KEDİNİN ECELİ YETİNCE…

Read Time:6 Minute, 27 Second

IMG_1691



Eskiden kendi çıkarı hilafına tuhaf şeyler yapana: Kedinin eceli yetince gidip kralın tahtına işer derlerdi. Bu halk deyimi şimdi de kullanılıyor mu bilmiyorum. Erdoğan’ın son geldiği ve Türkiye’yi de getirdiği duruma bakınca, halkın bu deyimi aklıma geldi. Bir ülkenin yarısı birden; iş dünyası, aydını, işçisi, köylüsü, zengini, yoksulu ile birlikte topyekün bir şekilde beyin felci olur mu, cinnet geçirir mi, şizofreni olur mu? Anlayamadım. Bir düşünün, Suriye, Irak ve Kuzey Kürdistan’da sıcak savaşta, Yunanistan ile savaşın eşiğinde, Bulgaristan ile ha keza, Rusya, ABD, AB, Mısır ile soğuk savaş kıvamında bir ilişki içerisinde. Azerbaycan, Sudan, Suudi Arabistan, Katar gibi anti-demokratik, çağ dışı yönetimleri saymazsan modern dünyanın bir kısmı ile sıcak savaş, diğer bölümü ile soğuk savaş çatışması halinde. Böylesine sıcak ve soğuk savaşı dünya çapında mayalandırırken kendi ordusunu da bitirmiş durumda. Suriye’nin bir kasabası El Bab’ı aylarca süren bir savaş sonrası ele geçirebilen bir ordu ile Membiç, Rakka falan diyerek neredeyse ABD ve Rusya ile de savaşa girecek konuma geldi. İçte ve dışta en büyük dayanağı haline getirmiş olduğu Sünniliği de bütün dünyanın düşmanı haline getirerek hedef tahtasına oturttu.

IŞİD bitirilince IŞİD’le birlikte, IŞİD’in ideolojisi, politikası ve felsefesi olan İslam, özellikle de İslam’ın Sünni mezhebi de yargılanacaktır. Yargılanacaktır çünkü IŞİD sadece savaşla değil, İslam ideolojisinin Sünni mezhebi ile de kadın köle pazarları açarak, tecavüz ederek insanlığa, insani değerlere çok büyük zararlar verdi, ağır insanlık suçu işledi. Müzeleri tahrip edip, heykelleri, diğer tarihi eserleri balyozlar, baltalar, iş makinaları ile kırıp dökerek insanlık tarihini de felakete uğrattı. İnsanlığın: Bütün bu insanlık dışı yöntemlerle işlenmiş olan insanlık suçlarını yargılaması, sorgulaması elzem hale gelmiştir. ABD’nin radikal ve terörist dediği İslam’ı uluslararası yargı karşısında insanlık suçu işlemiş bir suçlu olarak oturtması için, emperyalizminin bir projesi olan IŞİD’in açmış ve getirmiş olduğu savaşın boyutu sadece seküler dünyanın değil, bir bütün olarak insanlıkla İslam arası bir savaş boyutuna çıktı. Esasında Erdoğan pratik savaşta da IŞİD’in suç ortağıdır. IŞİD’le savaşın, IŞİD’in imhası ile sona ermesi sonucu tıpkı Hitler’in yenilgisinden sonra Hitler ve yetkilileri ile birlikte Hitler’in ideolojisi Nazizm’in de yargılanıp, suçlu bulunup, bütün dünyada yasaklandığı gibi, İslam’ın terörist ve radikal olanı, cihatçısı, şeriatçısı da yargılanacak, mahkum edilecek ve insanlık adına tıpkı Nazizm, faşizm gibi yasaklanacaktır.

IŞİD’in ele geçirilen yetkilileri tıpkı Nazi yetkilileri gibi uluslararası mahkemelerde yargılanırken, kurmuş olduğu İslam devletinin sistemi olan Şeriat’ın yargılanıp yasaklanması da kaçınılmaz olacaktır. IŞİD’in bir toplumsal sistem olarak kurduğu şeriat sistemi, bu vahşi sistem eliyle işlemiş olduğu ağır insanlık suçları mutlaka yargılanacaktır. ABD, Rusya ve AB’nin bu noktada görüş birliği sağladığı konusunda kuşku yoktur. Erdoğan konusunda AB ve ABD’nin kendi tarihi ile de yüzleşmesi gerekir. ABD ve AB: “Ilımlı İslam” adına Erdoğan’ı BOP eş başkanı ve Türkiye devlet başkanı yaptı. Türkiye’nin her şeyini “özelleştirme” adına satılığa çıkartarak, Türkiye ekonomisinin taşıma harekatının önemli adreslerinden birisi haline getirdi. Taşıma harekatı bu taşınmada devasa kârlar elde ederken, Türkiye ekonomisine de önemli bir ivme kazandırdı. Bundan AB ve ABD ve tabi ki Erdoğan da kazançlı çıktı. Erdoğan ile AB ve ABD’nin çıkarları çelişince Erdoğan AB’ye rest çeken bugünkü konuma geldi. Taşıma harekatının gerçekleri karşısında “kerameti kendinden menkul” görerek, “ben neymişim be yahu” dercesine: “Eset git”, “SİSİ git” Lozan’ı boşver, yeniden gözden geçir diyerek sağa sola emirler vermeye başladı. “Tek devlet, tek milletten” başlayıp işi “tek adama” kadar getirdi.

Erdoğan ipini kopartıp, kendi diktatörlüğünü kurmaya yönelince AB takoz koymaya başladı. AB’nin bu tavrına karşın Erdoğan: “Yerli ve milli” dediği bir toplum kesimine dayanıp, şovenizmi körükleyerek karşı koydu. Erdoğan Osmanlı döneminden kalma, çağ dışı kafa yapısına sahip, fakat Osmanlı döneminde devletin arpalığından nemalanmış, kuşaktan kuşağa da bu demi devranın hasretini çekmiş bir topluluğun üstüne kondu. Söz konusu topluluğu, özlemini duyduğu devlet arpalığına yeniden kavuşturdu. Bu çağ dışı kafa yapısı ve hasretine sahip topluluğun devletten nemalanmasını sağlayarak, kendi diktatörlüğünün kitle zemini haline getirdi. Bu yobaz topluluk Cumhuriyet’ten sonra devlet dışı bırakılmış, devletin nimetlerinden nemalanmasına olanak tanınmamış, sadece Diyanet etrafında kümelenmesi sağlanmıştır. CHP otuz yıla yakın tek partili iktidarına rağmen söz konusu topluluğu elimine edememiştir. O nedenle de söz konusu topluluk varlığını sürdürmüştür. Kurtuluş sürecinde istibdatla ilişkisi olan emperyalizm, Cumhuriyet döneminde de bu güruhla ilişkisini devam ettirmiştir. Bu yobazlar güruhu Cumhuriyet’in kurulmuş olduğu ilk dönemlerde İzmir Menemen’de isyan yaptı, ayaklanma çıkarttı, Teğmen Kubilay’ın kafasını keserek öldürdü.

Cumhuriyet söz konusu ayaklanmayı yapan grubu ezdi fakat ideolojilerine karşı hoşgörülü olmaya devam etti. Cumhuriyet devletlerinin tümü zamanında Türk Ordusu ve CHP hep gericileri destekledi, ilerici, devrimci, demokrat, sosyalistleri, Alevileri, Kürtleri imhaya çalıştı. O nedenle ilerici demokrasi güçleri sürekli irtifa kaybederken, mürtecilik güç kazanmaya devam etti. Bu topluluk çok partili sisteme geçişte ilk seçimde, organize bir şekilde yeni kurulmuş olan DP’yi (Demokrat Parti) iktidara taşımıştı. Menderes’in emperyalizme “duvarın ötesine geçerim” demesi sonucu emperyalizmin eli ve izni ile yapılmış olan 27 Mayıs Cuntası bu güruhu biraz geriye itmişti. Buna rağmen Cuntadan sonraki seçimde Demirel’i iktidar yapmıştı. THKO’nun başlatmış olduğu silahlı mücadele sonucu zora dayalı devrim ekolü ve devrimciler öncülüğü ele geçirince 12 Mart 1971 Muhtırası ile Demirel Hükümeti iktidardan indirildi. Sonraki seçimde söz konusu tarihsel ve toplumsal güruh tarafından tekrar iktidara taşındı. Demirel yedeğine Erbakan’ı takmıştı. Ama 12 Eylül’den sonra aynı güruh Turgut Özal’ı iktidar yaptı. Özal’dan sonra tekrar Demirel’in “altı kere gittim, yedi kere geldim” dediği olay oldu.

Aynı toplum kesimi Demirel’i tekrar iktidar yaptı. ABD ve AB bu güruhla birlikte Erdoğan’ı “deliğe süpürmeyerek” kendi çıkarı gereği “ılımlı İslam” olarak iktidar yaptı. Erdoğan bu güruhu devletin sadece kitle gücü değil, aynı zamanda devlet bürokrasisi, devlet yönetiminin elitleri konumuna getirdi. O nedenle Erdoğan taban ile tavanı bir momentte birleştirerek iktidarını tahkim etmiştir. Yaratılmış olan bu sarmal çözülmeden Erdoğan diktatörlüğü sona erdirilemez. Bu gerici sarmalı çözmenin iki anahtarı var. Birisi: Ekonomi, diğeri; söz konusu sarmal içerisinde çeşitli yöntemlerle tutulmaya çalışılan toplum kesimidir. Bunlar sistemle ideolojik ve çıkar ilişkileri içinde değil, fakat bir iktidar alternatifinin olmayışı nedeni ile Erdoğan’ı “kerhen” destekleyen, bazı durumlarda “sessiz çoğunluk” olarak da adlandırılan toplum kesimi. Bu kesimin Erdoğan’a “kerhen” destek olmasının nedenlerinden birisi de AB ve ABD desteğinin Erdoğan’a devam etmesine inanmalarıdır.

Ekonomi tedrici bir şekilde de olsa çöküşe geçmiş durumda. Şu an için yapılan frenlerin hiçbirisi kötüye doğru gidişi durduramadı. Belirtmek gerekir ki ekonominin fren tutmadan kötüye gidişi, iktisadın doğal yasaları gereği değil. İktisadın doğal yasası dışı müdahalesi söz konusu. Bu da Türkiye ekonomisinin iktisadın doğal yasaları dış müdahalelere açık olduğunu net olarak gösteren gerçek bir veridir. Türkiye ekonomisinin anahtarı AB ve ABD’nin elindedir. Çünkü Türkiye’nin ağır sanayisinin tümüne yakını taşıma harekatı ile Türkiye’ye taşınmış olan AB ve ABD sanayisidir. Ticaretin % 75’i yine AB iledir. Borsasının % 70’i AB ve ABD sermayesidir. Erdoğan referandumu kazanmak için “milletim” dediği “yerli ve milli” olarak nitelediği yandaş takımını AB’ye karşı kışkırtmaya çalışırken, AB’ye yapmış olduğu “Nazizm, faşizm” vb. saldırısı sonucu kendi diktatörlüğünü yıkıma mahkum ederken, farkında ve bilincinde olmadan Türkiye ve dünya toplumsal ilerleme sürecine çok önemli bir katkıda bulunuyor.

Erdoğan toplumsal ilerleme, devrim mücadelesine yapmış olduğu çok önemli katkıları bilincinde olmadan yaparken, AB’nin Merkel gibi kurt politikacıları bu gerçeği görüyor, o nedenle de kopuş konusunda Erdoğan kadar iştahlı gözükmüyorlar. “Bu her iki tarafa da zarar verir” diyorlar. Erdoğan’ın AB’ye açmış olduğu bu soğuk savaş ile tarihte ilk kez Türkiye ve Kürdistan devrim ve demokrasi güçleri ile Avrupa’nın devrimci demokrasi güçleri, Batı Rasizmi ve Erdoğan faşizmine karşı birleştiler, birlikte eylem yapıyorlar. Referandumu kazanmak için AB’ye yapmış olduğu düşmanlık Erdoğan’ın ekonomisini çökertirken; AB, Türkiye ve Kürdistan devrimci demokrasi güçlerini Erdoğan faşizmine ve Batı Rasizmine karşı bütünleştiriyor. Erdoğan referandumu kazansa bile AB ile Türkiye ve Kürdistan halklarının böylesine bir birlik içerisine girmeleri: Erdoğan’a diktatörlük yaptırmaz. Erdoğan’ın AB’ye soğuk savaş açması: Eceli yeten kedinin, kralın tahtına işemesi gibi bir konum arz ediyor.

 

Teslim TÖRETeletex News24

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Yorumunuz için teşekkür ediyoruz en kısa zamanda size cevap verilecektir selamlar .

%d blogcu bunu beğendi: