ERDOĞAN’IN HAYALİ FIRAT’IN DOĞUSU SERÜVENİ SONA MI ERİYOR ? Teslim Töre

Read Time:6 Minute, 41 Second

Erdoğan sözüm ona esnek bir dış politika ile Rusya ve ABD arasında “mekik” olmasa bile ona yakın bir diplomasi politika izledi. Bu politikaya dayanarak, Suriye topraklarından El Bab, Cerablus, Afrin gibi paçaları kopartarak, işgal edip, oralara Suriyeli göçmenleri yerleştirme, Suriye toprakları üzerinde keyfine göre tasarrufta bulunma, ek olarak Membiç’ten girip, Fırat’ın doğusunu da işgal etme, söz konusu alanlarda “güvenli bölge” oluşturma gibi gönlünce hayal pilavları da yedi. Suriye’de işler sona doğru yaklaşmaya başlayıp, ABD ve Rusya gibi aktörlerin gerçek konumları netleşmeye başladıkça, Erdoğan’ın büyük bir “afra tafra” ile ifade etmekte olduğu ve sadece Suriye’den toprak kopartmakla kalmayıp, seçim malzemesi de yaptığı dış politikası tedrici olarak iflas etmeye başladı. ABD Suriye’den çekiliyorum deyince Erdoğan heyecanlandı: “ABD’nin bıraktığı boşluğu biz doldururuz, güvenlikli bölgeyi biz tek başımıza oluştururuz” diyerek hayal alemleri yaşadı, kendi kendine “gelin güvey” oldu. ABD kısa sürede geriye çark edip: güvenlikli bölgeyi AB, koalisyon güçleri ile oluşturacağız deyince yine Erdoğan’ın yelkenleri suya düştü. ABD Suriye’den çekilmekten vazgeçip, sadece belli sayıda asker çekeceğini açıklayınca Erdoğan’ın dünyası bu sefer de farklı rihter ölçeğinde bir deprem yaşamak durumunda kaldı.

Suriye’de ABD cenahında bunlar olurken Rusya’dan da Erdoğan’ın hoşuna gitmeyecek açıklamalar gelmeye başladı. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov: Kürtler konusunda “sapla samanı” birbirinden ayıramadıkları için Türkiye ile anlaşamadık” dedi. Türkiye ile beraber Suriye’ye yönelik herhangi bir ortak operasyon planlarının olmadığına vurgu yaparak, “güvenli bölge konusunda Putin’le farklı düşünmüyoruz” diyen Erdoğan’ın umutlarını suya düşürdü. Böylece Rusya Suriye ve Fırat’ın doğusu konusunda Erdoğan’la yapabilecekleri bir şeylerinin olmadığını net olarak açıklamış oldu. ABD’nin Rusya ile el altından nasıl bir ilişkisinin olduğunu ya da olmadığını bilmiyoruz. Ama Rusya’nınkine benzer manevra ABD için de söz konusu oldu. ABD önce Suriye’den çekileceğini kesin bir dille ifade edince, Erdoğan: İran ve Rusya ile birlikte Soçi’de yayınladıkları bildiride adeta derin bir oh çekercesine, işler daha da iyi gider gibi bir hava estirdiler. İran’la Rusya gibi ülkelerin her biri kendine bir pay çıkartırken, Erdoğan da “Fırat’ın doğusuna girer dağıtırım” hayaline kapılmıştı. Ama yine sevinci kursağında kaldı. ABD geriye çark etti. Çıkmak yerine sadece asker çekmeyi, geriye 200 “barış” askeri bırakmayı planladığını açıkladı.

Erdoğan kendi öz politikası ile bir dış politika yürütmeyip, ABD ve Rusya’nın ipi ile kuyuya indiği için kuyudan her seferinde başka bir malzeme ile çıkıyor. Her seferinde de hayal kırıklığına uğruyor. Politika değiştirmek zorunda kalıyor. Ama artık politikası da yalama oldu. Hiçbir düzen tutmuyor. ABD ve Rusya Suriye sahasında çıkarlarına denk politikalarını hayata uyarlayıp, Erdoğan’ı Suriye’nin dışına iterken Erdoğan’ın aklına AB geldi. Erdoğan önceleri Rusya ile anlaşarak İdlip sorununu birlikte çözmeyi planladı. Hatta söz konusu planın Rusya’ya kabul ettirilmesi için Rusya ile Türkiye arasında “mekik diplomasisi” denebilecek bir diplomasi trafiği de başlatmıştı. Önceleri bu politikası ile çok da övündü. İzlemiş olduğumuz İdlip politikası ile, “binlerce insanı ölümden, yüz binlercesinin yerini yurdunu terk etmekten kurtardıklarını” tekrarlayarak, kendi kendine methiyeler diziyordu. Galiba olmadı, yapamadı, Rusya da kendisini sıkıştırdı ki; AB’ye İdlip’e destek verin, siz Avrupa’da Türkiye’nin sayesinde rahat ediyorsunuz diyerek, AB’ye aba altından sopa gösterdi.

Rusya Kürtler konusunda Türkiye ile anlaşamadıklarını, Türkiye ile birlikte Suriye’ye yönelik bir operasyon planlarının olmadığını, QSD’yi kendilerine daha yakın gördüklerini, QSD ile Suriye yönetiminin anlaşmasından yana olduklarını kamu oyuna Rusya’nın en yetkili ağzı olan Dışişleri Bakanı Lavrov’un ağzı ile açıklamaları, Erdoğan’ın Rusya ile kendi arasına koymuş olduğu sır perdesini sadece aralamadı, bir kenara da attı. Böyle olunca, Erdoğan yönünü AB’ye döndü: AB’ye İdlip’e destek olun demeye başladı. Tabi ki AB ne yapar bilmiyoruz. AB’nin ne yapacağını bilemeyiz ama Erdoğan’ın zorda olduğunu gayet net olarak biliyoruz. Erdoğan’ın sadece Suriye politikası değil, bir bütün olarak dış politikası çöktü, iflas etti. Aslında sadece dış politikası değil, buna bağlı olarak iç politikası da çöktü. Çünkü Erdoğan iç politikasını dış politika eksenli olarak yürütüyordu. Öylesine aynı eksende yürütüyordu ki; yapacağı her seçim çalışmasını Suriye’den kopartacağı bir toprak parçasını işgal etmeye bağlı olarak seçim politikası belirliyordu. 7 Haziran seçiminden bu yana kazanmış olduğu bütün seçimleri Kürtlere savaş açarak kazandı. Kaybetmiş olduğu 7 Haziran seçimini “tekrar seçim” diyerek 1 Kasım’da Türkiyeli Kürtlere savaş açarak kazandı. Devamındakileri ise Suriyeli Kürtlere savaş açarak, onların topraklarını işgal ederek Türk milliyetçilerinin oyunu aldı.

7 Haziran’dan beri savaşsız hiçbir seçim kazanamadı. Esasında Ergenekon ve Balyoz’la kurmuş olduğu konsepti Kürtlere karşı savaş politikasını ayakta tutabildi. Erdoğan dış politikanın Kürtler üzerine kurulmuş olan bölümü ile iflasa yöneldikçe Ergenekon ve Balyoz harekatı ile kurmuş olduğu konseptte giderek çözülmeye başlıyor. Öncülüğünü eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ mu yoksa başka bir ekibin mi yaptığı bilinmeyen ama derinlerden söz konusu konsepte yönelik faaliyetler ayyuka çıkıyor. İlker Başbuğ bu sefer de dincilerle değil de Nazım Hikmet ve yandaşları ile bir konsept peşinde gibi gözüküyor. Genelkurmay Başkanı olmuş, ancak Nazım Hikmet’i cezaevine düştükten sonra okumuş. Okumakla da kalmamış, Nazım için “utandım” şiirini yazmış. Nazım’ın bir Türk şairi olduğunu öğrenmiş ve bu kadar geç okuyup, öğrendiği için de “utanmış”. Ayrıca bugüne kadar Nazım’ın başına gelenleri ne duymuş, ne okumuş, ancak okuduktan sonra da “utanmış”. Tabi ki; İlker Başbuğ bu kadarı ile de yetinmiyor. Atatürk’ün “Misakı Milli sınırlarını” Kerkük, Musul gibi Kürt bölgelerine konması için çok mücadele ettiğini de belgeleri ile ispata çalışıyor. Bütün bu analitik değerlendirmeleri Halk TV ekranlarında yapıyor.

Anlayacağınız, İlker Başbuğ, Erdoğan’ınkinden çok farklı bir konsept teorisi geliştiriyor. Bu teori tutar mı tutmaz mı bilmiyorum, ama böylesi bir yeni konsept arayışın olduğu kesin. Neyse fazla uzatmak gerekmiyor, gelecekte herkesin kolayca görüp, üzerinde yorum yapacağı bir sürece girileceğini tahmin ediyorum. Çünkü İlker Başbuğ, Mustafa Kemal’in “Misakı Mili sınırlarını” koymayı düşündüğü Kürt coğrafyasının sınırlarından söz ederken ara yerde APO’dan da, APO’nun da “misakı milli sınırlarının” Kürt sınırları olduğundan söz eti. Tabi bütün bunlar şimdilik bir söylemden öteye başka bir önem taşımıyor. Ama Erdoğan’ın bu eski konsept üzerinde çok tepindiği, hoyratça kullandığı, dolayısı ile eski konsepti çürüttüğü, iler tutar tarafını bırakmadığı kesin. O nedenle de Türkiye şovenizmi yeni konsept arayışı içine girdi diye düşünüyorum. Bu gerçeği görmek, ona denk bir hazırlık içinde olmak gerekir. Özellikle de Özgürlük Hareketinin bu konuda daha dikkatli ve özenli olması gerektiğine kuşku yoktur. İlker Başbuğ’un anlattıklarına bakılırsa bu seferki konseptin dinci sağ ve milliyetçi faşist kanatla değil ulusalcı sol görünümlü kanatla oluşturulacak gibi gözüküyor. İlker Başbuğ’un anlattıklarından anladığım kadarı ile eski konseptle birlikte konseptin mimarı olan Erdoğan diktatörlüğünün de sona erdiği anlaşılıyor.

Edindiğim izlenim kadarı ile yeni konseptin Erdoğan’la birlikte oluşturulacağını sanmıyorum. Erdoğan 31 Mart seçimine eskimiş, çürümüş, iler tutar bir tarafı kalmamış, yenisinin hazırlıkları yapılan bir konseptle girmek zorunda kalacak. Bununla birlikte 7 Haziran’dan beri savaşsız gireceği tek seçim büyük ihtimalle 31 Mart yerel seçimleri olacaktır. O nedenle söz konusu seçimi kaybetmesi kaçınılmaz gibi. Erdoğan’ın savaşsız seçim kazanması nerede ise imkansıza yakın. Yazının sonunda yazının alt yapısını oluşturan konuları peş peşe sıralayarak bir sentez yapacak olursam:

1- Suriye sathı mahallinde bulunan ve her ikisi de belirleyici rol oynayan Rusya ile ABD’nin Türkiye ile Suriye sınırına asker konuşlandırma konusu üzerinde durmaları, her iki gücün de kendilerini Türkiye’ ye değil QSD’ye yakın görmeleri. Her iki gücün de QSD’yi Erdoğan Türkiye’sine ezdirmeme konusunda birbirine yakın durmaları. Bu tavırlarının Erdoğan Türkiye’sinin Fırat’ın doğusuna operasyon yapmasına engel teşkil etmesi.

2- ABD’nin oluşturmayı planladığı “güvenli bölgenin” ABD ve Koalisyon güçlerinin denetiminde olup, uçuşların ABD’nin denetiminde olması.

3- Rusya’nın Türkiye ile herhangi bir ortak operasyon planının olmaması. Rusya tarafından Suriye Şam yönetimi ile Kuzey ve Doğu Suriye yönetiminin anlaşmaya varmasının teşvik edilmesi.

4- Bunların toplamının Erdoğan Türkiye’sini Suriye sahasının dışında bırakması. Suriye dış politikası ile birlikte Erdoğan’ın çevresinde oluşmuş olan iç ve dış politikayı da çökertti.

5- Erdoğan’ın Kürt düşmanlığı etrafında örmüş olduğu konseptin çürümeye ve işe yaramaz hale gelmeye başlamış olması. Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ tarafından yeni bir konseptin ideolojik ve kuramsal çalışmasının yapılmaya başlamış olması. Örülmeye çalışılan bu kompleksin Erdoğan’ın dışında cereyan etmeye başlaması. Bunların toplamı: Erdoğan diktatörlüğünü temelinden sarsmaya ve tarihin çöplüğüne atmaya doğru yol aldığına işaret ediyor.

Teslim TÖRE

25 Şubat 2019



Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Yorumunuz için teşekkür ediyoruz en kısa zamanda size cevap verilecektir selamlar .

%d blogcu bunu beğendi: