Ulus devlet mi, Demokratik confederalizm mi? Ömer AĞIN YAZDI. 

Read Time:3 Minute, 1 Second

Kendisi olan her Kürt bireyi, Kürtlerin “ulus devlet”  kurmasına  “baskın”  bir tavırla karşı durmaz herhalde. Yaşanan süreçte Kürtlerin iyi geçinmeleri ve aralarında özgürce fikir tartışmaları yapmaları tek geçer yoldur. Şimdi konumuza dönersek: “Ulus devlet”, tarihin hiçbir aşamasında toplum sorunlarını çözmediğini gibi, demokratik bir toplumunun yaratılması için gerekli olan koşulların oluşumuna da hep engel oldu. 

Sokrates’in öğrencisi Platon’un Atina’da açtığı felsefe okulundan bu yana “devlet” kavramı üzerinde sayısız tartışmanın olduğu bilinmektedir. Ancak bugüne kadar tarih sahnesine çıkan tüm devletlerin formatlarında binlerce yıllık “rafine” edilmiş “tekelci” iktidar zihniyeti arzusu yattığı ve özellikle ulus devletin bu zihniyeti giderek derinleştirdiği biliniyor. Bugüne kadar var olmuş tüm devlet (sosyalizm deneyimleri bir tarafa koyarsak) biçimleri ve dayandıkları temel toplumsal kesitler (sınıflar) farklı da olsa “içeriklerinin” hep benzer olmuş olmalarıdır.

İçerik benzerliği, hepsinin (köleci, feodal, ulus ve “sosyalist-ulusal” ) “devlet” kavramını kullanmalarına neden oluşturmuştur. Bu devletlerin ortak özellikleri toplumsal ahlak ve politikanın etki alanını azaltmaya çalışmış olmalarıdır. Bireycilik, tekçilik, ulusal marş, bayrak ve devleti “tanrılaştırma” temel uğraşları olmuştur. 

 Öz itibarıyla bu devlet yapılarından farklı olarak tarih sahnesine çıkan  “Sovyet” tipi örgütlenme olmuştur. Hemen söyleyelim “ Sovyet”, klasik anlamada bir “devlet” değildir. Bugün Türkiye’de de herkesin dile getirdiği, “meclis” tipi bir örgütlenmeydi. (İşçi Meclisi, Demokrasi Meclisi, Halk Meclisi vb.)

Bilindiği gibi “Sovyet” tipi yapılanma-örgütlenme, Çarlık Rusya’sı zamanında oluşmaya başlamış, halkın nesnel ihtiyaçlarından ve deneyiminden ortaya çıkmış bir organizasyondu. “Sovyet” tipi örgütlenmeler devrimden önce ve halkın “kendiliğinden” oluşturduğu yeni bir modeldi. “Sovyet” tipi yapılanma-örgütlenme İşçiler arasında (İşçi-Sovyetleri), köylüler arasında (Köylü Sovyetleri) ve askerler arasında (Asker Sovyetleri) olarak yaşamla buluştu. Tamamen demokratik bir düşünceye dayanan ve her türlü hegemonik duruşları ret eden, “öz savunmayı” ertelemeyen, iç işleyişte adaletli olmayı önemseyen ve komünal “üretimi” temel amaç olarak gören bir yapılanmaydı. Henüz dünyaya gözünü yeni açmış olsa da temel nitelikleri bunlardı.

Bolşevikler, ilk yılarda halkın yaratmış olduğu bu örgütlenme biçimini kendilerine örnek almaya çalıştılar ve bir “devlet”-örgütlenme biçimi olarak uyguladılar. Bilindiği gibi bu yapılanma klasik devlet yapılanmasından öz olarak farklı olduğu için kavram olarak  “devlet” sözcüğü ile ifade edilmemiştir.  Ne yazık ki “Sovyetlerin” içeriği “iktidarın” ilerleyen yıllarda gücünün artmasıyla zamanla baltalandı ve parti bürokrasisinin hegomonik yapısı altına girip, yozlaşıp gitti. İtalya Komünist Partisi Sekreteri Antonio Gramsci, Mussollini faşizminin zindanlarında mücadele yürütürken aynı zamanda  içi boşaltılmış ve erozyona uğratılmış “Sovyetlerin” bir kayıp olduğunu da söylüyordu.

Bu deneyimden çıkarılması gereken ders:  a- Her türlü hegomonik uygulamaları reddeden ve demokratik bir tarzda çalışıyor olması, b- “hukuk” kurallarından çok, “toplumsal ahlak” kurallarına dayanan özeliği, c-bürokrasiyi reddedip “politika”yı temel alan “birlikte üretimi” önüne koyan içeriği… En önemlisi kendini “devlet” kavramıyla vasıflandırmamış olması.

Öcalan’ın devrim paradigmasını geliştirirken “Sovyetlere” atıfta bulunması bir tesadüf müdür? Yaptığı “devrim” tanımıyla hem demokratik modernitenin örgütlenme yapısının ne olduğu, hem de tarihsel olaylardan nasıl ders alınması gerektiğine işaret edilmiştir. “Devrimler, ancak toplum ahlaki ve politik işlevini özgürce yerine getirilmesi ve sürdürülmesi katı biçimde engellendiği zaman başvurulacak toplumsal eylem biçimidir. Devrimler, yeni toplumlar, uluslar ve devletler yaratmak için değil ancak ahlaki ve politik toplumu özgür işlevine kavuşturmak için geliştirildiğinde, toplumca meşru, kabul edilebilir ve kabul edilmelidir…”  Bu ilkesel duruşu içeren hareketle oluşacak olan yeni yapılanmada, demokratik siyasetin temel alındığı, “öz savuna” ilkesinin unutulmadığı, her türlü ideolojik hegemonyanın reddedildiği ahlaki ve politik değerlerin temel alındığı bir toplum yaratılması için gerekli olan yapılanmaya-örgütlenmeye gereksinim vardır. Bunu adı “klasik devlet” kavramını içeren bir sözcük asla değildir. Öcalan bu yüzden “demokratik konfederalizm” tanımını kullanmıştır… Önemli olan “Kürt sorunu” çözmeni ötesinde Kürt halkının toplumsal gelişmesini engelleyen her türlü basınç noktalarını ortadan kaldırmak içi gerekli olan, ihtiyaç duyulan toplumsa yapılandırmayı yaratmaktır. Başkası teferruattır.  

05.07.2017 Ömer Ağın- Teletex News24

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Yorumunuz için teşekkür ediyoruz en kısa zamanda size cevap verilecektir selamlar .

%d blogcu bunu beğendi: