TÜRKİYE ve PKK YOL AYIRIMINDA  Hasan H. Yıldırım & Hussein Erkan

Read Time:5 Minute, 11 Second



Bu işin şakası yok. İran Molla rejimine askeri olarak yönelme kaçınılmaz bir hal almıştır. Cumhuriyetçi Parti’de etkin bir şahsiyet olan Senatör Ted Cruz’ün katıldığı bir toplantıda, “Artık İran’a karşı harekete geçme zamanıdır. ABD ciddi olarak askeri olarak buna hazırlanmalıdır,“ demesi işin ciddiyetine işaret etmektedir. Bunun gibi sayısız mesaj ABD yöneticileri tarafından seslendirilmektedir. İşte böylesi bir operasyon koşullarında Türkiye ve PKK’nin tavrı netlik kazanacaktır. ABD’den yana mı, yoksa İran’dan yana mı savaşa müdahil olacakları ortaya çıkacaktır. Artık her iki güç için yol ayırımına gelindiği bir sürece girilmiştir. Burada orta bir yol durumu söz konusu olmayacaktır. 

İsrail’in dayatmasıyla ABD İran operasyonuna ciddi olarak eğilmiş durumdadır. Bu aşamada ekonomik ambargolarla İran güçten düşürülmeye çalışılmaktadır. Bir taraftan Suriye’deki İran güçlerine karşı İsrail vasıtasıyla operasyon çekerken kendiside İran’a karşı askeri olarak yoğun bir hazırlık içindedir. İran’ın sadece ekonomik olarak veya içteki muhalif güçlerin isyanı ile Molla rejimin düşürülmeyeceği kabul gören bir anlayış. Bu nedenle mutlaka askeri bir müdahalenin şart olduğu kabul görülmektedir.

Böylesi bir operasyonda Türkiye ve PKK’de geldikleri yol ayırımında esas politikaları netleşecektir. ABD, her iki güçtende yararlanmak istemektedir. Türkiye ile PKK bir noktada buluşturma politikası gütmektedir. Fakat bunun mümkünatı olmadığı bizce sabittir. Çünkü PKK ile Türkiye’nin buluşacağı bir nokta yoktur. ABD’nin zorlamasıylada gerçekleşme şansı yoktur. Bu da, ABD’nin çıkmazıdır. Çünkü İran operasyonunda her iki gücün desteğine ihtiyaç duymaktadır. Bunu sağlamanın girişimleri devam etmektedir. Fakat akla yakın bir zemin yakalayamamaktadır. Bu noktadan sonra birini birine tercih ve taviz vermek zorunda kalacaktır. 

Gelişmeler şunu ortaya koymuştur. ABD, Orta Doğu’ya yeni bir düzen verirken bu çaba Kürdlerin dışında hiçbir gücün çıkarına olmadığı gerçeği ortadadır. Dahası bu iş Kürd desteği alınmadan başarıya ulaşma şansı yoktur. Bu bağlamda her halükarda ABD’nin Kürdlerin desteğine ihtiyacı vardır. Uzun süreli strateji bunu zorunlu kılıyor. 

Fakat bu aşamada İran’a karşı operasyonu halinde Türkiye’yede ihtiyaç duymaktadır. Kürd/Kürdistan meselesinde Türkiye’nin bunu kabullenmesi zor görülüyor. Çünkü ABD’nin Kürd/Kürdistan politikası Türk egemenlik sahiplerini korkutuyor. Kendi bekalarının tehlikesine sayıyorlar. Zaten bu nedenledir ki Ergenekocu-Avrasyacılar ile Recep Tayyip Erdoğan ve ekibinin şahsında somutlaşan İhvanı Müslim (Müslüman Kardeşler) ile ittifak zorunluluğu burada kendini dayattı. Kürd/Kürdistan sorunu karşısında bu iki gücün ittifakı bir zorunluluk olsada bu iki güç birbirinin ipini çekecek kadarda düşmanlaşmış iki güç. Burada ABD devreye giriyor. Avrasyacılıkta karar kılmış ve Batı ile tüm köprüleri yıkmış Ergenekoncu ekibe karşı Recep Tayyip Erdoğan’ı Avrasyacılara karşı koruma ve onu kazanma politikası güdüyor. İran’a karşı ondan yararlanmak istiyor. Burada bir taviz daha vermek zorunda olduğu gündeme oturuyor. 

Recep Tayyip Erdoğan ve ekibi, ABD ile ittifak yapıp İran’a karşı mücadele etmesi için hitap ettiği kitlesini ikna edici bir sebebe ihtiyaç duyuyor. Bu sebepte Türkiye’nin PKK’yi geriletme yolunun ABD’nin yol vermesi gerekiyor. Mantık budur. Tutar mı? Zor. ABD, bu kadar ileri gidemez. Bu nedenle ABD-Erdoğan anlaşması biraz zor. Ama düşünülen bir proje. Zaten Cemil Bayık’ın Alman gazetesine verdiği mülakatada anlatılanların hepsi bir yana öne çıkan meselede budur. Bu planın hayata geçirilmesi halinde genelde ABD-Kürdler, özelde ABD-PKK ittifakı suya düşer. Cemil Bayık, söz konusu röportajla ABD’ye verdiği mesajın özü buydu. ABD, bunu nasıl algılar bilemeyiz ama Cemil Bayık’ın ortaya koyduğu tavır kendilerini güvenceye alma girişimidir. Verilen mesajı böyle okumak gerekir.

ABD, Recep Tayyip Erdoğan ve ekibinin istediği tavizi vermese ne olur? O zaman Türkiye bir bütün olarak Batı Blok’unda dıştalanır ve Avrasyacıların kucağına oturur. İşte o zaman Türkiye için felaketlerden felaket beğen meselesi gündeme gelir. Bu, ABD’nin istediği bir durum değil ama olmayacak bir durumda değildir. Bu durum sürece damgasını vurursa Kürdistan’ın Kuzeyi’nin meseleside Batı’nın gündemine oturur. Bu da, Kürdistan’ın dört parçasındaki hareketin bütünlüğe sürükler. Zaten gelişmelerin seyride bunu gösteriyor. 

Yanı sıra ABD ne kadar istekli olursa olsun mevcut Kürd/Kürdistan politikasından dolayı Türkiye’nin ABD ile sağlıklı bir şekilde müttefik olmanın koşulları yoktur. Bunu Rojava’da denediler. Birlikte Şam rejimine karşı ÖSO’yu desteklediler. Ama amaç ve hedefleri uyuşmadı. Süreç içinde Cihatçı güçlerin ayrışması ve ABD’nin bunları hedeflemesi ve Türkiye’nin ise destek verdiği somutluk kazandı. ABD-Türkiye Koalisyon ortaklığı sözde kaldı. ABD’li Senatör Richard Black bir konuşmasında; “Türkiye, Suriye sahasında 300 sorti yaptı. Bunlardan 3’ünü İŞID mevzilerine yaparken, 297 sörtiyi Kürdlere yönelik yaptı,” derken Türkiye’nin amacını izah ediyordu. Ve şu soruyu soruyordu: “Sözde İŞID’a karşı Koalisyon ortağı. Bu ne biçim müttefiklik?“ Ki ABD-Türkiye’nin anlaşması sonucu İran operasyonundan da aynı durumla karşılaşılacağı kesindir. Türkiye’nin vuracağı hedefler Kürd hedefleri olacaktır. ABD’nin bunu bilmesi gerekir. Bu koşullarda ABD-Kürd ittifağı olmaz. 

Burada önemli gördüğümüz bir konunun altını özelikle çizmek istiyoruz. PKK önderlerinin kimi mesajlarını kabullenmek mümkün olmasada ortaya söylenenlerin pratiktede karşılığı olmayan mesajlar olarak okumak en doğru olan tutumdur. Esasta pratikte atılan adımlar ve inşadaki uygulamalar esas alınmalıdır. Bunun örneği Kürdistan’ın Güneybatısı’nda (Rojava) ki gelişen durumdur. Dikkat edilirse Rojava Önderliği’nin verdiği mesajlar çok geri istemlerdir. Bizce bunlar konjunktüre sayılmalıdır. Fakat düşmana karşı uzlaşmaz savaş ve kurtarılan alanlardaki inşa Kürd milli davasının çıkarına olduğu inkara gelmez. Savunulması ve desteklenilmesi gerekende budur. Yoksa falan kes şunu, bunu söyledi şeklinde olan biten okunursa yanlış yapılır ki kimide zaten bilerek bu tür mesajları bilinçli olarak kendine malzeme yapıp Rojava’daki kazanımlara gölge düşürülmeyi politika edinmiştir. Bunlara dikkat edilmelidir. Yüzlerine her ne kadar “milliyetçilik“ zırhı çekmiş olsalarda tıpkı sömürgecilerimiz gibi Rojava’daki kazanımlara düşmanlık yapmaktadırlar. Bunu özelikle Irak-PDK ve onun kapısında ikbal arayan kuzeyli bir kesim Kürd çevresi yapmaktadır. 

Bu kesimler başından beri Rojava’daki güçlere karşı düşmanca bir politika izlediler. Rojava Önderliğini Şam rejimin Kürdistan’da kolu saydılar. Fakat gelişmeler hiçte onların dedikleri gibi olmadı. Kürdistan’ın önemli bir kısmı kurtarıldığı ve Şam rejimine kapattıldığı gibi Kürd milli politikası gereği bir inşa sürecini başlattılar ve bu konuda çok ilerlemelerde kaydettiler. Aynı şey Kürdistan’ın Doğusu’ndan da (Rojhılat) gelişeceğine inanıyoruz. Eğer PKK yönetimi ve ABD tıpkı Rojava’da yakaladıkları zemini Rojhılat’ada yakalarlarsa Rojava’da gelişen durum Rojhılat’ada gelişecektir. Yok bu değilde ABD, Türkiye’nin önünü açıp PKK’ye zarar verme yolunu açarsa bu sekteye uğrar. İşte burada ABD-Türkiye, ABD-PKK ilişkisi net olarak ortaya çıkar. Birincisi, Kürdlere zarar, ikincisi; Kürdlere kazandırır. 


13 Şubat 2019 

 

 



Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Yorumunuz için teşekkür ediyoruz en kısa zamanda size cevap verilecektir selamlar .

%d blogcu bunu beğendi: