BUKELAMUNLAR İŞ BAŞINDA Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan 

Read Time:6 Minute, 39 Second


 


Daha evvel ki bir makalemizde “Sürecin politikaları“nı izah ettik. Çıkan sonuç neydi? Gelişmeler Kürd milleti lehinedir. Yapılan dört görüşme ve konferansta çıkan sonuçlar bunun göstergesidir. Uluslararası güvenceler temelinde Kürdistan’ın Güneybatısı’nın güvenliği sağlanması garantiye alındı. İlham Ahmed’e ABD tarafından iletilen “Rusya ve Suriye ile kendinizi bağlayıcı anlaşmadan sakının, inşanıza devam edin, korumanızı sağlayacağız.“ Kürdlerin beklentiside buydu.

 

Fakat birileri bu realite karşısında daldıkları derin uygularında kaos görmektedir. Korkularını dindirmek için bu kez işi tehdite dökmektedir. Bunun başını çekenlerden biri Baas milliyetçisi Mihraç Ural olmaktadır. PYD’nin Şam yönetimine sunduğu çözüm paketini değerlendirirken zat-ı muhterem şunu söylüyor. 

“ABD asla Kürd dostu değildir… ABD zaten elini çekti ve bir daha dönüşü yoktur… Bu vatanın kararını sadece Şam verir. Şam’ın ortak kararı ortak vatan kararıdır ve herkes buna uyar. Dış güçlere sırtını verenler sonuçta hezimeti görecektir… Diğer yandan ortak vatan güçlerinin bir dış güç şemsiyesiyle bu önerileri dayatma çabası içinde olmaması önem taşıyor. İnandırıcılık ve karşılıklı güvenin bu adımlarla ilerlemesi gerek.“

Bunu okuyan biri Şam yönetimin bağımsız olduğu ve dış bir gücün şemsiyesi altında olmadığına inanacak. Biz biliyoruz ki Şam yönetimi İran ve Rusya şemsiyesi altındadır. Ki karar kılıcılar bu her iki devlettir. Şam yönetime düşen sadece denileni onaylatmaktır. Bu bilinmesine karşın Kürdistan’ın Güneybatı yönetimine dayatılan ABD şemsiyesi altında çık olmaktadır. Çık ki canına kolay okuyayım. Daha çok beklerler. Çünkü bu olmayacaktır.

Yanı sıra Şam yönetimi ne zamana kadar İran koruması altında kendini yaşatacaktır? İran gidicidir. Yakında musallah taşında olacaktır. Bunun planı devrededir. Ne Şam Baas yönetimi, ne de onların borazanlığını yapan Mihraç Ural gibileri boşuna heveslenmesin. Onlar hayal alemlerini konuştura dursun ABD, genelde Orta Doğu’da, özelde Suriye’de kalıcıdır. Herkes buna alışmalıdır. ABD, bunca masraftan sonra kazanımlarını Suriye’ye teslim edip çeker gider mi? Gider diyen hayal görüyor demektir. Ki uzun yıllardır ABD, “Suriye’ye nasıl ayak basarım,“ politikası yapıyordu. Bugün bunu sağlamış durumdadır. Bu mevziyi bırakır mı? Bırakır diyenler hayal görüyorlar.

Yanı sıra ABD’nin müttefiğim dediği ve desteklediği PYD/YPG, eski Suriye’nin dörte birini denetlemektedir. Bu bölgeler eski Suriye’nin tarım ve enerji alanın %70-80 kısmını oluşturmaktadır. Bu Kürdlere büyük avantajlar sağlarken, Suriye için kriz yaratmaktadır. ABD ve Kürdler bu avantajı niye Şam Baas rejimi ile paylaşsın? Dahası niye Baas Şam rejimine teslim etsin? Tersi bir durum eşyanın tabiatına aykırıdır. Bu olmayacaktır. Bunu tersine çevirecek bir güçte yoktur. Mihraç Ural, bunu bilmesine karşın ortaya koyduğu şaşmalıklarıyla bir senaryo yazıyor. Nasıl mı? İşte böyle.

“Suriye’de Kürdlerin tarihsel misyonlarıyla Suriye yönetiminin tarihsel misyonu ortak bir paydadadır.“ Bunun inşasınıda İran’ın “anti emperyalist anti siyonist rol oynayıp hak kazanmanın en kestirme en gerçekçi alanıdır,“ diyerek Kürdlerin kaderini bu iki sömürgecimize havale etmektedir. Bunun ötesi İsrail ve ABD’yi Kürdlere düşman olduğunu empoze etmektedir. Oysa ne İsrail, ne ABD Kürdlerin düşmanıdır. Fakat İran ve Şam yönetimi Kürdlerin azılı düşmanıdır. Zat-ı muhterem bunu bilmez mi? Bal gibi bilir ama onun hesabı farklı. O, yüzüne çektiği sahte “Kürd dostluğu“ ile Kürdleri nasıl tekrar sömürgeci, katliamcı Baas rejimine bağlayabilirim hesabındadır. 

Zat-ı muhterem, İran ve Şam yönetimin “anti-İsrail, anti-ABD“ çizgisini “direnme ekseni“ gösterip Kürdlerinde bu eksen içinde yer almasını dayatmaktadır. Bunu “ileri adım“ olduğunu ileri sürmektedir. Doğrudur, böylesi bir adım sömürgecilerimiz açısından ileri bir adımdır ama Kürdlerin payına düşecek olan köleliktir. Zat ı muhterem bunu bilmez mi? Bilir ama “kadım dostlarım dediği“ PKK’li yöneticileri buna rıza göstermek için atmadığı takla bırakmamaktadır. Bu rolü daha önceleri Doğu Perinçek, Yalçın Küçük oynadı. Çok tahribata yol açsada tılsım tutmadı. Şimdi aynı rolü Mihraç Ural oynuyor. O da denesin. Fakat sonuç değişmeyecektir. Kürdler yavaş yavaş ama emin adımlarla bağımsızlığa yürüyor. Bunu eninde sonunda sömürgecilerimizde ve onların olmuş sol geçinen ırkçı bukelamunlarda kabul etmek zorunda kalacaklardır. Bu arada bir uyarı yapalım. Zat-ı muhterem şu tehditlerinden vaz geçse iyi olur. Yarın Kürdlerin yüzüne bakacak yüzü olsun diye. Bizim ki sadece uyarı. 

Zat-ı muhterem, “Dış güç sayesinde hakim olunan toprakları sonuna kadar denetleyebileceği sanısında olan Kürdler,“ diyerek Kürdleri tehdit etmektedir. Devamla; “Bu günün kazanımları tümden kalıcı olarak görülmemelidir özgün ortamın yarattığı bu sonuçların kalıcı haklara çekilmesi en akıllıca olandır. En azından gerçekten kazanılabilecekler kazanılmış olacak bir sonraki hamleleri için var olan güçten yararlanılmış olacaktır.“

Bak hele. Kürdlere açıkça elinizdeki kazanımlar geçicidir. Buna aldanmayın. Bunlar elinizden alınacak. İyisi mi zorluk çıkarmadan Şam yönetimine şartsız, şortsuz teslim olun. Bu denilenlerin hele bugün ifade edilmesi hiç yabancı gelmedi. Bu öneri bir başka yerden daha gelmişti. He valla düşman eş güdüm çalışıyor. Kan ve bedel karşılığı kazanılmış mevzilerin hiç zorluk çıkarmadan Şam yönetimine teslimi isteniliyor. Ondan sonra Kürd ruhuna el fatiha durumu yaratılmak isteniliyor. 

Sömürgeci sistem uşakları veya yer ve zamana göre bukelamunlaşanlar bu telden çalarken efendileri Beşar Esad, “Vatanımıza tecavüz eden dış güçler düşmandır ve düşmana karşı nasıl davranılması gerekirse de öyle davranacağız bir karış toprağımız işgal altında kalmadan kurtulacaktır. Vatana ihanet edenleri ise kimse korumayacaktır.“

Irkçı, faşist, katil Beşar Esad’ta aynı tehditi etmekten gecikmedi. Bukelamun onu tasdikledi. “Ortak vatanda direnen Esad yönetiminde Suriye’yle birlikte Kürdler çok daha güçlü ve hakları daha ileri derecede olacaktır. Bu açıdan ne kazanılırsa kalıcı olan budur ötesini zorlayarak kaderi makus sendromlara düşülmemelidir derim.“

Bak hele. Zat-ı muhterem Araplığını nasılda konuşturuyor. Kürd milletine reva görülen “makus sendrom“u hatırlatmayı unutmuyor. Tarihte yaptıkları bir iş. İşgalci, talancı, ganimetçi, katliamcı ve soykırımcı bir zihniyet. Sünni, Şii veya Nuseyrilik buna engel değildir. Arap yönetim tarzıdır. 

Bir taraftan bukelamun gibi Kürdlere yaltaklanırken diğer taraftan aba altında sopa göstermektedir. Yüzüne “kardeşlik,“ “sosyalizm,“ cilası çekince Kürdler içinde buna inanan çok alıcıda bulabilmektedir. Birisi dese ki, Baas ırkçı rejimi altında Kürdlerin “kalıcı hakları“ ne olabilir bu bukelamunun cevabı ne olur? Bu zat-ı muhterem Suriye devlet yetkililerin demeçlerinden haberi yok mu? Her ağzı açanın “Suriye siyasi ve toprak bütünlüğü“nden dem vurdukları ve “Kürdlere bir statü verilmeceği“ mesajlarından heberi yok mu? Bilir bilmesine ama belki Kürdleri yüzüme taktığım maskelerle kandırabilirim hesabı içindedir. Bukelamunluk budur işte. 

“Yer yüzünün hiçbir gücü Suriye toprak bütünlüğünü zedeleyecek kalıcı bir girişimde bulunamaz,“ diyen zat-ı muhterem, Kürdleri tehdit etmeyi vazife biliyor. Fakat Suriye toprak bütünlüğünü savunmak sömürgeciliği, ilhakçılığı savunmak demek olduğunu bilmez mi? Ki artık ortada Suriye toprak bütünlüğüde kalmamıştır. Hala Suriye toprak bütünlüğünü papağan gibi sayıklayanlar ne zaman daldıkları derin uykularında uyanır bizi pek ilgilendirmez ama Suriye toprak bütünlüğünün ortadan kalkması çoktan tarih oldu. Bir daha bütünleştirmek mi? Kim, hangi güçle? Esad faşistiyle mi? İran Mollalarıyla mı? Yoksa Erdoğanlı, Perinçekli Türkiyeyle mi? Geçti o günler. Hiçbir şey gözünüz görmüyorsa ortaya serilen haritalara bakın. Olacak olan o. Başkası yazmaz. Kabullenin da. Kabullenmeseniz ne mi olur? Başınıza daha çok bomba yağar. Demedi demeyin.

Şam Baas rejiminin Kürdlere karşı tutumu açık. Kürdlere bir statü verilmeyeceği şeklindedir. Beşar Esad’ın danışmanı Buseyna Şaban bunu açıkça dilendirmektedir: “Suriye’de Kürdlere özerklik verilmesi ileride ülkeyi böler. Özerklik, Suriye’nin bölünmesi demek. Suriye’nin bölünmesine gidecek bir yolu izlememiz mümkün değil.” Daha da ileri giderek Kürdleri korumak için uluslararası güçler tarafından düşünülen, “Güvenli bölge, topraklara yasa dışı şekilde el konulması anlamına gelir,“ demektedir. Bu tür düşünceleri Dışişleri Bakanı Velid Muallim ve yardımcısı Faysal Mikdad başta olmak üzere tüm yetkililer tarafından defalarca dile getirilmiştir.

Her şey açık ve net. Bunu Mihraç Ural’da görmektedir. Ama o üslendiği görevini ifa etmektedir. Kürdleri Baas rejimine bağlamanın mücadelesini vermektedir. Bu konuda atmadığı takla bırakmamaktadır. Tam bir bukelamun. Nasıl mı? İşte böyle. 

Bir taraftan “Kürd hareketi, Baas milliyetçiliğiyle hep soğuk bir ilişki içindedir,“ diyor fakat öbür yandan “Kürdlerle Suriye yönetimi omuz omza olmalıdır derim,“ demektedir. 

Niye? Kürdlerin bundan ne çıkarı var? Biz o “omuz omuza“ olmanın ne anlama geldiğini çok iyi biliyoruz. Bunun uşaklık olduğunu, bu bedbahlığı yapan çok Kürd ihanetçicinin olduğunu ve bunun Kürd milleti için kölelik olduğunuda biliyoruz. Mihraç Ural, Kürdlere köleliği dayatıyor. Tıpkı, Türkiye, İran, Irak ve Suriye sömürgecileri gibi. Tıpkı sömürgecilerin olmuş sosyal-şoven ırkçı solu gibi. Tıpkı bu politikayı Kürdlerin çıkarına olduğunu iddia eden kimi Kürd çevreleri gibi. Bu da, “halkların kardeşliği, dostluk, ortak yaşam ve sosyalizm,“ adına savunulmaktadır. Bu kurt kapan politika; zaten sömürgeci devletlerin dünden bugüne vaz geçmediği politikaları olagelmiştir. Bunun mücadelesini Doğu Perinçekler, Yalçın Küçükler vermektedir. Mihraç Ural, sonuncusu olsa gerek. Birileri onu uyarsın. Boşuna nefes tüketmesin. 


25 Şubat 2019

 



Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Yorumunuz için teşekkür ediyoruz en kısa zamanda size cevap verilecektir selamlar .

%d blogcu bunu beğendi: