SON ARGÜMANINI DA KAYBETTİ: BİR SEFİLİN MAĞDURLUK SEFALETİ !

Read Time:6 Minute, 10 Second

IMG_1691



1952’den beri Türkiye’nin bütün kilometre taşlarını ABD dikmiş, ABD sökmüştür. 50’li yıllarda “barış gönüllüleri” adı altında CIA’nın en yetkin ajanları Türkiye’yi köy köy, mezra mezra, mahalle mahalle dolaşarak Türkiye’nin sosyolojik, demografik, dinsel, mezhepsel, kimliksel vb. haritasını çıkartmış, çelişki ve ilişkilerini, doku ve dengelerini bütün detayına kadar öğrenmişlerdi. Malatya, Sivas, Maraş, Çorum, Trabzon vb. gibi bir çok ilin, çeşitli yöntemlerle demografik yapısının değiştirilmesi CIA ajanları “barış gönüllülerinin” raporları doğrultusunda yapılmıştı. Türkiye’nin en örgütlü gücü, toplum tarafından en önem verilen kurumu olan Orduyu GLADYO örgütlenmesi ile ele geçirip dilediği gibi kullanmıştı. Orduya iktidardan indirmek istediği iktidarları cunta yaptırarak indirtmiş, istediğini iktidar yapmış, Türkiye sol hareketini orduya ezdirmiş, imha ettirmiş, orduyu yeteri kadar kullandıktan, ordu ile işi bittikten, orduyu çıkarının önünde bir engel olarak gördükten sonra onu da imha etti. ABD Fethullah Gülen’i eldiven gibi eline takarak, “bizim çocuklar” dediği, defalarca cunta yaptırmış olduğu Ordunun Genelkurmay Başkanı dahil önde gelen yüzlerce generallerini hapse koyarak, kozmik odasına girip bütün sırlarını deşifre ederek Orduyu nakavt konumuna getirmiş, Erdoğan’a da bu davanın “savcısı” rolünü oynatmıştı.

Ordunun posası çıkartıldıktan sonra: Zaten ABD üstlenmemiş, Erdoğan da ben yapmadım, Fethullah yaptı diyerek mağduru oynamıştır. Bilvesile Erdoğan “vesayet” diyerek çok şikayetçi olduğu Ordudan kurtulmuştu. Ama CIA orduya yönelik oyunlarını oynamaya devam etti. CIA hem ordunun bazı generallerini 15 Temmuz’da cuntaya teşvik etti, hem de başarısız kalmalarını sağlayarak Orduya bir daha toparlanamayacağı şekilde son darbeyi vurarak çökertti. ABD Türkiye’ye Latin Amerika ülkelerinden farklı bir şekilde yaklaştı. Türkiye’nin kılcal damarlarına kadar girdi. Çünkü soğuk savaş döneminde Türkiye’yi Sovyetler Birliği’ne karşı “ön mevzi” olarak kullandı. Sovyetler Birliği yıkıldıktan, “ılımlı İslam” kuramı hayata geçirilmeye başladıktan sonra da: Türkiye’yi, İslam dünyasını BOP’un çeperinde sürükleyerek globalizme entegre etme işlevinde kullandı. Bu planını daha kolay hayata geçirebilmek için “Avrasya’dan” söz etmeye başlayan Orduyu imha edip, AKP’yi Ordunun, Erdoğan’ı ise Genelkurmayın yerine sokma planını hayata uyarladı. Süreç içerisinde yaşanan hayat ABD’nin “terörist İslam, radikal İslam, ılımlı İslam” kuramı ile birlikte BOP planını da yıktı, tarihin çöplüğüne attı.

Bu planlarını hayata geçirmek için bir proje olarak organize edip, “deliğe süpürmediği” Erdoğan, planların suya düşmesi ile birlikte sap gibi elinde kaldı. Şimdi de Erdoğan’ı ne yapacağını bilemiyor. Çöken Erdoğan planı yerine; yeni, genç, dinamik, gelecek vadeden Kürt dinamizmine sarıldı. Bu bağlamda da dünyada bugüne kadar hiç olmamış bir olgu ile karşılaştı. Kürt dinamizminin çok fazla partneri oldu. Dünyanın iki süper gücü olan ABD ile Rusya, ekonomik alanda Rusya’dan çok ileride sadece askeri bakımdan biraz geride, üçüncü güç konumundaki AB, Kürt dinamizmi ile partner olma bakımından birbiri ile yarış halindeler. ABD Kobane ve yakınlarına üs kurarken, Rusya Afrin’e üs kuruyor. AB, Rojava ve KSF güçlerinin adeta diplomasi merkezi haline geldi. PYD-YPG-SDG-KSF güçleri de bunu dünyada benzeri olmayan diplomasi ve partnerlik ilişkilerinin deneyimli bir öğesi gibi çekip çeviriyor. Böylece Kürt dinamizmi dünyada hiçbir gücün sarsamayacağı, denetimi altına alamayacağı, tek taraflı istismar edemeyeceği, doku ve dengesini bozamayacağı bir kuvvetler ayrımı, güçler dengesi ve dengeler denetimi konumuna geldi.

Dünyanın bütün aktörleri bölge ile ilgili bütün kurgularını Kürt dinamizmi üzerinde yapıyorlar. Bölgede bunlar olurken ABD’nin BOP’a yönelik bütün kuramları çöktü, planları çöpe gitti. Söz konusu planların bir öğesi olan Erdoğan ise devre dışı kalarak gereksiz hale geldi. Erdoğan siyaset sahnesine Kasımpaşa kabadayısı olarak çıktı, fakat siyaset hayatı boyunca hep mağduru, mağduriyeti oynadı. Kabadayılar genellikle mağdur değil mağruru oynarlar, hatta mağdur oldukları konularda bile mağrur geçinirler. Erdoğan Kasımpaşa kabadayısı gibi yürür, mimiklerini onun gibi kullanır, kabadayı paltosunu kabadayı gibi giyer, kabadayı, kabadayı yürür, kabadayı üslubu ile konuşur, aynı kabadayı üslubu ile Suriye Devlet Başkanı Esat’a “Eset git” der, aynı üslupla Irak Başbakanı’na: Sen kim oluyorsun, muhatabım değilsin, klasımda değilsin der, aynı kabadayılıkla, SİSİ’ye Rabia selamı çakar, seni tanımıyorum der, Rusya savaş uçağını düşürtür, “şimdi olsa yine düşürürüm” der, AB’ye, ABD’ye “hey heyler” çeker. Ama sonra da yapmış olduğu bütün bu kabadayılıkların mağduru kendisi olur. Erdoğan yapısal olarak böyleydi de ABD bu halini beğenerek mi bir proje olarak yapılandırdı, yoksa ABD mi Erdoğan’a böyle bir kişilik kazandırdı, bilmiyorum. Hangisi olursa olsun Erdoğan’ın hem kabadayı hem de başarı ile oynadığı mağduriyet oyunu ve projelik rolü kişiliği ile birlikte sona erdi.

Artık bundan böyle ne kabadayılık yapabilir ne de kabadayılığı ile yaratmış olduğu mağduriyete oynayabilir. Bugüne kadar yaratmış olduğu mağduriyetlerin kullanmış olduğu bütün argümanları sona erdi. Elinde kullanacağı hiçbir argümanı kalmadı. Artık Mustafa Kemal’in “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri” demesine heveslenerek TV kanallarına çıkıp: El BAB’dan sonra ilk hedef Membiç, sonra Rakka diyerek başkomutanlık palavraları atamayacaktır. Dışişleri Bakanı çıkıp: Ordumuz Membiç’e girecek, orada PYD varsa vuracak, Membiç’ten Rakka’ya geçecek diyerek yandaşlarına güçlülük payeleri satamayacak. Türk Genelkurmay Başkanı’nın Antalya’ya davet edip, önlerine PYD-YPG-SDG-KSF güçlerini imha planını koyup, Murat Yetkin’in iki gün önceki köşe yazısında yansıtmış olduğu yanıtı alıp, son durağın El BAB olduğunu öğrendikten sonra Membiç, Rakka argümanlarının kullanma tarihi çok gerilerde kaldı. Zaten o gün bu gündür söz konusu argümanı hiç ama hiç kullanmıyorlar, kullanamıyorlar. Ne Membiç’ten, ne Rakka’dan söz edemiyorlar. “Eset git” gibi o dönemin “Emevi Camisi’nde namaz kılma” hikaye ve hayallerinin sadece kullanma tarihi geçmedi, tümü ile ahirete kaldı.

“İsteseler de istemeseler de Musul’un sahasında da, masasında da olacağız” kabadayılanmaları da tarihe karıştı. Bir zamanlar Musul hikayesi de çok önemli bir argüman olarak kullanıldı. “IŞİD’den bize zarar gelmez” hesabı ile Musul Konsolosluğu’nu IŞİD’e bıraktılar. Sonra da uzun süre konsolosluğun personelini kurtaracağız hikayelerini, kurtardıktan sonra da kurtarma kahramanlıklarını argüman olarak kullandılar. Ama hala T. Cumhuriyeti vatandaşları Musul Konsolosluğu hikayesinin gerçek içeriğini bilmiyor. Sadece bir argüman olarak kullanıldığını biliyor. Rusya argümanı da bitti. Uçağını düşürüp “şimdi olsa yine düşürürüm” diyerek efelendi, sonra da mektup yazarak, Putin’in önünde eğilerek “vallahi ben düşürmedim, Fethullah’ın adamları düşürdü” diyerek mağduru oynadı. Rusya Erdoğan’ın Dışişleri Bakanı ve onun cihatçı, şeriatçı örgütleri ile Astana’da toplantı yaptı, peşinden PYD’yi Moskova’ya davet ederek, PYD ile de Suriye’nin geleceğini, anayasasını tartıştı. Basına yansıdığı kadarı ile Erdoğan bu son Moskova gezisinde Putin’den PYD’nin Moskova’daki bürosunu kapatmasını istemiş, buna rağmen PYD’nin Moskova bürosu varlığını devam ettirmiş, üstüne üstlük de Rusya Afrin’de askeri bir üs kurarak Afrin’de var olan demokratik ulus örgütlenmesinin kadrolarını eğitmeye başlamış.

Böylece Rusya da bir argüman olarak kullanılmaktan çıkmış oldu. Artık bir zamanlar tepe tepe kullandığı: Ne Mısır’a vermiş olduğu Rabia selamı, ne “Libya’da NATO’nun ne işi var” efelenmesi, ne de İsrail’e çekmiş olduğu “one minute” zılgıtı herhangi bir işe yarıyor. Tümü de argüman olma niteliğini kaybetmiş durumda. Bütün bu argümanlarını kaybedince bula bula AB’ye “hey hey” çekme argümanını buldu. Nazizm’in en çok zararını çekmiş olan Hollanda ve Almanya’yı Nazi faşizmi ile suçladı. AB’ye çekmiş olduğu bu “hey hey”i her zamanki gibi olmadı. Hollanda ve Almanya aynen Erdoğan’ın tarzı ve üslubu ile Erdoğan’a yanıt verdiler. Erdoğan kadar kabalaşmasalar bile benzeri ve yakın bir kabalık gösterdiler. Erdoğan önceleri “giderim sallarım” gibi laflar etti, sonra bakanını kaçak olarak gönderdi, Dışişler Bakanı gidip kendi konsolosluğunda toplantı yaptı. Karşı taraf çok sertleşince: Deli deliyi görünce değneğini saklarmış dedikleri gibi oldu. Erdoğan baktı olacak gibi değil, “değneğini sakladı”, AB’deki bütün planlarını iptal etti. 16 Nisan sonrasına kalsın diyerek bin bir emekle yaratmış olduğu son argümanını da kaybetti. Şimdi bir sefilin düşmüş olduğu mağduriyetin sefaletini yaşıyor. Şimdilik argümanlarını kaybetti, umarım 16 Nisan’da sandıktan çıkacak HAYIR oyları ile her şeyini kaybeder.

Teslim TÖRE-Teletex News24
22 Mart 2017

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Yorumunuz için teşekkür ediyoruz en kısa zamanda size cevap verilecektir selamlar .

%d blogcu bunu beğendi: