce peşmergeyi akarak Şengal’e gidip “Şengal’ı kurtardık“ demişti. Göndere Kürdistan bayrağı çekerken yanına birde Irak bayrağı asmıştı. Bir kaymakam atamış ve Irak hükümetinden memurların maaşını vermesini istemişti. Irak merkezi hükümetinin istediği de tam buydu. Memurların maaşını verdi, peyder pey askeri gücünü yerleştirdi. Hewler hükümet güçlerini oraya sokmadı.

Zaten 2016 yılında Irak Savunma Bakanı ve Peşmerge Bakanı arasında yapılan anlaşma ile Kürdistan’a ait toprakların %51 Irak’a tek bir mermi atmadan teslim edilmişti. Teslim edilen topraklar içinde Şengal’de vardı. O dönem Kürdistan güneyinin Başkanı Mesud Barzani idi. Yani Mesud Barzani Başkanlığı döneminde Şengal’ı zaten Irak’a bırakmıştı. Yalnız burada bir sıkıntı vardı. PKK endekli güçler ki, yerli Êzidî halkından oluşan güçlerdir, Şengal’de varlığı devam ediyordu. Bu ne Irak-PDK’nin, ne Türk devletinin işine geliyordu. Soruna bir resmiyet vermek üzere BM denetiminde bir anlaşma yapma gereği duyuldu. Şengal bu anlaşma ile Irak’a bırakıldı. Anlaşmanın 3.Maddesine göre “PKK’ nin Şengal ilçesi ve çevresindeki varlığı sonlanacak, bölgede hiç bir etkinliği-faaliyeti olmayacak.“ Bu da Türkiye’nin Irak-PDK‘ye empoze ettiği bir şarttı. Irak-PDK bu anlaşma ile Türklerin şartını yerine getirmiş oldu.

Bağdat ve Hewler hükümetlerin 9 Ekim 2020 tarihinde Şengal’e ilişkin yaptıkları anlaşma sonrası KCK bir açıklamada bulundu. Açıklamada; “Şengal halkının iradesi esas alınmadan yapılan bu anlaşmanın kabul edilemeyeceği“ belirtilerek, “Êzidî kadınlarının köle pazarlarında satılmasına neden olanların, Êzidî halkı ve Şengal hakkında karar alması kabul edilemez” denildi. Ki, daha evvelde Şengal Özerk Meclisi bu konuya ilişkin yaptığı açıklamalar da bu anlaşmanın kabul edilmeyeceği yönündeydi.

Bilindiği üzere İŞID Şengal’e saldırdığında Irak-PDK güçleri, Êzidî halkımızı İŞID terör örgütü insafına bırakarak, arkalarına bakmadan kaçmışlardı. Şengal’de büyük bir trajedinin yaşanmasına yol açmışlardı. Şimdi kalkmış bu yaralı halkın kaderini onların onayı alınmadan belirlemeye çalışıyorlar. Daha ötesi, Êzidî halkını Araplarla başbaşa bırakarak yeni bir fermanın yolunu açmış oluyorlar.

O süreçte HPG gerilları sorumluluk gereği üstlerine düşen fedakarlığı yapmışlardı. HPG gerillaları, görevini tamamladıktan sonra, Şengal’in savunmasını yerli Êzidî halkından oluşan YBŞ-YJŞ güçlerine devretmiş ve çekilmişti. Êzidî halkı kendi özerk yönetimini kurup, Şengal’ı yönetmeye başlamıştı. Bu herkesten çok Türkleri vede Irak-PDK’yi rahatsız etmeye başladı. Şengal Özerk Yönetimine son vermek için harekete geçtiler. ABD Başkanı Donald Trump’un desteğini de alarak bir oyun ortaya koydular. BM’i devreye koyarak Bağdat ve Hewler hükümet yetkililerine yan yana getirerek, adına “Şengal Anlaşması“ dedikleri bir metin üstünde anlaşarak Şengal’ı Irak merkezi hükümete verdiler. Bu arada PKK endekli güçleri, daha ötesi, yerli halkımız olan Êzidî yönetimini tasfiye etmeyi karar altına aldılar.

Bu gelişmeler üzerine Şengal Özerk Meclisi temsilcileri ve kanaat önderlerinden oluşan bir heyet, Irak Ortak Operasyon Komutanlığı ile görüşmüş. Bağdat ile Hewler arasında varılan anlaşmaya tepkilerini iletmişler. Heyet üyelerinin yaptığı açıklamaya göre; “Irak Ortak Operasyon Genel Komutanı Yardımcısı General Ebdul Amir Ala El Şemeri’nin heyete desteklerini ifade ettiğini ve onların da Şengal’e ilişkin anlaşmayı ret ettiklerini“ ifade ettiler. Umalım ve temeni edelim ki, öyledir. Şengal’i yerli halktan oluşan Özerk Yönetimi’n idare etmesidir.

Atılan bu adımlarla genelde Kürd, özelde Rojava kazanımları tasfiye edilmek isteniliyor. Bu proje Türk devletinin olup, Trump ekibi, Bağdat hükümeti ve Hewler iktidarının ortak girişimi ile gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Bu konuda ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey özel bir çaba sarfediyor. James Jeffrey, Türk devletinin bir diplomatı gibi çalışıyor. Kürd millet kazanımlarını tasfiye etmek için elinden ne geliyorsa onun gereğini yapıyor. Sahada Pentagon veya ABD’nin diğer kurumlarının müdahalesi olmasa Kürdistan’ın güneybatısı kazanımlarını çoktan Türkiye eliyle tasfiye ederlerdi.

Fakat ABD’nin diğer kurumları ve Pentagonun baraj koymasıyla bunu büsbütün yapamadılar. Türkiye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından varılan anlaşma sonucu büsbütün Rojava’nın işgali düşünüldü. Pentagon ve ABD’nin diğer kurumların müdahalesiyle Rojava’nın büsbütün Türkiye tarafından işgali önlendi. Fakat bu arada Girê Spî ve Serêkaniyê’yi Türkiye işgal etti. Büyük bir tahribata yol açtı. Bilindiği üzere Trump’un planı Rojava’yı büsbütün Türklere işgal ettirmekti. Bu önlendi. Fakat Trump’un 3 Kasım 2020 tarihinde yapılacak Başkanlık seçimlerinde seçilemeyeceği varsayımından hareketle Türkiye ile birlikte Rojava’da ne yapılabilir gereği olarak Şengal üzerinde bir oyun oynanmaktadır. Oynanan oyunun mimarı da Türk devletidir. Trump ekibi bu planın destekleyicisir. Irak merkezi hükümeti ve Hewler yönetimi arasında varılan “Şengal Anlaşması“ bu çabanın ürünüdür.

Türk devleti amacını açıkça dile getiriyor. “Misak-ı Milli sınırları“ dedikleri Kürdistan’a ait alanlarda egemenliğini yeniden kurmak istiyor. Bunun için bu alanları adım adım işgal ediyor. Bunu yalnız başına yapmıyor. Bir yandan uluslararası alanda çıkarları çakışan güçlerin desteğini alıyor, diğer yandan Kürdler içinde devşirdiği işbirlikçileri vasıtasıyla gerçekleştirmeye çalışıyor. Bu güçler ABD Başkanlık koltuğunu işgal eden Donald Trump ve Irak-PDK vasıtasıyla icra ediyor. Bu plan uygulanırken herkes bir rol oynuyor. Rollerini icra ederlerken de Kürd millet düşmanı yüzlerinin açığa çıkmaması için kendilerince argümanlar oluşturmuş durumdalar.

Türkiye, Efrîn, Girê Spî ve Serêkaniyê’yi işgal etti. Kürdistan’ın güneyinin Behdinan alanının önemli bir alanını işgal altında tuttuyor. Bu alanda onlarca askeri üs kurdu. Birçok alanda MİT büroları açtı. Güney ile Rojava arasına setler çekiyor. Şengal’ın Irak merkezi hükümetine teslimi bu planın bir parçası oluyor. Amaç adım adım “Misak-ı Milli Sınırları“ dedikleri alanlara hakim olmak.

Türkiye bu planını adım adım uygularken en büyük desteği Irak-PDK veya Barzanilerden al ıyor. Barzaniler, Türkiye’nin güneyini işgal etmesine meşruiyet kazandırdı. Türk işgaline karşı mücadele etmesi gerekirken bu işgali PKK’nin bölgede varlığını gerekçe göstererek, Türk işgalini meşrulaştırdı. “PKK olmasa Türkiye burayı işgal etmez“ diyerek Türklerin “haklılığını“ ispat yoluna gitti. Oysa Türkiye’nin güney alanını bombalaması, işgali, üs kurması, MİT büroları açması, ekonomik alanda hakimiyet sağlaması vs. güney alanını büsbütün egemenliğine alma projesinin gereğidir. Irak-PDK ve Barzaniler bunun ne kadar farkındalar bilmiyoruz ama Türkiye’ye hizmetleriyle geriye dönüşü olmayan bir yola girmişlerdir. Irak-PDK ve Barzaniler bu politikada kendi birey, aile, aşiret, parti çıkarlarını görüyor. Bu tavırlarıyla Türkiye’nin desteğini arkalarına almış bulunuyorlar. Bunun sayesinde de diğer Kürd siyasal hareketleri devre dışı bırakmış, güneyde tek başına tüm askeri, siyasi, ekonomik ve hizmet alanlarını kendi kontrolü altına almış bulunuyorlar.

Bu politikalar Kürd milletinin geleceğini karartan politikalardır. Belki bu politikayla Barzani ailesi kendi çıkarını Türklerin yardımı ile koruyabilir ama Kürd milletini felakete sürükler. Oysa Kürd milleti varlığını koruyacak ve geleceğe taşıyacak yegane yol, milli siyaset temelinde gerçekleşecek milli birlik ve direniştir. Irak-PDK ve Barzani ailesinin kaçındığı yegane politika da budur. Bu da onu ihanette sürüklüyor. Zaten yeteri kadar batmış durumdalar.

Kim ne ederse etsin, Şengal Kürdistandır. Ezidiler Kürd millitenin orijinal halidir. Kimse ne Şengal’ı Kürdistan’dan koparabilir, ne de Ezidileri Araplaştırabilir. Yapılan bu hamleler geçici olup Şengal ve Ezidiler geleceğin bağımsız Kürdistan’ında haklı yerlerni alacaklardır.

Bunca gelişmelerden sonra Irak-PDK ve Barzanilerden bağımsızlık beklemek neyin nesi? Dünyanın neresinden görülmüş bir milletin politik gücü sömürgecisiyle anlaşma yaparak kendi ülke topraklarını peşkeş çektiğini? Bu nasıl milliyetçilik, bu nasıl yurtseverlik? Peki, hala bu güçten “yurtseverlik“ “ulusal damar“ keşfinde bulunan zavallılara ne demeli? Bay ve bayanlar iyi saatlerde misiniz?

2016 yılında Bağdat yönetimi ile anlaşma yap. “Tartışmalı Bölgeleri“ Irak’a tesliminin altına imzanı at. Bunu perdelemek için bağımsızlık referanduma git. Sonra Irak ordu güçleri Kürdistan’a saldırınca tek bir kurşun atmadan arkasına bakmadan kaç. Sahi bunca ihanetten sonra nasıl bağımsızlıkçı olunuyor? Bunun ötesi bu güçten hala bağımsızlık beklentisi olanlara ne demeli? Akıllı olun da. 2016, 2017 ve 2020‘de olan biteni anlamanız için daha ne olması gerekir?