“HAYIR” TÜRKİYE FAŞİZMİNE VURULACAK EN BÜYÜK DARBE OLACAKTIR !

Read Time:5 Minute, 57 Second

T. Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri Türkiyeli devrimcilerin, sosyalistlerin, Alevilerin, Kürtlerin, Ermenilerin, Süryanilerin, Ezidilerin, sistem karşıtı herkesin demokrasi yüzü gördüğü, demokrasi içinde yaşadığı hiç görülmedi. Cumhuriyet de Türkiye’nin bu toplumsal dokularını ezerek, onları dışlayarak, örgütlü ve organize yapılarını bozarak, sistem dışı bırakarak oluşturuldu. Bektaşilerin, Alevilerin örgütlü ve organize yapısı konumunda olan Tekke ve Zaviyeler yasaklandı. Alevilerin yasama, yargı, yürütme yapısı olan Cemler illegal konuma sokuldu. Alevi-Bektaşiler örgütsüz, organizesiz bırakılarak tepelerine Diyanet İşleri Başkanlığı dikilerek yoğun, korkunç ve hoyratça bir asimilasyona tabi kılındı. Cemler basıldı, cemlere katılmış olanların toplu tutuklamaları, sorgulamaları yapıldı. Sorgularında “çıra söndürdünüz mü, kim kime ne yaptı?” sorgulaması vardı. Alevilerin Cemlerde “çıra söndü (mum sondü) yaptıkları, ana bacı tanımadan kim kimi yakalarsa” yalan ve iftirası bütün ülke çapına yayıldı.

 

Ben kendim de bunun tanığı oldum. Orta okuldayken arkadaşlarım bana “siz ‘çıra söndü yapıp’ ana bacı tanımadan yapıyormuşsunuz, sende yaptın mı?” diye söylüyorlardı. Tabi ki ben de onlara küfrediyordum. Bu nedenle çok sık kavga ediyorduk, tabi çoğu kez de ben dayak yiyordum. Annem bana “kendini inkâr etme, her yerde Alevi olduğunu söyle” diyordu. Ben de annemin dediğini yapıyordum, kendimi inkâr etmiyordum. Sonra öğrendim ki okulun üçte ikisi Aleviymiş, onların aileleri “Alevi olduğunuzu söylemeyin” diye tembih ettikleri için Alevi olduklarını gizliyorlarmış. Alevilik her şeyi ile illegaliteye itilmişti. Aleviler devlet dairelerine, memurluğa alınmadı, okulda, sokakta, pazarda, yolda yolakta kimse “ben Aleviyim” diyemedi, her alanda “mahalle baskısı” uygulandı. K. Maraş, Sivas, Malatya, Çorum’da Alevilere yönelik toplu katliamlar yapıldı. Aynı şey fazlası ile Kürtler için de geçerliydi. Cumhuriyet soykırım siftahını Kürt-Alevi olması nedeniyle Dersim’de yaptı. Dersim’de isyan falan yokken “isyan ettiler” gerekçesi ile çocuk, yaşlı, genç, kadın demeden on binlerce insanı katlettiler. Öldüremediklerini de sürgünlere gönderdiler. Kelimenin gerçek anlamı ile bir soykırım uyguladılar. Küçük çocukları asimile etmek için genel olarak subaylara evlatlık verdiler.

 

 

faşizm ile ilgili görsel sonucu

 

 

“Şeyh Sait isyanı” diyerek Kürtleri katliamdan geçirdiler. Demirel’in PKK’yi kastederek, “28 kez isyan ettiler, 28 kez bastırıldı, bu da bastırılacaktır” dediği gibi, Cumhuriyet boyu Kürtler hep baskı altına alındı, katledildi, soykırımlardan geçirildi. 27 Mayıs, sözüm ona güya ilerici bir askeri darbe gibi lanse edildi. Ne kadar Kürt aydını varsa hapse kondu işkencelerden geçirildi. 12 Mart sadece devrimci demokrasi, sosyalistler ve Kürtlere karşı yapıldı. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan asılarak katledildi. Devletin yapmış olduğu bu katliamdan sonra Demirel Başbakanken: “Şimdi olsa on yıl hapis giyerlerdi, ama o zaman öyleydi” diyerek T. Cumhuriyeti devletinin kendi muhalifleri için ne kadar adaletsiz, merhametsiz, vicdansız olduğunu gösterdi. Mahir Çayan ve yoldaşları Kızıldere’de bir köy evinin içinde havan topları ile imha edildi, sonradan içeriye girilerek sağ kalanlar da kurşunlanarak katledildi. Devrimciler, solcular, sosyalistler cezaevlerine dolduruldu. İşkencelerden geçirildi. 12 Eylül faşizmi de öyle. Kürtleri, solcuları, sosyalistleri, devrimci demokratları ağır işkencelerden geçirdi. Sokakta katliamlar yaparak faili meçhule getirdi.

 

Göz göre göre cinayet işledi, faili belli cinayetleri “faili meçhuller” olarak kayıtlara geçti. Kitlesel göçertmelerle Türkiye’nin demografik yapısını bozdu, toplumsal doku ve dengelerini alt üst etti. K. Kürdistan’da binlerce köy boşalttı, yaktı, yıktı viraneler yarattı. Cezaevlerini sosyalist, devrimci demokrat ve Özgürlükçü Kürtlerle doldurdu. Şimdi de üç aşağı beş yukarı aynı şeyi, devlet güçlerini de aynı kapsama alıp kapsamını daha da genişleterek Erdoğan yapıyor. Polisler, askerler birbirini gözaltına almak, birbirinin boynuna basarak arabaya bindirmek, sorgulamak, yargılamak, tutuklamakla meşguller. Erdoğan devleti, düşman cephesi ve suçlu repertuarını epeyce genişletti. Eskiden devlet solcular, sosyalistler, devrimci demokratlar, Kürtleri düşman olarak görür, hırpalar, güçsüz kaldığı durumda da bunlara karşı cuntalar yapılır, işkenceler uygulanır, sorgulanır, hapse konurdu. Şimdi Erdoğan devletinin düşman cephesi devlet ricali ile genişledi, “devlete ihanet eden” devlet amir ve memur suçlularla da suçlu repertuarı alabildiğine genişledi. Muvazzaf, emekli general, albay, yarbay rütbeli askerler, polis müdürleri, emniyet amirleri, rütbesiz polisler, devletin yeni suçluları haline gelip suçlular repertuarını büyüttüler. Devletin eski mensuplarının neredeyse yarıya yakını hapiste, işten atılmış, açıkta, ancak geriye kalan yarısı iş başında kalmış durumda. Devlet devlete karşı gibi bir ortam yaşanıyor.

 

T. Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana hiçbir zaman demokratik bir devlet ve Cumhuriyet olmadı. Hep siyasi gerici ve askeri faşist diktatörlerce yönetildi. Askeri diktatörlük ve faşist yönetimlerin tümü “Kemalizm” adına geldi, diktatörlüklerini Kemalizm adına sürdürdüler. Askeri diktatörlüklerden sonra gelen tüm sivil siyasi gericilikler ise demokrasi vaadi ile geldi, fakat demokrasinin -D-sini bile uygulamadılar. Demokrasi adına gelen sivil yönetimlerin tümü gerici diktatörlükler uyguladılar. Ama ne askeri diktatörlük yönetimleri, ne de sivil gericiliklerin hiçbirisi Erdoğanvari bir şey yapmadı. “Herkes sakız çiğner, Arap kızı tadını çıkartır” dedikleri gibi bu ülke çok askeri diktatörlük, siyasi gericilik gördü fakat Erdoğan gibisini hiç görmedi. Bugüne kadar görülmüş olan asker sivil diktatörlüklerin tümünün tadını Erdoğan çıkarttı. Bugüne kadar görmüş olduğumuz askeri diktatörlüklere de, sivil gericiliklere de benzemeyen bir diktatörlük modeli yarattı. Ama hiçbir diktatörün olmadığı kadar da demokrasiye yakın bir konuma geldi.

 

Özellikle de bu son moda olarak icat etmiş olduğu Evet-Hayır referandumu ile sadece Erdoğan ve diktatörlüğünden değil, T. Cumhuriyeti devletinin doğuşundan beri taşımış olduğu anti-demokratik yapısından kurtulmanın bile yolu açılabilir. Herkesin bildiği gibi bu referandum Türkiye’de yapılacak ilk referandum değil. Yedi ya da sekizinci referandum olacak. Bugüne kadar yapılan referandumların hiçbirisi bu kadar çekişmeli olmamıştı. Toplumun önemsediği, o zeminde ayrıştığı, ayrışırken de organize olduğu başka bir referandum olmamıştı. Tabi ki; 12 Eylül Anayasası da toplum tarafından önemsenmişti, fakat o zaman taraflar yoktu. Kenan Evren: Teminatı benim, evet derseniz giderim, hayır derseniz kalırım diye açıklama yapınca taraflar bitmişti. Toplumun %90’ı: Aman gitsin de diyerek “Evet” deyip Kenen Evren’den kurtulacağını sanarak aldanmıştı. Çünkü gitmemiş, Cumhurbaşkanı olarak kalmaya devam etmişti. Zaten “Hayır” da yasaklanmıştı. Hayır şarkısı söylemek bile yasaktı. Sadece “Evet” serbestti. Sandıkta da “Evet” çıktı. Ama bu Evet-Hayır referandumu Kenan Evren referandumu gibi değil.

 

Erdoğan devleti her ne kadar HAYIRcıları “terörist” ilan etse de artık toplumun önemli bir kesimi Erdoğan’ı da, onun söylemlerini de fazla kâle almıyor. Erdoğan ve söylediklerini sadece yandaşları kâle alıyor ve sözlerine önem veriyor. Bu Evet-Hayır referandumu yandaşlarda bile bir çözülme yaratmaya başladı. Evet-Hayır’dan dolayı toplum içinde oluşmuş olan ayrışma yandaşlar arasında da kendine zemin yarattı. Bir çok yandaş Evet-Hayır tartışmasından önce Erdoğan’ı ve yaptıklarını fazla sorgulamıyordu. Evet-Hayır referandumu konuşulmaya başladıktan sonra basına yansıdığı kadarı ile yandaşın bir kısmı: “Ne yapmak istedi de yapamadı ki bir de evet istiyor?” gibisinden bir sorgulama gereksinimi duymaya başlamış. Anlaşıldığı kadarıyla Evet-Hayır yandaşın hiç olmazsa bir kesimini de sorgulamaya itti. Yandaşta bir sorgulama başladığı gibi Erdoğan’ın şimdiye kadar bol bol kullandığı argümanları da tükendi. Bundan önceki seçimlerde kullanmış olduğu argümanları artık kullanamıyor. Her fırsatta kullanmış olduğu en önemli argümanı olan savaş argümanını artık kullanamaz.

 

Erdoğan’ın savaş argümanı El BAB’da çamura battı, çıkması zor. Ekonomide “nereden nereye” zılgıtı bitti, dış politikada “dostum Putin” deyip AB ve ABD’ye faça satma faslı sona erdi Kürt sorununa “çözüm”, Alevi sorununa “çalıştay” gibi oyuncaklar bitti, demokratikleşeme yalanı ayyuka çıktı. Bugüne kadar kullanmış olduğu manipülatif argümanların tümü iflas etti. Yalan makinası artık yeterince yalan üretemiyor. Toplum üzerinde Evet manipülasyonu yaratacak argümanlarla birlikte yalanları da sona erdi. Ama HAYIR’ın uygulayacağı çok fazla argümanı var. Her şey bir yana Türkiye tarihinde aynı cephede bugüne kadar hiç yer almamış ve yer alabileceği dahi düşünülemeyen toplum kesimleri ve siyasal yelpazeler Erdoğan’ın “Evet’ine” karşı HAYIR cephesinde buluşmuş durumdalar. HAYIR çok renkli ve rengi kadar da çok argümanı oluştu.

 

 

Teslim TÖRE-MEZOPOTAMİA NEWS 

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Yorumunuz için teşekkür ediyoruz en kısa zamanda size cevap verilecektir selamlar .

%d blogcu bunu beğendi: