“Barınak Cumhuriyeti” olarak adlandırdığım Hayvan sevenler derneğine ait hayvan barınağında göreve başladığımdan beri bir çok konuda dünyaya bakışım değişti diyebilirim.

Neredeyse 7/24 çalışıyorum. İhtiyaçlarımı karşılama hariç, tüm zamanım onlar adına harcanıyor. Hayvanlarla iç içeyim Neredeyse günümün tamamı onlarla birlikte geçiyor. Sadece yemeklerini ve sularını verip altlarını temizlemiyorum. Barınaktaki onarım ve düzenleme işleri sonrası kalan zamanımın tamamı onlarla birlikte geçiyor.

Onları gözlemleyerek öğrenmeye, hareketlerini tanımaya, dillerini öğrenmeye, neyi neden yaptıklarını bulmaya çalışıyorum. Yaşadığım alanda eğitimim devam ediyor. Her gün yeni bilgiler öğreniyorum.

Bu dünyanın ortak sahipleriyiz. Ancak biz insanlar, dünyadaki arazilerin tamamını işgal ve sahiplenme yoluyla aldığımız için onlara yaşam alanı kalmamış. Özellikle de evcilleştirilen köpek ve kediler, evcilleştirme amacı tükenip insanın ihtiyacı kalmadığı için, yaşamlarını insanların içinde sığıntı gibi geçirmek zorunda kalmışlar.

İnsanların vereceği iki lokma ekmeğe, yemek artıklarına, kapı önlerine koyulacak bir kap suya, okşayacak sıcak bir ele muhtaçlar. Hele kış soğuğunda ısınacak bir yuvaya da ihtiyaçları var ama ne mümkün!

Değil iki lokma ekmek vermek, gördüğünde tekmeleyip taş atanlar, öfkeyle bağırıp korkutanlar, sokaklarında, sitelerinde köpek, kedi görmek istemeyenler, hatta yaşamalarına müsaade etmeyip zehirleyerek veya silahla vurarak öldürenlere kadar bir çok hayvan düşmanlarıyla da yaşamak zorunda kalıyor bu canlılar.

Suçları mı, insan gibi arazi alamamaları!

Halbuki insanlar arazileri mülk edinmeden önce tüm araziler hayvanlarındı! Biz insanlar, arazileri onlardan çaldık. onları, ihtiyaçlarımız nedeniyle evcilleştirdik. Doğada yaşama biçimlerini unutturduk. İhtiyacımız bittiğinde de attık! 

Onları sokaklarda yaşamak zorunda bıraktık. Sonrada onlara “sokak hayvanı” dedik!

“Sokak hayvanı”, “Sokak Kedisi”, “Sokak Köpeği” gibi kavramlar bana yanlış geliyor. Sokaklarda yaşamak zorunda bırakılan bu hayvanlar, sokakta yaşamayı kendileri seçmedi. Onları sokakta yaşamaya bizler zorladık.

Nasıl ki evi olmayan veya çeşitli nedenlerle sokaklarda yaşamak zorunda kalan insanlar için, “Sokak İnsanı” denmiyorsa, sokaklarda yaşamak zorunda kalan, bırakılan, zorlanan bu hayvanlara da “sokak hayvanı” denmemeli.

Sokak hayvanı incitici bir belirleme. Aşağılayıcı bir gücü var. “Sokak Çocuğu” belirlemesindeki aşağılayıcı anlam gibi.

Ortak düşünerek, onlar için en uygun belirlemeyi bulabiliriz ki şimdilik benim önerim “evsiz hayvanlar” olabilir. Aynı zamanda bu belirleme, onların ev sahibi olma ihtiyaçlarını da çağrıştırdığından, ev edinmelerine öncülük etmiş de olabiliriz.

Diğer taraftan, “sahipli” veya “sahipsiz” belirlemeleri de incitici. Onlar eşya değil. Alınıp satılamazlar. Onlar birer canlı. Onlara sahip olamazsınız. Sadece arkadaş olabilir, birlikte yaşayabilirsiniz.

Bir insana sahip olmak, o insanı köleleştirmekten geçer. Bu tüm canlılar için geçerlidir. Bir canlıya sahip olmak o canlıyı köleleştirmektir.

Bir köpeğin ancak arkadaşı olabilirsiniz! Sahibi asla!

Bir de evlerini hayvanlara açan, birlikte yaşayan insanların yaptıkları yanlışlar var. Elbette en önemlisi, kendisini o hayvanın sahibi olarak görmesidir.

Evinizdeki hayvan, sizi eğlendirmek, neşelendirmek, duygularınızı tatmin etmek için bulunmuyor! O sizinle yaşamı paylaşmak için bulunuyor. Yaşama konusunda sizin sahip olduğunuz hakların tamamına sahip. O sizin arkadaşınız. Aksini düşünenler kesinlikle yanlış yapıyorlar!

Sadece yemek ve su vermek, hayvan bakmak değildir. Onun duygusal ihtiyaçları da var. Onun da gezmek, dolaşmak, eğlenmek, neşelenmek gibi ihtiyaçları da var. Onun, sizin ona duyduğunuz ihtiyaç kadar size ihtiyacı var.

Onu bir köpek, bir kedi olarak değil, sizin gibi bir canlı olarak görmeli ve kabul etmelisiniz. Onun dışındaki yönelimin doğru olmayacağını bilmenizi isterim. Onlar sizlerin hayat arkadaşlarınız. Böyle görün, böyle davranın ve böyle yaşayın ki hem siz hem de onlar mutlu olsunlar.

Bir de terk etmek, edilmek var!

Düşünün, henüz çocuk yaşlarındasınız ve aileniz sizi terk ediyor. Güvendiğiniz, sırtınızı yaslayıp yaşama korkusunu duymamanıza neden olan aileniz sizi sokak ortasına bırakıyor! 

Ne düşünür, neler hisseder, neler yaşarsınız? Hissetmeye çalışın.

Şimdi de terk edilen hayvanların neler yaşadıklarını düşünün ve hissetmeye çalışın. Ne tür travmalar geçirdiklerini, neler hissettiklerini, nasıl ağladıklarını düşünün!

Hani sokaklarda her gün saldırgan, hırlayan, havlayan olarak ihbar edilen, sosyal olmaktan uzaklaşmış bazı köpeklerimiz var ya, belki de geçmişlerinde ne acılar, ne travmalar yaşamışlardır, kim bilir!

İnsanlarda da aynı değimli? Sürekli hor görülen, terk edilen, yaşam içinde sıkıştırılıp bırakılan, limon gibi sıkılıp bir kenara atılan insanlarda da aynı saldırganlık, öfke, şiddet ve nefreti görmüyor muyuz?

Şiddet gören insan şiddet uyguluyor, ezilen insan ezmeye çalışıyor, hor görülen insan hor görüyor, ne yaşamışsa, eline fırsat geçtiği an onu başkalarına yaşatmaya çalışıyor. Ya da insanlardan korkar hale gelip insanlardan uzaklaşıyor ve kendine yanaşmak isteyenle çatışıyor.

Sokaklarda yaşamak zorunda bırakılan evsiz köpeklerimiz için de aynı. Geçmişinde yaşadıkları acılar yüzünden saldırgan tavırlar göstermeye başlayabiliyorlar ki saldırgan dedikleri köpeklerin hiç biri henüz bana saldırmadılar. Onlar tepki verecekleri kişileri biliyorlar, hissediyorlar.

Ayrıca bilinmeli ki bir köpek gerçek anlamda saldırırsa, saldırdığı kişiye ciddi anlamda zarar verebilir. Ufak tefek sıyrık, çizik veya bir diş izi ile bırakmış ise, o saldırı değil, uyarıdır. Uyardığı kişi mutlaka bir yanlış içerisindedir. Sevmediği, hoşlanmadığı ya da geçmişini hatırlattığı bir şey yapmıştır.

Onlar da bizim kadar bu dünyanın sahibi. Onlar da bizler kadar yaşama hakkına sahip. Onları sokaklara düşüren bizleriz ve onları sokaklardan kurtarmak zorunda olanlar da yine bizleriz.

Lütfen buna uygun davranalım.