KÜRT DÜŞMANLIĞI KAZANDIRMADI, KAZANDIRMAZ !

Read Time:6 Minute, 16 Second

Emperyalizm ve bölge işbirlikçileri bir asır önce kendi aralarında anlaşarak Kürt ulusu ve ülkesi Kürdistan’ı dört ülke (Türkiye, Suriye, Irak, İran) arasında dört parçaya ayırarak Kürt ulusunu ülkesi ile birlikte yok etmeyi planladılar. Kürt ulusu tarih boyu hiçbir ulusun başına gelmemiş olan bu insanlık suçu karşısında binlerce yıllar Kürt ulusunu kaynaştırmış olan kapitalizm öncesi doğal ve katışıksız ulusal kültürüne dayanarak imha ve korkunç soykırım karşısında bir asır direndi. İnsanlık ve insani değerler düşmanı emperyalizm ve bölgesel işbirlikçilerinin bir ulusu toplumsal doku ve dayanakları ile birlikte yok etme çabası karşısında Kürt Halkı çetin ceviz çıktı, çelik çekirdek olup insanlık düşmanlarının midelerinin hazmedemeyeceği bir konum yarattı. Bölgede egemen kıldıkları işbirlikçi kapitalizm karşısında ulusal doğallığını korudu. Bir asır sonra düşmanları emperyalizm ve bölge işbirlikçilerinin arasındaki çelişki nedeni ile Kürt ulusu, etrafına örülmüş olan çemberi yırttı, sınır çitlerini dağıttı, demokratik bir ulus olarak bölge halklarına bir kurtuluş planı, projesi, kuramı sundu. Kürt ulusu için yepyeni bir tarihsel süreç, onunla birlikte fırsatlar ve tabi ki yeni tehlikeler dönemi başladı.

Tabi ki dünya konjonktürü değişti, emperyalizm değişti, ama Kürt Halkına olan düşmanlıklar değişmedi. Kürt Halkının düşmanlarında da belli kırılmalar oldu. Artık Irak devleti istese de eskisi kadar düşmanlık yapamaz. Çünkü o kadar gücü yok. Suriye de öyle, Suriye BAAS rejiminin Kürt Halkına olan düşmanlığı fazla değişmedi, fakat güçler dengesi çok değişti, istese de eskisi kadar Kürt düşmanlığı yapamaz. İran eski yerinde duruyor. Şimdilik fazla bir hareketlilik yoktur fakat henüz sorun çözülmüş değil. Şu durumda en azılı Kürt düşmanlığını Erdoğan Türkiyesi yapıyor. Erdoğan Türkiyesi Kürt düşmanlığını hem Kürtleri bölüp güçten düşürerek, hem de genel anlamda bodoslamadan saldırarak yapıyor. Kürtleri içten yarmayı Sünni mezhebi ve Kürt milliyetçiliği temelinde yapıyor. Belki Barzani’de de vardı, belki de Erdoğan’dan bulaştı dini temelde, Sünniliği öne çıkartarak Kürt Halkında zaten var olan ve güçlü seküler anlayışla dinciliğin çelişkilerini çatıştırmaya çalışıyor. Kürt milliyetçiliği konusunda da Barzani’yi destekleyerek APO’nun demokratik ulus, demokratik devlet ve federasyon kuramı ile çeliştirmek, Kürtleri içten bölmek, parçalamak için elinden geleni yapıyor. 
 

Barzani’yi bu yöntemlerle avuturken Rojava’yı yok etmeye, Kürt Halkının Suriye’de kanı, canı pahasına elde etmiş olduğu kazanımları imhaya çalışıyor. Rojava’da Kürtleri kazanımları ile birlikte yok etmeye çalışırken K. Kürdistan’ı yerle bir etti. Kürt ve Türkiye Halklarının partisi olan HDP’yi yasal olarak resmen kapatmadı, fakat eş başkanlarını, milletvekillerini hapse koyarak binlerce çalışanını işkenceden geçirip zindana atarak fiilen kapatmış oldu. K. Kürdistan’ı yıkıma uğratırken binlerce çocuk, kadın, yaşlı, genç Kürt’ü de faili meçhule gelecek şekilde katletti. Korkunç katliamlar karşısında ne bir dava, ne bir mahkeme, ne de bir iddianame var. Bütün dünyanın gözü önünde K. Kürdistan’ı tankları, topları, savaş uçakları ile yıkıp, yerle bir etti, binlerce insanı katletti, insanlıktan ses seda yok. Şerrinde kâr gördüğü için Rojava’yı da K. Kürdistan gibi yıkıp yok etmek için planlar yapıyor. Yapmakta olduğu planları da gizlemiyor, açık açık bütün dünyaya ilan ediyor. Erdoğan’ın bilmesi gerekir ki artık Kürt hediği taşlı bir hediktir, sadece Erdoğan değil başkaları da rahat rahat rahat yiyemezler, dişleri kırılır.
 

Artık Kürtler sadece bölgede değil, mevcut dünya konjonktüründe de bir aktör durumundadırlar. Mevcut dünya konjonktürü İngiliz emperyalizminin Arabistan ve Kürdistan’ı cetvelle çizerek dağıttığı konjonktür değil. Mevcut dünya konjonktürü Birinci Cihan Savaşı dönemindeki gibi tek kutuplu değil, çok kutuplu ve her bir kutbundan bir diğerine, hatta AB’nin bile ABD’den farklı bir duruş sergilediği bir konjonktürdür. Dünya konjonktüründeki bu çok kutupluluk bütün ilişki ve çelişkileri ile bölgemiz Ortadoğu’ya da yansımış, bu bölgenin bir aktörü haline gelmiş olan Kürt dinamizmini de konjonktürün kapsamına almıştır. O nedenle Kürtler hem bölge hem de dünya konjonktüründe bir aktör konumuna gelmiştir. Kürtlerin bölgedeki konumu iç dinamizmi ifade ederken, dünya çapındaki konumu küresel aktörlerle arasındaki dengelerle ifade edebiliyor. Kürtler rollerini iyi oynayıp, kutuplar arasındaki dengeleri doğru değerlendirebilirlerse, mevcut konjonktür Kürtlere ele geçmez bir fırsat, düşmanlarına ise korkunç bir handikap yaratacaktır. Mevcut küresel kutuplar arasında Kürt Halkına en olumlu gelecek olan ABD destekli AB’dir. ABD emperyalist yılan ve çıyanların en korkunç olanıdır. ABD emperyalistlik tarihinde herhangi bir halka zerre kadar yarar sağlamamıştır. ABD’nin bugüne kadar insanlık tarihine katmış olduğu hiçbir insani değeri yoktur.
 

Tarihi boyunca insanlığa hep zulüm, kan, gözyaşı, savaş, katliam, zor, zorbalık ve insanlık dışılıklar vermiştir. ABD, tarihinde ilk kez Kürtlere katkıda bulunmuş, onlara kendi makus talihlerini yenme fırsatı vermiştir. Bunu Kürt Halkının kara kaşı, kara gözü için değil, yüzde yüz kendi çıkarı için yaptı. Saddam Hüseyin Irakı İsrail için bir tehlike arz ediyordu. Dağıtması gerekiyordu, gerekçe yaratarak vurdu. İran-Irak savaşında zımni bir şekilde Irak’ı destekledi. Savaş sonrası Saddam’a yem olarak Kuveyt’i oltaya taktı. Saddam yuttu zoka gibi. Saddam’ın boğazını sıkıp Kuveyt’i boğazından aldı. Devamında “kitle imha silahı var” yalanını yaydı, bu gerekçe ile Saddam’ın Irakı’nı vurdu, dağıttı. Saddam’ın Irakı’nı İsrail için bir tehlike olmaktan çıkarttı, ama bu İran’ın işine yaradı. Irak Şii egemenliğine girdi. ABD buna karşın G. Kürdistan’ı destekledi, özerkliğini tanıdı. Bu bağlamda bir denge oluşturdu. Rojava ise ABD’nin Suriye sahasındaki tek umudu, Rusya ve Suriye BAAS yönetimi karşısında tutunabileceği tek dal konumunda.
 

Bu nedenle ABD’nin Suriye’de tutunabilmesi, gelecekte oluşacak Suriye yönetiminde dolaylı da olsa katılımcı olması, bölgedeki yerini pekiştirmesi için PYD-YPG, dolayısı ile KSF ABD‘nin olmazsa olmazı konumuna geldi. ABD KSF için çok tehlikeli bir partnerdir. Çıkarına denk geldiğinde satar. Ama eli mahkum. Ya Suriye’den elini eteğini çeker ya da tek dayanağı olan KSF ile ilişkiye devam eder. ABD çıkarı için partnerlerini çok satmıştır, ama her zaman da çıkarının kölesi olmuştur. Rojava’da da öyle olacağa benziyor. Kaldı ki Trump Putin’le anlaşıp, Kürtleri Erdoğan ve Esat’a feda etmeye kalksa bile AB aktörü Rojava’ya mutlaka taraf olacaktır. AB artık kendi başına bir kutup olmaya karar vermiş durumda. AB halkları Rojava’ya çok sempati duyuyor. Rojava’nın kanton sistemi de AB’ye fazla yabancı bir sistem değil. Erdoğan ve devleti bu somut gerçeklerin hiçbirisini görmüyor, göremiyor ya da görmek istemiyor. O nedenle de T. Cumhuriyeti’nin bir asıra yakın Kürt düşmanlığı politikasında hiç bir esneme yapmıyor. Tersine, düşmanlığını daha da katmerleştiriyor. ABD ile bozuşmayı bile göze alarak Rojava’ya saldırma, imha etme teranesini tekrarlayıp duruyor. 
 

Aslında ufak tefek saldırıları yapıyor da. Rojava politik davranıyor, bilerek sineye çekiyor, yanıt vermiyor. Türkiye ve Türkiye Halklarının çıkarı Kürtlere düşmanlıkta, savaşta değil. Türkiye’nin ve Halklarının çıkarı Kürtlerle barışta, dostlukta, kardeşliktedir. Sadece Türkiye ve Türkiye Halklarının değil, bölge Halklarının çıkarı da Kürtlerle barışta, kardeşlikte, dostluktadır. Kürtler bütün halklar için bir damdan düşendir. Acının, baskının, zulmün her türlüsünü yaşamış ve çekmiş bir halktır Kürt Halkı. Kürt Halkı bu yapısal özelliğinden dolayı, KSF yapısında da görüldüğü gibi bölge halklarının yapıştırıcı harcı bile olabilir. Ama Erdoğan’ın bu taraklarda bezi yoktur. O Kürt düşmanlığını kendine iman meselesi yapmış. Bir zamanlar Kürt Halkını dinle aldatacağını sanarak din ticareti yaptı. Kürt Halkı perdenin arka tarafını görüp, yanaşmadı. Erdoğan’ın, dini Kürtleri uyutmak için kullandığını anlar anlamaz Erdoğan’dan uzaklaştı. Erdoğan da Kürtlere olan kinini kusarak savaş açtı Kürtlerin evini ocağını yıktı. “Mart’ı bekleyin, Nisan’ı bekleyin” diyen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu bir süre sonra “ya bitecek ya bitecek” diyen Tansu Çiller’in konumuna düşecektir.
 

Kürt Halkına karşı dostluğu bırakıp düşmanlığı körükleyen bütün T.C. Yöneticileri tarihin derinliklerindeki yerlerini almışlardır. Kürt Halkına kin, nefret ve düşmanlık kusan Erdoğan da kendisinden öncekilerin olduğu yere gidecektir. Sadece Türkiye’de değil, bölgede de öyle; Kürt Halkının dostları kazanacak, düşmanları kaybedecektir. Çünkü diyalektik ve tarihsel materyalizm ezen ezilen denklemindeki doğa yasası gereği Kürtlerin önüne ezenlerin ezileceği, ezilenlerin ezilmekten kurtulacağı gibi bir tarihi süreç koymuştur. Ezen ezilen çelişkisinin odağında doğa yasaları böyle işliyor, hiçbir güç bu doğa yasasını geriye çeviremez.  


Teslim TÖRE – tendurekpost 

Happy
Happy
0 %
Sad
Sad
0 %
Excited
Excited
0 %
Sleepy
Sleepy
0 %
Angry
Angry
0 %
Surprise
Surprise
0 %

Average Rating

5 Star
0%
4 Star
0%
3 Star
0%
2 Star
0%
1 Star
0%

Yorumunuz için teşekkür ediyoruz en kısa zamanda size cevap verilecektir selamlar .

%d blogcu bunu beğendi: