Yakup Aslan Yazdı: Suriye’nin Stratejik Hamleleri Karşısında Çaresiz Kalmak

Read Time:5 Minute, 17 Second


ABD projesi olarak Suriye savaşı başlatıldığında en fazla iki ay sonra Emevi camiinde cuma namazı kılınması hedefleniyordu ve bu hedef dillerde pelesenk olmuştu.

 

Bundan dolayı yapılan birçok toplantıda bu büyük inkılaba katkı sunmak için saf gariban gençler, çakma cemaat lideri figüranlar tarafından savaşa gönderiliyorlardı. Şabihalar, milişalar ve hatta vatan hainleri bu savaşın bir emperyalist savaşı olduğunu söyleyenlere yönelik ithamlardı. Bir anda dünyanın bütün kirli savaşçıları bu savaşa taşındı.. Üçüncü çözüm statüko müritliğinden dolayı kala alınmadı.

Bir de Davutoğlu’nun Stratejik Derinlik denilen projesi vardı. İki ay değil belki birkaç ay sonra Cihan Devleti’ni yeniden kuruyorduk. Bunun için savaşan milislere acil ağır silahlar, lojistik destek ve gerekli bütün enformasyon sağlanmalıydı.

Musul ile birlikte IŞİD’in kazançlı petrolü, karaparaları vardı. Buna iki ayda bitmesi hesaplanan savaşa katkı sunan ülkelerin paraları eklenince iyi bir rant olacaktı. Karlı bir işti, bir de buna Kürtlerin Güneyden organize ettiği petrolü ve petrolün bankalara yatan paraları hesaplanırsa bir kasıp için bundan daha karlı iş olur muydu? Bir ek daha, fazla gelsinler diye mültecilere gelecek BM paraları için, ensar edebiyatı bolca yapıldı. Mültecilerin geldikleri yerden kaçmak için binlerce gruplar halinde denizde boğulması veya Avrupa’ya otobüslerle veya uçaklarla gönderme tehditleri ise ayrı bir konu.

Şimdi, konu bu değildi aslında. Savaş başlayınca Beşar Esad tehlikeyi gördü ve çekirge sürüsü gibi savaşın içine sürülen El Kaide, IŞİD ve İstanbul’da organize edilen çakma ÖSO’nun bunca devletin desteğiyle 2 ayda Şam’a ulaşabileceklerine ihtimal verdi. Bu Hülagovari hücumu durdurmak için askeri bir taktik uyguladı. Türkiye sınırı boyunca askerlerini çekti ve daha önceleri kimlik vermekten bile kaçındığı Kürtlere bölgeyi bıraktı. Onları adeta bir tampon bölge haline getirdi.. Her tarafta büyük savaşlar ve yıkımlar yaşanırken onlar büyük oranda savaştan uzak kendi sistemlerini kurmaya çalıştılar.

Antep veya İstanbul’da yapılan toplantılarda Kürt yapılanmaları dışlandı, toplantıya alınmadılar ve hatta toplantı yapanlar Kürtlerin hiçbir hak sahibi olmayacakları yolunda tehditler de savurdular. Bir süre sonra Türkiye, Esad’ın askeri manevrasının farkına varmış gibi Salih Müslim üzerinden yeni politikalar geliştirmeye çalıştı. Elbette madalyonun iki yüzü vardı ve bize gösterilen yüzün arkasındaki yüzü göremiyorduk. Yani sergilenen politikanın, simülasyon olup olmadığını bilmiyorduk. Kobanê, saldırısını kim organize etti ve hedef neydi konusu bir tarafa “Kobanê düştü!” mesajının ardından peşmergelerin ağır silahlarla bu küçücük şehri kurtarmak için yardıma gelmesine izin vermek de ayrı bir gariplikti.. Sonra.. Dengeler değişti. Fetullah Gülen ile ortaklık bozuldu, şeytanlaştırılıp devletin kılcal damarlarına kadar nüfus etmiş birimlerini çökertmeye çalışan iktidar, yalnızlığını Ülkücü, Kemalist, Ergenekoncu ve Maoist kesimlerle gidermeye çalışınca onların dayatmalarına teslim oldu. Hal böyle olunca sınırda kademeli olarak daha önce dost görülen Kürt yapılanmalarına karşı, devletin bütün gücüyle vurma ve onları tehlike görme süreci başladı. Daha önce birlikte operasyon yaparken, Süleyman Şah türbesini Kürt bölgesine taşıma gibi bir birliktelik sergilerken birden bire onların düşman ilan edilmeleri anlaşılır gibi değil. Bugünlerde alt yapısı için de çalışılan Crablus, İdlib ve Afrin’de neler yaşandı kısmen de olsa biliyoruz. Neden! Ya gelecekte ne olacağı biliniyor, ya da ırkçı kesimlerin talepleri yerine getiriliyor.

Aslında konu bu da değildi. Neler yaşandığını ve ABD’nin askerlerini çekeceğini açıklamasından sonra nasıl bir sürece girildiğini birlikte izliyoruz. Şimdi iki gün önce Suçi’de 3’lü bir zirve vardı.. Rusya, İran ve Türkiye… Doğrusu bugüne kadar yapılan bütün toplantıların sonucu, psikolojik bir hezimetten öteye gitmedi diye düşünüyorum. Bu toplantıda Potin, İdlib’te silahlı teröristlerin temizlenmesi üzerinde alınan karara Türkiye’nin uymadığını ima ederken, Ruhani daha net bir şekilde Suriye’deki Kürtlerin adil bir zeminde haklarına saygı gösterilmesi gerektiğine iki-üç kez net bir şekilde işaret etti… Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı göstermekle birlikte Kürtlerin doğal haklarının savunucusu olacağını söylemesi, birkaç gün önce İran gazetelerinde gördüğüm Ruhani’nin “Kürdistan hükümetini daha baştan itibaren destekledik, koruduk ve kolladık. Bundan sonraki süreçte de destekleyip, koruyacağız.” Manşetini aklıma getirdi. Madalyonun sadece bize gösterilen yüzünü görüyoruz ya, arkasında ne olduğundan haberimiz yok. Bugün Kürtlerin İran’a giden petrolün vanasını kapattıkları haberleri vardı. Ne kadar doğru bilmiyorum ama ABD’nin bundan dolayı eleştirilerini seslendirdiğini de biliyoruz.

Suriye, savaşla birlikte Rojava’yı Kürtlere bırakarak adeta dünyaya ve özellikle Batıya ne kadar özgürlükçü olduğunu, Kürtlere tanıdığı imtiyazların komşu ülke ve dışarıdan getirilen savaşçılarla bertaraf edilmesine çalışıldığını göstermeye çalışırcasına doğru bir hamle yaptı. Peki, Türkiye Kürtler ile ilgili doğru bir politika izleseydi Suriye rejimi düşmez miydi? Stratejik anlamda önemli bir hamleydi. Bir taraftan kendisine yönelik saldırılara karşı savunma alanını daralttı ve diğer yandan dünyaya Kürtlerin hamisi ve özgürlükçü mesajı verdi.

İran, nükleer çalışmalarında daha ileri merhalelere ulaşma çabasında olduğunu gizlemiyor. ABD, özellikle İsrail’in varlığının tehlikeye girdiği gerekçesiyle buna tepkisel yaklaşıyor ve her an bir operasyon düzenleme fırsatı kolluyor. Arabistan ve benzeri ülkelerin İran yayılmacılık politikaları karşısında varlıklarını tehlikede gördüğünden ABD’nin projesine sıcak bakmaktadır.

İran bu kırk yıl boyunca yaklaşık 7 milyon en yetişmiş, zeki, eğitimli, birikimli ve zengin insanının akılları ve varlıklarıyla birlikte özellikle Batı ülkelerine mülteci olmasına vesile olacak bir politikadan vazgeçmedi. Kürtler, Azeriler ve diğer etnik kimlik veya inanç sahipleri konusunda da doğru bir politikası olduğu söylenemez.

Ancak, bugüne kadar stratejik hamlelerle ayakta durmayı başarabilmiştir. İnkılabın ilk yılında başlayan 8 yıllık Irak-İran savaşında Bağımsız Ülkeler tasnifi içinde olsa da Varşova Paktı siyasi bloku içerisinde bulunan Irak ve Suriye’den, Irak ile savaşırken aynı Baas partisi ideolojisine sahip Suriye rejimine bol miktarda rüşvet vererek yanında tutabilmişti ve aynı şekilde bir taraftan Tudeh Partisi dışındaki bütün komünistlerin imhası politikasını uygularken, Tudeh’e büyük payeler vererek onların sistem içerisinde örgütlenmelerine bir döneme kadar izin vermişti. Bunların tamamı taktik ve stratejik manevralar olarak yapıldı.

Daha döne kadar “Kahrolsun Rusya” diyen bir siyaset, bugün Rusya ile işbirliği içinde bölgedeki politikalarda denge savaşı veriyor. Son günlerde bu taktiklerden birinin Kürtler ile ilgili olduğundan kuşku yok. Rusya’daki basın açıklamasında Erdoğan’a bakarak Suriye’deki Kürtlerin hamisi kesilmesinin bu derin stratejik taktik gereği olduğu ve aynı şekilde dünyaya Kürtlerin haklarını koruyan özgürlükçü bir sistem olduğunun mesajının verilmek istendiği açıktır. Suriye’deki dengelerde, tarihi tecrübeler ışığında Türkiye’nin alternatif bir güç olması istenmiyor.

Soru şu. Peki Suriye ve İran böylesine derin bir strateji uygularken, Türkiye neden ırkçı reflekslerin esiri oluyor? Güney’deki referandum konusunda takındığı seviyesi az yoğunluklu politikalar, Rojava konusunda takındığı tutum yerine sahiplenmek ile ABD ve diğer ülkelerin stratejik hamlelerini etkisiz kılmak mümkün değil miydi? Devletin bir paradigması yok mu? Yoksa bizim bilmediğimiz bir proje ve el önceden planlanan bir süreci kademe kademe uygulamaya mı koyuyor! Sanki bilinmeyen bir üst akıl, bu ırkçı refleksle Kürtlere neler yaşatıldığını bütün dünyaya göstermek istiyor ve Kürtlerin muhataplarını asırlarca yankısı sürecek suçları işlemeye yönlendiriyor..



Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Yorumunuz için teşekkür ediyoruz en kısa zamanda size cevap verilecektir selamlar .

%d blogcu bunu beğendi: